26 Ocak 2013 Cumartesi

Gerekçeleriyle Birlikte Yöntemimiz

Kuran-ı Kerim Okuyorum  adlı bu derleme çalışmam bir bilimsel çalışma değil, bir derleme çalışmasıdır. Kur’an-ı Kerimi Kuran-ı Kerimce, en azından Arapça okumak isterdik kuşkusuz. Ama Arapça bilmiyoruz, onun için Türkçe Kur’an-ı Kerim Mealleri, tefsir kitapları ve diğer eserlerden derlememelerle Kur’an-ı Kerimi anlamaya çalışıyoruz. Bu arada anladıklarımızı da sınırlı olarak paylaşıyoruz. İşte bunun için çalışma yöntemimizi de yazmak istedik ki okuyucu ona göre değerlendirebilsin. Yöntemimizi yazmanın ötesinde niçin böyle bir yöntemi takip ettiğimizi de alıntılarla hissettirdik. Böylesi hacmi genişlettiği için belki de sıkıcı gelecek; ama eminim ki dikkatli okunursa yararlı olacaktır.
1.“Kuran-ı Kerim Okuyorum”  adlı bu derleme çalışmam Kur’anı telaffuz etme değil bir anlamak için okuma çalışmasıdır. Allahın izni ile bilgi boyutundaki bu çalışmamı paylaşmaya ve yaşamaya çalışacağız:
“Okuma, anlamayı da tabii bir biçimde içinde barındıran bir eylemdir. Ne dediğinden haberdar olmadan bir metni seslendirme işi, okuma değil, ancak telaffuz etme olarak tanımlanabilir.
Şurası muhakkaktır ki, Kur’an, -adı üstünde- okunmaya gelmiş, bu amaçla gönderilmiş bir kitaptır. Vahiy halkasının son zinciri olması, onda “okuma”ya yapılan vurgunun artması sonucunu getirmiştir.
İnsanlığın kutsal kitabı Kur’an’ı inanan inanmayan, âlim cahil herkes, her hâlükârda okuyacak,  bildirilenlerden haberdar olacaktır. Bilgi boyutundaki bu çabayı, öğrenilenler üzerinde düşünme takip edecektir. O, kendisine gönül verenler için kılavuzdur, insanlığın zirvesine doğru tırmanışta yol gösterir. Okuduklarına hikâye gözüyle bakanlar için ise, sadece yarın “haberim yoktu” diyemesinler diye gönderilmiş bir tebligat işlevi görür. Bu noktada Kur’an kimilerinin hidayet kitabı olurken, kimilerinin de inkârının derinleşmesine vesile olur.” (1)
2. Kur’an-ı Kerim’i daha verimli olacağı düşüncesiyle iniş sırasına göre ve tekrar tekrar okuyorum.  Çalışmalarım sadece meallerle sınırlı kalmıyor,  tefsirler de okuyorum. Bu arada makale, hadis vb. çalışmalara da yer veriyorum.
“Kur’an metnini baştan sona okuma şeklindeki klasik yöntemin yanı sıra farklı okuma teknikleri de kullanılmalıdır. Bunlar içinde nüzul sırasına göre okuma, en verimli sonuçları veren tekniklerden biri olarak mutlaka bir kaç kez denenmelidir. Her ne kadar elimizdeki nüzul sıralamaları farklılık gösterse ve kesinlik arz etmese de, bu tarz bir okuma, dinin ehem ve mühim değerleri açısından ciddi bir farkındalık yaratmaktadır. Bugün eylem odaklı anlama-değerlendirme faaliyetlerinin arasında, düşünmeye, algılamaya, iman etmiş olmanın derin gücünü tatmaya ayrılan alan son derece cılız kalmaktadır. Belki hızı mütemadiyen artan yaşam temposunun da etkisiyle revaç bulan Kur’an’ı hemen okuyup, hemen anlayıp, hemen uygulama suretiyle sorunların tamamen çözüleceği yolundaki güçlü eğilim, yanıltıcı olmaktadır. Oysa kendisini, hayatı, evreni ve bunların tamamıyla Allah’ın yakın ilişkisini anlamlandırma, dinin bir insanda gerçekleştireceği dönüşümün temel öncülleridir. Kur’an’ı “okumak-anlamak-yaşamak” üçgenine sıkıştıran görev bazlı okuma faaliyetleri, elimizdeki kitabın derinliği yanında sığ kalmaktadır. Oysa okuma-anlama-hayata geçirme basamaklarında anlaşılanların sağlamasını yapmak için tekrar tekrar metne dönmek, aynı anda hem zihni hem de gönlü sonuna kadar mesaja açmak gibi iç içe geçerek birbirini izleyen süreçleri takip etmek zorunludur. (1)
3. Kuran-ı Kerim ayetlerini daha iyi anlayabilmek için nüzul sebeplerini de bilmek gerekir. Nüzul sebeplerinin tefsirlerde yazıldığı kadarını okuyoruz; ancak bunları paylaşmıyoruz. Bazılarına kısmen değiniyoruz o kadar.  Böyle bir yöntemi seçmemizde Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın düşünceleri etkili olmuştur:
“Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur’an’ın daha iyi anlaşılabilmesi için onun ayetlerinin iniş kronolojisinin ve iniş sebeplerinin bilinmesinin önemini vurgularsa da   Kuran’ın anlaşılmasında, “nüzul Sebepleri”ni bir kriter olarak almayı sakıncalı bulur. Ona göre tarihsellik ve tarihselcilik, bir hükmün yahut değerin geçerliliğini, bir zaman kesitine bağlı olarak düşünmeyi ifade etmektedir. Tarihselci tutumu benimseyenler, bilerek ya da bilmeden, Kur’an’da ifadesini bulan değerleri, indiği toplumun olguları ile sınırlamaktadırlar. Bundan dolayı Atay, Kur’an ayetlerinin nüzul ortamından bağımsız olarak ele alınıp yorumlanması gerektiğini söylemektedir. Zirâ, ona göre Kur’an, peygamberin ve toplumun yapısına bağımlı bir kitap değildir. “ (2)

4. “Kur’an-ı Kerim Okuyorum” adlı çalışmamız bir derleme çalışmasıdır. Her ne kadar, Atay’ın görüşüne göre meallerden de hüküm çıkarmak, yorum yapmak mümkünse de bu konuda yorum yapmamaya özen gösterdik. Müfessirlerin yorumlarından hareketle anladığımızı kısaca yazdık o kadar. Bu arada okuyuculardan yorum çıkaranlar olabileceği düşüncesiyle Atay’ın düşüncelerine yer veriyoruz:

“Atay, okuyucunun Kur’an'ı Arapça'sından değil de, kendi dilindeki tercümesinden de
mana çıkarabileceğini ve hüküm üretebileceğini ileri sürer. Bu durumda birinin, yanlış
yapmamak için dikkat etmesi gereken hususları da şöylece sıralar.                 

1-Bir sözü önce kendi cümlesi içinde, yani bir cümlenin önce kendisini anlamaya
çalışmalıdır. Burada sözün ne dediğini anlamak, ne demek istediğini, neyi amaçladığını, neyi anlatmak istediğini anlamaya çalımsak lazımdır. Onun neyi anlatmak istediğini, neyi amaçladığını anlamak, düşünmek demektir. Düşünmek içtihat etmek ve içtihat etmek de fikir üretmek ve hüküm ortaya koymak, anlamındadır.

2-Sözün ikinci anlayışı, bulunduğu bağlamda anlaşılması, içinde bulunduğu   duruma göre değerlendirilmesidir. Bu durumdaki anlayışa göre de ondan başka manalar çıkarılabilir ve hükümler ortaya konabilir.

3-Sözün bir de bulunduğu, ilgili olduğu konuya göre anlaşılması daha geniş kapsamlıolup, başka yerlerde olan cümle ve fikirlerle kıyaslanarak anlaşılmasıdır. Bu söz bir ayet olursa, onu Kur’an'ın genelinde de anlamak lazımdır.”(2)

5. Kur’an-ı Kerim ve sureler hakkında özet bilgi verildikten sonra ayetler tek tek ele alınmıştır. Ayetler tek tek indiği gibi, birkaç ayet biçiminde de sure biçiminde de indi. Onun için olacak bazı müfessirler birkaç ayeti birden açıklamışlardır. Biz ayeti tek tek ele aldık; ancak ayetin bir önceki ayetin devamı, tamamlayıcısı veya bir sonraki ayetin başlangıcı olduğu da belirtildi. Bu arada Kur’andaki ilgili ayetler hatırlatıldı. Böylece tekrar yapmış olduk. Bu arada değişik yazarlardan, aynı düşüncede olsa bile alıntı yaptığımız için yine tekrar yapmış olduk. Tekrar Kur’an-ı Kerimin de bir öğretme metodudur.
Bu arada şunu da ekleyelim. Birçokları Kuran-ı Kerimin bazı ayetlerinin tekrar olduğunu söylerler. Kur’anı Kerimde ne fazlalık var ne de eksiklik. Bu konuda Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın bir benzetmesine yer vermekte yarar görülmektedir:

“Kuran'daki tekrarların hikmeti nedir? Bu konudaki tenkitlere nasıl cevap  vermeliyiz?
Kuran'da tekrar yoktur. Tekrar zannettiğimiz ayetler, başka ayetlerle birleşip farklı anlam kazanmaktadır. Biz buna kimyasal metot diyoruz. Yani yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'i tabiattaki kimya kanunlarına göre göndermiştir. Nasıl ki havada oksijen, hidrojen var, aynı zamanda suda da varsa ve bu elementler oralarda farklı bileşimler meydana getiriyorsa, Kuran'ın ayetleri de farklı ayetlerle bir araya gelince farklı bir bileşim meydana getiriyor. Onun için biz buna tekrar diyemeyiz. Ayrıca yüce Allah insanları bir kere değil, birkaç kere uyarmaktadır.(3)
6. Kur’an-ı Kerim başlı başına bir mucizedir. Ayetler sonsuza dek fikir verici mahiyet arzetmektedir. Kur’an-ı Kerim’in bu muhteşemliğini, adeta ispatlar gibi her ayeti bilimsel bulgularla açıklamaya çalışanlar oluyor. (4) Bu yöntemle belki ayetler daha iyi anlaşılıyorsa da böylesine çalışmaların sakıncalı olduğu belirtilmektedir.
“Kuran ayetlerinden anladığımıza göre, Kuran bir "bilim kitabı"değildir. Bilime öncülük etmek, kimya formülleri aktarmak ya da kuantum fiziği öğretmek için indirilmemiştir. Kuran'ın ne amaçla indirildiğini ayetler şöyle açıklıyor: "Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim Suresi, 1)
"(Kuran) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir." (Mümin Suresi, 54)
Kısacası Kuran, müminlere rehber olmak üzere indirilmiştir. Onları "karanlıklardan aydınlığa" yani inkârdan imana çıkaracak ve onlara Allah'a nasıl kulluk edeceklerini, O'nun rızasını nasıl arayacaklarını açıklayacaktır. (5)
Bazı ayetleri açıklarken bilimsel bulgulara değinilmişse de genellikle bilimsel bulgulardan söz edilmemiştir. Bazılar güncel konuları da Kur’anla açıklamaya çalışmışlardır. Kuran Penceresinden güncel konulara elbette değinilebilir; ama konu istismar edilerek Kur’ana yeni anlamlar yükleniyor. Kur’an’ın çağa göre yorumlanması konusunda Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın bir benzetmesi konuya açıklık getirebilir:
“Kur'an'ın anlamı bir soğan gibidir
Kur'an'ın bir konuyu anlatırken "keyfe" kelimesini kullandığını vurgulayan Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, şunları söyledi: "Kur'an, "nasılını araştır" der. Özellikle tabiat bilimlerini incelerken insana ödev vermektedir. Araştırma metodlarını da vermektedir. Tarihi olguları araştırırken sebep sonuç ilgisine göre, sosyoloji bilimine göre, tarih bilimine göre yapar. Kur'an bu yönleriyle başlı başına öğretim ve eğitim kitabıdır." Kur'an'ın yalnız Arapça değil, aynı zamanda Rab'ca olduğunu belirten Bayraklı, "Çünkü Allah'ü Teala Kur'an'da kavramları farklı manalarda yorumluyor. Bugün insan aklı, Kur'an'ın getirdiği prensiplere yeni ulaşıyor. Kur'an'ın kavramları ve anlamları bir soğana benzer. Kaldırdıkça altta bir tabaka ile daha karşılaşırsınız. Onu da kaldırırsınız yeni bir tabaka ile karşılaşırsınız. İnsan ilmi ölçüsünde o tabakaları kaldırır ve en içteki cücüğüne varıncaya kadar size hitap eder. Ancak asla o cücüğe ulaşamazsınız. Kıyamete kadar bu böyle devam edecek. Yani her çağın insanına bir tabakasından hitap edecek." (6)
7. Ayetler üzerinde çalışırken önce ayetin Türkçe mealini yazdık. Kur’n-ı Kerim Türkçe mealleri sitesindeki birkaç meale göz gezdirdikten sonra Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün mealinden yararlandık.  Hepsi birbirinden değerli hocalarımızdan Öztürk Hoca’nın mealini tercih etmemizin bir nedeni, kendi ifadesine göre iniş sırasına göre meal yazmayı başlatan biri olmasından, ayrıca Türkçe’ye olağanüstü biçimde hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.
 Türkçe Mealden sonra ayeti Arap alfabesine göre yazdık. Altına da Latin alfabesine göre okunuşunu yazdık. Sonra anlamıyla ilgili derlemeleri ve derlemelerden yaptığımız özetleri yazdık.
Yukarıda da belirtildiği üzere ayetler başka ayetler ve Kur’an’ın bütünlüğünü göze alarak değerlendirilmiştir.

8. Kur’anı anlama, anlatma ve yaşamak için yola çıktık. İnşallah mahçup olmayız. Benim anladığım, öğrendiğim budur diyebileceklerimi yazdım. Bu arada okuyucuların farklı anlamlar çıkarmaları da mümkündür. Bu farklılıklar Kur’anın özelliğinden de kaynaklanmış olabilir.  Mustafa İslamoğlu’nun bu konudaki fikri bizi yazılmaya değer.
“Kur’an ve insan, tohum ve toprak gibidir. Her mü’min Kur’an’ın dolaylı değil, doğrudan muhatabıdır. Kur’an’a doğrudan muhatap olmak demek, Kur’an’ı anlama sorumluluğunun her mü’minin boynuna yüklenmiş bir vecibe olması demektir. Bu her muhatabın Kur’an’dan aynı şeyi anlayacağı anlamına gelmez. Herkes iman, ilim, ihlâs, gayret ve himmeti oranında bir şeyler anlar.
Allah tüm vahyinden tek bir şeyi anlamamızı murad etseydi, vahyi indirmeyi üstlendiği gibi onu okumayı da üstlenirdi. Sahabeden Ebu’d-Derda şöyle der: “Kişi Kur’an için pek çok mâna yönleri görmedikçe, derin bir anlayışa sahip olamaz.” Efendimiz’in Kur’an’ı “zû vucuh” olarak tanımlaması da, Kur’an’ın anlamının tüketilemeyeceğine dolaylı bir işarettir.”(7)
İnşallah, hayat rehberi olarak gönderilen Kuran-ı Kerimi hakkıyla kavrar, anlatır ve yaşarız. Gayret bizden takdir Allahtan.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 24. 01. 2013
---------------
7. Mustafa İslamoğlu,

******************************************
*******************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder