27 Aralık 2013 Cuma

“Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var,”


     Bismillahirrahmanirrahim
     وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا
     Ve taâmen zâ gussatin ve azâben elîmâ(elîmen).
     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 13. Ayet

 
Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 12. Ayetinde  tağutlar için bugağılardan ve cehennemden söz edilmekte; 13. Ayette de iki ilave daha yapılmaktadır: Boğazdan zor geçen bir yiyecek ve korkunç bir azap.
 
“(Ve) O inkarcılar için âhirette (boğaza tıkanıp duran) zakkum ağacı gibi (bir yiyecek ve pek acıklı) elem verici (bir azap vardır) ki: Pek müthiştir, onun mahiyetini. şiddet derecesini ancak gaybı bilen Allâh-ü Teâlâ bilir.” (1)

 “Razî şöyle der: Bu dört mertebeyi ruhani cezalar şeklinde yorumlamak da mümkündür:

 Enkâl, nefsin cismâni ilgiler ve bedensel lezzetler bağına bağlanıp kalmasıdır. Çünkü nefis dünyada bunlara sevgi ve arzu yatkınlığı kazanmış olduğu için bedenden ayrıldıktan sonra hasret ve kaygısı artar, kazanç aletleri harap olmuş kalmamış bulunduğu için, daha evvel elde ettiği meleke ve yatkınlık onun kurtulup da ruh ve huzur âlemine geçmesini engelleyen engeller, tomruklar halini alır. Sonra o ruhani bağlantılardan ruhani ateşler çıkar. Çünkü nefsin bedensel durumlara aşırı meyli ile beraber onları elde etme imkanı bulamaması, bir kimse aradığı şeyi bulamayınca gönlünün yanması gibi, şiddetli bir iç yanmasını gerektirir ki, işte o ikinci mertebe, yani âyette anlatılan "cehim" dir. Sonra da o yoksunluk tasalarını ve ayrılık elemlerini yutmaya uğraşır ki, işte bu da "taâmen zâ gussa"dır. Daha sonra o bu içinde bulunduğu durumlar sebebiyle ilâhî nurun tecellisini görmekten ve mukaddes varlıklar zincirine katılmaktan yoksun kalır ki, bu da hepsinden şiddetli olan "azaben elima"dır.

 Razi bunları söyledikten sonra özellikle şu hatırlatmayı yapmayı da unutmayıp şöyle der:

 
Sözüm yanlış anlaşılmasın. Ben, âyetten maksat, yalnız bu ruhani mânâlardır, demek istemiyorum. Diyorum ki, âyet hem cismani, hem de ruhanî dört mertebenin meydana gelmesini ifade eder. Âyeti her ikisine de yorumlamak imkânsız değildir. Her ne kadar lafız, cismani mertebelere göre hakikat, ruhanî mertebelere göre meşhur ve herkesin bildiği mecaz ise de. Yani genel mecaz ile hakikat ve mecazı bir araya toplamak veya işaret ve delalet sahih olur.
 
Buna ipucu (karine) da sûrenin başından beri gelen açıklamaların yalnız maddiliğe mahsus olmaması ve elem ve sıkıntıların maddeden çok ruh ile ilgili bir iş olmasıdır. Zira ruh ile ilgisi olmayan bir cansız varlığın yanarken azap çekmesi tasavvur olunamaz.” (2)

 Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

------------------------------

 
1.      Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri;  http://www.tahavi.com/tefsir/073.html

2.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili http://www.kuranikerim.com/telmalili/muzzemmil.htm




******************************************
*************************************









16 Aralık 2013 Pazartesi

“Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var!”

     Bismillahirrahmanirrahim
     إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالًا وَجَحِيمًا    
     İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ (cahîmen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 12. Ayet

 

Allah (cc) Hz. Muhammed’e (sav) Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 11. Ayetinde  “Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara.”buyururken  hem tağutları tehdit etmekte, hem düzelirler umuduyla onlara sure tanımaktadır. Ayrıca peygamber de olsa Allahla kul arasına kimsenin girmemesi işaretini vermektedir. Yine peygamberlerde ve başkalarında bulunamayacak azap aletlerini bu surenin 12 ve 13. Ayetlerinde saymaktadır.

 Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 12. Ayetinde ise bugağılardan ve cehennemden söz edilmektedir.

 “Cehennemde bunların ayaklarına zincir vurulmuş olması, bunların kaçma tehlikeleri olduğu için değildir. Aslında yerlerinden kalkamamaları için bir azap ve cezadır.” (1)

Ali Küçük Hoca, bu ayetleri açıklarken Müslümanlara emperyalistlerin, emperyalizmin ürettiği kurumların ve despotların geçirdiği boyunduruklardan söz ediyor. Ali Küçük’ün, Tağutlar için olan boyundurukların,  cehennemin bu dünyada Müslümanlara uygulanır olmasını bu ayette konu etmesi ilginçtir. (2)

 Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

----------------------

1.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri), http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_16_archive.html

2.      Küçük, Ali;  Besair’ul Kur’an Müzemmil Suresi 12. ayet; http://besairulkuran.blogspot.com/2012/12/muzzemmil-suresi.html




******************************************
*************************************


18 Kasım 2013 Pazartesi

“Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara.”

      Bismillahirrahmanirrahim
         وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا          
     Ve zernî vel mukezzibîne ulîn na’meti ve mehhilhum kalîlâ(kalîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 11. Ayet
 

      Allah, Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 11. Ayetinde müşrikleri ve benzerlerini tehtit etmekte, Hz. Muhammed’e onları kendisine bırakmasını ve onlara sure tanımasını buyurmaktadır:

      “ (Ve) Ey Resulüm!. (O nîmet sahipleri o yalancıları) Nail oldukları nîmetlerin, dünyevî servetlerin şükrünü yerine getirmeyen, Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini tasdik eylemeyen Kureyş reisleri olan müşrikler gibi inkarcıları (bana bırak) onların cezalarını bana havale et, ben onlardan senin intikamını alırım: Onları lâyık oldukları cezalara kavuştururum. (Ve onlara biraz mühlet ver) biraz zaman beklesinler, tâ ki: Haklarında takdir edilen zaman geliversin, o vakit cezalarına çarpılmış olacaklardır.

     Rivayete göre bu âyet-i kerîme, Kureyş'in ileri gelenleri hakkında nazil olmuştur. Onlar Islâmiyetle alay ediyorlardı, bu âyet-i celîlenin inişinden biraz sonra Bedr gazvesinde lâyık oldukları dünyevî helake mâruz kalmışlardır. Uhrevî azapları ise elbette ki, daha müthiştir. İşte Yüce Yaratıcı onlara da işaret buyuruyor.” (1)

     Mevdudi bu konuda bir genelleme yapmaktadır:

      “Bu şuna işarettir: Mekke'de o yalanlayan ve türlü hileler ile Allah Rasulü'ne karşı halkın taassubunu kışkırtanlar kavimlerinin zengin olanları idiler. Çünkü İslâm inkilâbına çağrı onlara dokunmaktaydı. Kur'an-ı Kerim bize bunun sadece Hz. Muhammed'e (s.a) yönelik bir şey olmadığını bildirmektedir. Her zaman ıslahatçı bir harekete hep bu zenginler sınıfı karşı çıkmışlardı. Açıklama için bkz. Araf: 60, 66, 75, 88. ayetler. el-Muminun 33. ve es-Sebe: 34,35, ez-Zuhruf: 23.” (2)

     Müddesir Suresi 11. Ayetinde de “Benimle, yarattığım kişiyi başbaşa bırak!” deniyor. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu ayetleri açıklarken Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini belirtiyor.

      Yılmaz da sabretmedeki yarara örnek veriyor:

      “Bu yalanlayıcılardan bir kısmının imana gelmesi muhtemeldir. Onlara süre verilmelidir. Süreyi iyi kullanmadıkları takdirde Allah tarafından mutlaka cezalandırılacakları unutulmamalı, bu konuda aceleci davranılmamalıdır.

     Nitekim başlangıçta bu yalanlayıcıların en şerlisi olan Velid b. Muğîre'nin oğlu Halid daha sonra iman etmiş, İslâm'ın bayraktarı olmuştur.” (3)
 
     Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli
 
------------------------

 
1.      Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı KeriminTürkçe Meali Alisi veTefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/073.html

2.        Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri), http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_16_archive.html

3.      Yılmaz, Hakkı; İşte Kur’an, http://www.istekuran.com/index.php?page=muzemmil

 
Ayrıca bakınız:


 
******************************************
*************************************

 

 

 

 

1 Kasım 2013 Cuma

“Onların söylediklerine sabret! Ve güzelce ayrıl onlardan.”

      Bismillahirrahmanirrahim
     وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا    
     Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecren cemîlâ(cemîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 10. Ayet
 

      Allah, Hz. Muhammed’e  Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  10. Ayetinde onların, yani müşriklerin çirkin söz ve hareketlerine karşı sabırlı olması ve onların yanından güzelce ayrılması direktifini vermektedir. Hz. Muhammed’in davadan, tebliğden ayrılması istenmemekte; tekrar tebliğ için müşriklerin yanına gidebilmesi için güzelce ayrılmasını, bu arada üzülmemesini istemektedir. Müfessirler bu ayeti  birbirine benzer biçimde açıklamışlardır:

      “İnsanların en önemli işleri asıl olarak sadece iki durumla sınırlandırılmıştır:

       Birisi Allah ile olan muamelelerin nasıl olacağı, birisi de yaratıklarla olan muamelelerin nasıl olacağıdır. Birinci kısım daha önemli olduğu için sûrenin başından buraya kadar onunla ilgili esaslar açıklandıktan sonra, ikinci kısım için de buyruluyor ki;

     Onu vekil tut ve başkalarının diyeceklerine sabret ve onları bir hecr-i cemil ile terket, şimdilik hallerine bırak.

    Hecr-ı cemil, kalben ve fikren onlardan uzak durup yaptıkları işlerde onlara uymamakla beraber kötülülerine karşılık vermeye kalkışmayıp hoşgörü, idare ve güzel ahlâk ile güzel bir muhalefet yapmaktır. Bunun benzeri, "Onun için sen kendilerine aldırma, onlara öğüt ver."(Nisa, 4/63) "Ve cahillerden yüz çevir."(A'râf, 7/199) "Onlardan yüz çevir." (En'âm, 6/68) ve "Bizden yana her bakımdan selamette olunuz. Biz cahillik edenleri aramayız." (Kasas, 28/55) âyetleridir.

     Râzi der ki: Bir kısım tefsirciler bu âyetin "savaş" emrinden önce inip sonra savaş emri ile hükmünün kaldırıldığı görüşünü benimsemişlerdir. Diğer bazı âlimler ise, bunun kabul edilmeye daha çok vesile olan şeyler hususunda Allah'ın iznine tutunmak olduğunu ve bu gibi hususların hükmünün kaldırılamıyacağını söylemişlerdir ki, en sahih olan da budur" (1)

      “Gece ibadetine ve Allah'ı anmaya ilişkin direktifi izleyen bu ayetlerde Peygamberimizin sabretmeye yöneltildiği görülüyor. Çünkü gece ibadeti ve zikir ile sabır bu çağrı hareketinin uzun ve sıkıntılı yolu boyunca kalbi besleyecek olan iki önemli ve birbirinden ayrılmaz azık türüdürler. Bu iki azık türü, bu çağrının hem vicdanların kuytu köşelerine yönelik iç yolculuğu sırasında hem de çağrının düşmanlarına yönelik dış yolculuğu sırasında aynı oranda gereklidir. Çünkü her iki yolculuk da aynı derecede zor ve sıkıntılıdır. Bu yüzden Peygamberimize "Müşriklerin senin için söylediklerine sabret" direktifi veriliyor. Yani müşriklerin kin ve nefret güdüsü ile senin hakkında söyledikleri bütün çirkin sözleri sabırla karşıla. Bunun yanısıra;

           "Yanlarından nazik bir şekilde ayrıl."

      Yani onları paylama, onlara kızma, onlara küsme, onlara kırıcı karşılıklar verme. Bu direktif, bu çağrı hareketin Mekke dönemine -Özellikle bu dönemin ilk yıllarına- ilişkin yöntemini yansıtıyor. Bu yöntem sırf kalplere ve vicdanlara seslenmekten, soğukkanlı duyurma ve anlatma girişiminden ibaretti.

     Kaba davranışları ve yalanlamaları nezaketle karşılayarak tartışma ortamından tatlılıkla ayrılmak Allah'ı anmanın yanısıra sabırlı olmayı gerektirir. Yüce Allah bütün peygamberlerine ve bu peygamberlere inanan "mümin" kullarına ısrarla sabırlı olmayı öğütlemiştir.

     Sabır bu davayı omuzlayacak kimselerin azığı, cephanesi, kalkanı, silahı, sığınağı ve korunağıdır. Sabır, cihaddır. Nefse karşı, nefsin arzu ve ihtiraslarına karşı, nefsin sapmalarına karşı, nefsin zaaflarına karşı, nefsin yalpalanmalarına karşı, nefsin aceleciliklerine ve umutsuzluklarına, onların yöntemlerine, önlemlerine, komplolarına, eziyetlerine ve baskılarına karşı cihaddır. Genel olarak bütün nefislere karşı cihaddır. Çünkü nefisler bu davanın yükümlülüklerinden kaytarmaya, sıyrılmaya çalışırlar; bu davanın özü ile bağdaşmayan, onunla çelişen çeşitli kılıklar arkasında saklanmaya girişirler. Dava adamının bütün tehlikeler karşısındaki tek azığı sabırdır. Allah'ı anmak ise hemen hemen her durumda sabrın ayrılmaz yoldaşıdır.

      Senin için söylediklerine sabret, yanlarından nezaketle ayrıl ve o yalanlayıcılar ile aramızdan çekil, onların hakkından ben gelirim?!” (2)

     “Peygamberimiz göreve başlayınca, Mekke toplumunun müşrik ileri gelenleri daha önce duydukları saygıyı bırakıp ona "mecnûn, sihirbaz, şair, ebter" gibi çirkin nitelikler yakıştırmaya başlayacaklardır. Bu Âyette ona bu tür çirkin ithamlarda bulunanlardan nezaketle uzaklaşması emredilmektedir. Çünkü peygamberimiz onlarla tekrar karşılaşacak, yüz yüze bakacak ve tebliğine devam edecektir. Eğer ayrılış nezaketle olmazsa, aradaki iletişim kopabilir ve sonraki karşılaşmalarda hiç dinlenmeme riski ortaya çıkabilir.

     Bu emir ilerideki Sûrelerde de Kaf Sûresinin 39–40 ve Tâ-Hâ Sûresinin 130. Âyetlerinde tekrarlanacak ve yine peygamberimizden onlara karşı sabretmesi istenecektir.

Ancak bu emir hiçbir zaman davetten bunalarak davadan vazgeçmesi istendiği anlamına gelmez. Ondan istenen, itham edenlere sert değil yumuşak cevap vermesi, kaba davrananlara aldırmaması, şımarıkları kendi hallerine bırakıp davetini kitlelere nezaketle iletmesidir.” (3)


     Kısaca, sabırlı olabilmek ve  nezaket gösterbilmek güç veren, işleri kolaylaştıran büyük meziyetlerdir.

      Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

     ----------------------

 
1.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi,  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muzzemmil.htm

2.      Prof. Dr. Kutub, Seyyid;  Fizilal’il Kur’an;  http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

3.       Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 







******************************************

*************************************

26 Eylül 2013 Perşembe

“Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O'ndan başka. O'nu vekil et!”

     Bismillahirrahmanirrahim
     رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلًا    
     Rabbul meşrıkı vel magribi lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ(vekîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 9. Ayet
 

      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  9. Ayetinde tevhit ilkesi hatırlatılmakta ve Allah’ı vekil etmek gerektiği; bütün gücü Allah’an almak gerektiği üzerinde durulmaktadır:

“Bu ayette, Kur’an’ın temel tezi olan tevhid (Allah’ın birliği) ilkesi dile getirilir. Allah, doğunun ve batının Rabb’idir. O, bütün kainatı, varlık ve oluşu hakimiyeti altında tutmaktadır. Bu yüzden, ancak Allah’ı vekil tutmak gerekir.

     Ayetin sonunda yer alan vekil sözcüğü, itimat edip güven duymak, bir işi birine bırakmak gibi anlamlara gelen vkl kökünün türemiş şeklidir. Bu sözcük, “bir işin havale edildiği kişiyi”, yahut “başkasının davranışlarından sorumlu olan kimseyi” ifade eder.

     Allah’ın sıfat ismi olarak Vekil, “her şeyi tedbir ve idare eden, gözeten, korumak ve gözetmek kendisine ağır gelmeyen, yarattığı her şey üzerinde gözetici ve koruyucu olan Allah” anlamına gelir.

      Vekil vasfı, Kur’an’da insanlar için de kullanılır. İnsanlarla ilgili olarak kullanıldığı zaman vekil sözcüğü, bekçi, gözcü ve sorumlu kişi anlamına gelir. Ayrıca vekil sözcüğünün şahid anlamına geldiği de görülür.

      Vekil ismi, Kur’an’da “on dört” ayette Allah’ı niteler. Nüzul sırasına göre de ilk kez bu ayette geçer. Bu isim, Kur’an’da her zaman tek başına gelmiş ve hiçbir yerde başka bir ilahi isme bitişmemiştir. Vekil isminin Kur’an’da bu şekilde kullanılması, “Allah’ın kendisine bırakılan işte mustakil, iradesinin her hususta geçerli, gücünün de her şeye yeterli olduğu mesajını verir.” Mü’minlerin: «Allah bize kafidir; o, ne güzel vekildir» diyerek dua etmeleri de bundan ileri gelir.

     Allah bütün alemlerin Rabb’idir, her şey O’nun ilahlığı altındadır. O’ndan başka ibadet edilecek ve emrine boyun eğilecek ilah yoktur. Rablık da ilahlık da O’nundur. İşte bu yüzden sadece Allah’ı vekil tutmak gerekir. Meşru dileklerin, şuurlu ve iradeli işlerin hepsinde, Allah’ın buyrukları doğrultusunda davranan kimse, O’nu vekil tutmuş olur. Allah’ın iradesi her hususta geçerli, gücü de her şeye yeterlidir. » (1)

     “Tevhid’in ilk defa bu ayette zikredildiği dikkatlerden kaçmamalıdır.

     Kur’an bu ayetle sınırları aşıyor, dar kalıpları paramparça ediyor ve evrensel bir devrimin tohumlarını atıyor. Bu, cihanşümul bir harekettir; “O, Doğu’nun ve Batı’nın Rabbidir”, “Doğu da Batı da Allah’ındır” (2/142) şiarıyla İslam, Mekke ve Arap Yarımadası ile yetinmeyeceğini, küçük olsun bizim olsun mantığı gütmeyeceğini peşinen ilan ediyor. Ardından “O’nu vekil et” emr-i ilahisi ile karşılaşıyoruz ki, Hz. Peygamber ve onunla birlikte olan Mü’minler, Tevhid ilkesi gereği hâkim sınıf ve süper güçler karşısında yalnızca tek bir güce dayanmalı, zorluklar karşısında yalnızca O’na güvenmeliydiler. Nitekim Âl-i İmran Suresi’nin 173. ayetinde Mü’minlerin bu tavrından övgüyle söz edilir:

     “Onlar ki, insanlar kendileri için ‘Şüphesiz insanlar size karşı toplandılar, artık onlardan korkun’ dediklerinde bu, onların sadece imanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ dediler.” (3/173)” (2)

      Tevhid kelimesi Kur'an'da geçmez. Buna karşılık tevhid inancı çeşitli yönleriyle sayısız âyette dile getirilir. Tevhid ikiye ayrılır: İlmî tevhit ve amelî tevhit. İlmî tevhid ile amelî tevhid birbirinin zorunlu tamamlayıcısıdır. İlmi tevhid, teoriyi, ameli tevhid pratiği temsil eder. İki tevhid birleştirilmeden İslam'ın öngördüğü tevhid anlayışı gerçekleşmez. Sözgelimi, "Allah, tek yaratıcıdır" diyen kişi "la ilahe illallah" demiş sayılmaz. Bunu hayatında da ameliyle göstermesi gerekmektedir. Allah'ın emrettiği şeylerin sevilmesi, haram kıldığı şeylerin sevilmemesi, O'nun sevdiğine sevgi gösterilmesi, sevmediğinden yüz çevrilmesi ilmi tevhit ile ameli tevhidin tek vücut haline gelmesi demektir.” (3)

     “Tevhidi bir iman olmadan salih amel olmayacağı malumdur.”diyor Mustafa Siel. (4)

      “Kuran, kategorik olarak iki dinden söz ediyor. Tevhit dini, şirk dini. Bazılarının ayrı dinlermiş gibi gösterdikleri anlayışlar, esasta bu ikisinin versiyonlarından ibarettir. O versiyonların az veya çok eksiklik taşıması bu gerçeği değiştirmez.

     Evet, iki din vardır. Bunların ilki olan tevhit dini, tek ilahın hüküm sahibi olduğu dindir. Bir adı da İslam olan tevhit dininin özünü o tek ilaha, Allah'a teslimiyet oluşturur. Gerisi detaytır. Teslimiyet sulanınca tevhit elden gider ve detaylardaki hiçbir dikkat ve titizlik İslam'ın mensubu olmaya yetmez. Teslimiyet tamsa detaylardaki noksanlığın hiçbir oranı sizi tevhidin dışına çıkaramaz. Tevhitte omurga, teslimiyettir.

     Şirk dininde hüküm makamı, bir tek kuvvet veya tek ilah değil, bir panteondur. Panteonda başköşeyi yine Allah tutar. Onun yanına-yöresine serpiştirilmiş yedek ilahlar vardır. Kuran bunları şüreká (şirket ortakları), endád (esas ilahın yandaşları), erbáb (yedek rabler), evliya (destekçiler, dostlar) gibi isim-sıfatlarla anmaktadır.

     Yedek ilahlar, kişiler ve kavramlar olabileceği gibi kurumlar ve nesneler de olabilir.” (5)

      “Allah dışında rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunan tüm acizleri reddederek diyeceğiz ki:

     “Ya Rabbi! Ben sadece sana kulluk ederim. Benim Rabbim tektir. Benim hayat programımı tespit eden Rabbim bir tanedir. Benim kendisine kulluk edeceğim İlâhım tek İlâhtır. Ben O’nunla beraber kulluğa lâyık başka İlâhlar bilmiyorum. Ben O’nunla beraber program yapmada ortaklar kabul etmiyorum. Benim O’nunla birlikte arzularına uyacağım, kendisine kulluk edeceğim, rızasını kazanmaya çalışacağım, talimatlarını yerine getireceğim başka Rabbim, başka İlâhlarım yoktur.

     Hüküm O’nundur, hâkimiyet O’nundur, yaratan O’dur, hayat veren O’dur, öldüren, rızık veren, doyuran, kanun koyan, hüküm va’z eden O’dur. Ben O’nunla beraber başkalarını da dinleyerek şirk koşmam. O’nunla birlikte başkalarına da kulluk ederek şirke düşmem. Ben Allah’la birlikte başkalarını da İlâh kabul ederek onları da dinlemeye çalışan müşriklerin anlayışlarından beriyim.” (6)

    Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

------------------------


2.      Ergun, Atilla Fikri; Kur’an Dersleri; http://atillafikriergun.wordpress.com/2012/11/29/kuran-dersleri-8-muzzemmil-1-20/

3.      Öztürk, Haydar; İlkelerine rağmen tevhitten sapma nedenleri, http://www.kuranihayat.com/content/ilkelerine-ra%C4%9Fmen-tevhitten-sapma-nedenleri-haydar-%C3%B6zt%C3%BCrk

4.      Siel, Mustafa; Tevhit ve şirki doğru anlamanın önemi; http://www.objektifamasya.com/?p=23053

5.      Prof. Dr. Öztürk, Yaşar; Şirket dini ve tevhit; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-122696

6.      Küçük, Ali; Besairu’l Kur’an, http://besairulkuran.blogspot.com/2012/12/muzzemmil-suresi.html





******************************************
*************************************