15 Haziran 2013 Cumartesi

Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.

        Bismillahirrahmanirrahim
إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
      İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneh (cenneti), iz aksemûle yasri munnehâ musbihîn (musbihîne).
       Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 17. Ayet

 Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi  17-33. Ayetlerinde Bahçe Sahipleri Kıssası verilmektedir. Bu ayetlere geçmeden önce kıssa hakkında kısa bilgi vermekte yarar görülmektedir:

Kıssalar öğüt vermek, somutlaştırmak, örnek veya model olmak, ders veya mesaj vermek vb. amaçlarla Kur’an’da sıklıkla kullanılmıştır. (1)

Kıssalardaki kapalı meseleleri ancak Kur’an’ın bildirdiği ana tema çerçevesinde diğer kutsal kitaplar , tarih, arkeoloji v.s gibi eldeki maddi verilerden yeteri kadar yapacağımız yararlı alıntılarla mütalaa etmeliyiz.

Kıssalardaki kapalı meseleleri “kıssacılık” veya “israiliyat”tan kaynaklanan mevzu haberlerle yorumlanmaması için dikkat göstermeliyiz.

Özellikle kıssaları zanni bir takım ayrıntılarla boğarak ana mesajı hapsederek vakit geçirmeyelim; zira biliyoruz ki bu tür bir çaba bize haktan hiç bir şey kazandırmayacağı gibi yaptığımız iş ''gaybı taşlamaktan öteye bir şey olmayacaktır.

Hangi oranda olursa olsun, Kur’an-ı Kerim’de bir hayli yer tutan Kur’an kıssalarına, sanki Kur’an’dan bir ayet gibi değil de kültürel bir bilgi birikimi nazarıyla bakmak veya yaklaşmak yanlış bir algıdır.

Kıssalar aynı zamanda bir teşri kaynağıdır. Kıssalarda hükümler bulunur. Geçmişi anlatsa bile yaşanılan veya gelecekte olacakları haber verir, anlatır. Cenabı Hakk’ın Kur’an’daki direk hitapları gibi kıssalardaki anlatılanlar da direk hitap gibidir. Dolayısıyla kıssalarla ilgili ayetleri tefsir ederken de diğer ayetlerde olduğu gibi davranmamız gerekmektedir. (2)

“Bu mübarek âyetler, Mekke-i Mükerreme'deki inkârcıların bir imtihan devresine tâbi tutulmuş olduklarını bildiriyor. Vaktîle böyle bir imtihana tâbi tutulmuş olan bir bostan sahiplerinin durumlarını bir uyanma vesilesi olmak üzere hikâye buyuruyor…

Şöyle ki: (Şüphe yok) meydana gelmiş bir hakikattir (ki, bunları da) Mekke-i Mükerreme ahâlisi de vaktiyle (belâya uğrattık) onların haklarında da hikmet gereği bir imtihan, bir tecrübe muamelesi yapılmış oldu. Bir zaman servet ve zenginliğe sahip iken bilâhare küfürleri yüzünden Resül-i Ekrem'in bedduasına uğradılar, yurtlarında şiddetli bir kıtlık ve pahalılık yüz gösterdi, nail oldukları nimetlerin şükrünü İfa etmedikleri için bilâhare öyle bir ihtiyaca hedef oldular. Artık pişman olmalı değil mi idiler?, (nasıl ki:) Vaktîle büyük bir bağ ve (bostan sahiplerini) de (belâya uğratmıştık.) onlar da bir imtihana tâbi tutulmuşlardı. Çünkü onlar da Allah'ın hakkına riâyet etmemişlerdi, mallarının zekâtını fakirlere vermekten kaçınmışlardı, nail oldukları nimetlerin şükrünü yerine getirmeye koşmamışlardı. (O vakit ki: Onlar) O bostan sahipleri (yemin etmişlerdi ki: Sabahleyin erkenden elbette o bostandaki mahsulâtı düşüreceklerdi.) ekinleri biçeceklerine ve ağaçlarındaki meyveleri, hurmaları toplayacaklarına dair yemin etmişlerdi.” (3)

“Hikâyenin, en meşhur rivayetlerde özeti şöyledir:

Yemen'de San'a'ya yakın Savran denilen yerde dinin emirlerine uygun hareket eden bir adamın güzel bir bağı vardı. Ona iyi bakar, ondan Allah hakkını yerine getirirdi. Derken vefat etti, bağ çocuklarına kaldı. Onlar ise insanları onun hayrından istifade ettirmediler ve Allah hakkını kıskanıp cimrilik yaptılar. Sonuç yüce Allah'ın anlattığı gibi oldu: O zaman bela vermiştik ki yemin etmişlerdi. Hikâyeye bu şekilde önce yeminlerinden başlanmasında önemli nükteler vardır. Birincisi her sosyal bir işin bir akit ve sözleşme ile başladığını ve bundan dolayı neticede kâr ve zararın da ona bağlı bulunduğunu anlatır. İkincisi, yukarıda "her çok yemin edici" sözü en başta söylenmiş olduğu gibi burada da ondan başlanmış ve ettiği yeminin ne demek olduğunu ve giriştiği sözleşmenin ne dereceye kadar kendi ilmi ve gücü kapsamına girdiğini iyi düşünmeden kesin yemin ile bir işi üstüne almaya kalkışanların yalan yere yemin etmiş ve ondan dolayı başlarını nasıl belaya sokmuş oldukları gösterilmiştir. Çünkü bunlar şuna yemin etmişlerdi: Her ne olursa olsun, kesinlikle sabahleyin o cenneti kesecekler.

Sarm, bağ kesmek, üzüm ve meyve devşirmek anlamına geldiği gibi, bir şeyi kökünden kesip tamamen ayırmak anlamına da gelir. Bunlar gönüllerince bağın kendisini değil, meyvesini devşirmeyi kastetmiş olsalar da yeminlerinde şöyle demişlerdir: "Vallahi o bağı sabahleyin mutlaka ve kesinlikle keseceğiz". Oysa bu tamamen kendi ellerinde değildi. Gerek o bağın gerek kendilerinin sabaha çıkıp çıkmayacaklarını öyle kesin bir şekilde bilemezlerdi.” (4)

“Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık…” ayetindeki onlardan kasıt önceki ayetlerde sıralanan ahlâki zaaf içinde olanlar, serveti ve çevresi nedeniyle kibirlenerek ayetleri alaya alanlar, Hz. Peygambere ve Müslümanlara karşı duranlar, onursuzlar mıdır? Yoksa bu olumsuz karakterlerden birini ya da bir kaçını da taşıyan yukarıda, Bilmen’in belirttiği gibi inkârcılar, nail oldukları nimetlerin şükrünü ifa etmeyenler midir? Bunlar, kısa deyişle Hz. Peygamberin davetini yalanlayanlardır ki imtihana tabi tutulmuşlardır. Safvetü’t Tefasir’de de kısaca aynı konuya değinilmektedir:

“İçinde her türlü meyve bulunan bahçenin sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi, Hz. Peygamber'in, davetini yalanlayan Mekke'lileri de açlık ve kıtlıkla imtihan ettik. Bahçe sahiplerini şükretmek ve fakirlere haklarım vermekle yükümlü kıldığımız gibi, Mekkelileri de nimetlere karşılık Rabblerine şükretmekle yükümlü kıldık.” (5)
“İnsanlar Allah'ın sayesinde elde ettikleri mal ve ürünleri; öncelikle Allah'tan, Allah tarafından bahşedilen nimetler olduğunu tasdik etmeleri ve buna şükretmeleri gerekir. Edindikleri zirai ürünler yalnızca onları üretenlerin değil, o ürünlerden bir kısmı, üretenlerin eli ile ihtiyaç sahiplerinindir. Mal, mülk, servet, evlat gibi dünyevi değerler insanların birbirlerine övünme ve üstünlük aracı değil; Allah'a kulluk sebebi sayılmalıdır. Bu gibi dünyevi değerlerin değerlendirilmesi; Allah'ın emirleri hilafına olduğu takdirde musibetler hak ve kaçınılmaz olarak; bahçe sahipleri kıssalarında olduğu gibi gerçekleşecektir. Şu halde başa gelen her musibet insanların kendi iradeleri sonucu oluşmaktadır.” (6)

Sabahatin Gencal, Başiskele-Kocaeli
--------------------
1.                   Asiye Yılmaz, Kur'an'da'ki kıssaların din eğitimi açısından değerlendirilmesi, http://www.belgeler.com/blg/1hj8/kur-an-da-ki-kissalarin-din-eitimi-aisindan-deerlendirilmesi-evaluation-of-the-narratives-in-quoran-in-terms-of-teaching-religion
3.       Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’anı Kerim Tefsiri, http://www.tahavi.com/tefsir/068.html
4.       Elmalılı M. Hamdi Yazır, Kur’anı Kerim Tefsiri,

6.       Cengiz Duman, Kur’an Kıssaları, http://kurankissalari.tr.gg/BAH%C7E-SAH%26%23304%3BPLER%26%23304%3B-KISSALARI.htm


******************************************

*************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder