24 Temmuz 2013 Çarşamba

Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.


    Bismillahirrahmanirrahim
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Yevme yukşefu an sâkın ve yud’avne iles sucûdi fe lâ yestetîûn(yestetîûne).
      Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 42. Ayet

Seyyid Kutub, Allah’ın bir ifade yöntemine daha vurgu yaparken bir yandan da ayeti açıklıyor:

 “Böylece surenin akışı onları şu anda yaşanmıyormuş gibi kıyametteki bu sahne ile yüz yüze getiriyor. Sanki Allah'a ortak koştukları düzmece tanrıları çağırmaları şeklindeki meydan okuma bu sahnede yöneltiliyor onlara. Aslında bu gün yüce Allah'ın ilminin kapsamında fiilen yaşanan bir gerçektir ve onun ilminin kapsamındaki olgular zamanla sınırlı değildirler. Bu sahnenin bu tarzda muhataplara sunulması Kur'an-ı Kerimin ifade yöntemi uyarınca ruhlar üzerinde daha derin, daha canlı ve daha belirgin bir etki bırakıyor.

Arap atasözleri arasında yer alan baldırların açılması deyimi sıkıntı ve şiddeti vurgulamak için kullanılır. O gün kolların sıvandığı baldırların açıldığı, sıkıntı ve zorluğun dayanılmaz boyutlara vardığı kıyamet günüdür. Bu günde şu büyüklük taslayanlar secde etmeye çağrılıyorlar ama secde edemiyorlar. Bu secde edemeyişleri ya vaktin geçmesinden ya da bir başka yasak tanımlandıkları gibi "Boyunlarının bükük başlarının eğik" (İbrahim suresi 43) olmasından kaynaklanıyor. Sanki bedenleri ve sinirleri kendi iradeleri dışında korku ve dehşetten tutulmuş gibidir. Her halûklarda bu ifade o günde yaşanan sıkıntıya, çaresizliğe ve korkunç meydan okumalara işaret etmektedir.” (1)

Elmalı’lı bu ayeti açıklarken hadislere ve Zemahşeri, Razi, Ebu Hayyan, Said b. Cubeyir vd. Kişilerin  görüşlerine de yer verir. Ancak ilk paragrafta Allah’ın cisimlere benzetilemeyeceğini ve bu ifadelerin bir simge olduğunu vurgular:

“Bizim anlayacağımız: "Sâk'ın açılması" gerçeğin ortaya çıkması, insanlardan dalgınlık perdelerini sıyırarak bir şiddet ve dehşetle, hakkın vereceği hükmün doğru yolda olanlara rahmet ve bâtıl yolda olanlara öfke saçarak görünmeyen âlemden görünen âleme çıkmasını ifade eden ilâhî bir işarettir ki nasıl olacağını şimdi anlatma imkanımız yoktur. Bu bakımdan burada da gibi bir simge vardır. Fakat müteşabih âyetlere mânâ verme sevdasına düşen birtakım kimseler bunlardan Allah'ı cisim şeklinde gösterme ve onu başka bir varlığa benzetme, yani "Hiçbir şey ona benzemez." (Şura, 42/11) âyetinin zıddına olarak Allah'ı cisimlere benzetme sevdasına kapılmışlar, gizemci sofilerden birtakımları da, bunun tam aksine bu âyeti dış mânâsına yorumlayarak hakiki olmayan bir görünme anında aynen öyle olacağına inanmışlardır.”

Elmalılı , yukarıda da belirtildiği üzere bir kaç müfessirin görüşlerine yer verir. İşte Razi’nin görüşü:

“Fahreddin er-Râzi de şöyle der: Sâk'ın tefsirinde dört ayrı izah şekli vardır:
Birincisi: Şiddettir. İbnü Abbas'a bu âyetin tefsiri sorulduğunda şöyle demiştir: Size Kur'ân'dan bir şey gizli geldiği zaman onu şiirde araştırın. Çünkü şiir Arab'ın Divan'ıdır. Şairin şu sözünü işitmediniz mi?

"Senin kavminin boyunları vurmayı bize gelenek haline getirdi. Savaş, bize, birden bire alevlendi".

O gam, keder ve sıkıntı günüdür. Mücahid de ibn Abbas'tan bu günün, kıyametin en şiddetli ânı olduğunu rivayet etmiştir. Dilciler bu anlamda birçok beyit rivayet etmişlerdir. Bunlar dilcilerin, "sâk" kelimesinin şiddet mânâsında mecaz olarak kullanılmış olduğunu itiraf etmeleri demektir. Yüce Allah'a hakiki mânâda "sâk" yani bacak isnat etmenin kesin delillerle imkansız olduğu bilindiğinden bunun mecaz olduğu ortaya çıkar.

İkinci görüş: Bu, Ebu Saidi Dariri'nin görüşüdür. Bir şeyin sâk'ı demek, onu ayakta tutan aslı demektir. Yani "durum aslında ortaya çıktığı, açıldığı gün" demektir. Kıyamet günü her şeyin hakikatleri ve asılları ortaya çıkacaktır.

Üçüncü görüş: Cehennem'in sâkı veya Arş'ın sâkı veya korkunç bir meleğin sâkı demektir. Fakat âyet sadece bir sâk'a işaret ediyor. Bunun hangi şeyin sâkı olduğuna lâfızda bir işaret yoktur.

Dördüncüsü: Müşebbihe'nin yani Allah'ı cisme benzetenlerin tercih ettiği görüştür ki, bunlar, "bu âyetten maksat Allah'ın sâkıdır" demişlerdir. Oysa yüce Allah cisme benzemekten yücedir. İbnü Mesud hadisi gibi gelen bazı rivayetleri bir cismin baldırı şeklinde anlamak batıldır ve âyette "sâk" kelimesi belirli değil, belirsizdir.” (2)

Bir ara not olarak şu hususu eklemekte yarar görülmektedir: Arapça deyimlerin Türkçeye çevrilmesi zor olmaktadır. Yukarıda Seyyid Kutub’un açıklanmasında da anlatılan deyimi Zülfikâr Durmuş da bir eserinde açıklamaktadır:

“Kur’an’daki deyimlerin günümüz Türkçesindeki karşılıkları aktarılmaya özen gösterilmiştir…  Örnek olarak da Kalem suresinin 42. ayetindeki عبق ٓػ ىشف٠ َٛ٠deyiminin çevirisini verebiliriz. Ayetin bu deyimsel cümlesi diğer meallerde yine literal çevrilerek, ‚’O gün incikten / incik açılır.‛ şeklinde okuyucuya aktarılmıştır. Bu tür çeviriler/mealler okura ayetin ne demek istediği mesajı asla verememektedir. Oysa عبق ٓػ ىشف٠ ifadesi deyimsel bir ifade olup o gün özellikle kâfirler için işlerin çok zor olacağını anlatmaktadır. Bu deyim Arapların وشفذ بٙعبل ٓػ حشةٌا yani ‚Savaş kızıştı.‛ ifadelerinde de geçer. Bu deyimin Türkçe'mizdeki paçaların tutuşmasına karşılık geldiğini söyleyebiliriz. Bu ifade, Kıyamet sonrası hiçbir gizliliğin saklı kalmayıp her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağı gün yüce Allah’ın karşısında kâfirlerin paçalarının tutuşacağını, hallerinin çok yaman, sorgularının çok çetin geçeceğini dile getirmektedir. Söz konusu ayet, bu mealde deyimsel oluşu dikkate alınarak şöyle çevrilmiştir: Gün gelecek, bütün her şey ayan beyan ortaya çıkıp paçalar tutuşacaktır. “ (3)

Bu ayetten anladığımız özetle şudur. Herşey bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacaktır; onun için iş işten geçmeden Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket etmemiz gerekir. Vakit geçmemişken Allah’n emirleri doğrultusunda hareket etmeyenler Kıyamet günü hiç bir şey yapamayacaklardır.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; 
2.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili;
3.       Durmuş, Zülfikâr;  Mustafa Öztürk’ün “Kur’an-ı Kerim Meali” İsimli Eserinin Analizi, http://iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/9/file/4_Z%20Durmus.pdf

******************************************

*************************************


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder