9 Temmuz 2013 Salı

İşte böyledir azap! Âhiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Bir bilselerdi!


Bismillahirrahmanirrahim
?كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
      Kezâlikel azâb(azâbu), ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
      Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 33. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi  33. Ayette 17. Ayette anlatılmaya başlanan Bahçe Sahipleri Kıssasının bir değerlendirmesi var. Bu değerlendirilme müfessirlerce birbirlerine benzer biçimde yapılmıştır:

“Surenin akışı sahnenin perdesini indirmeden önce şu değerlendirmeyi işitiyoruz:

"İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi." İşte nimetle sınanmak böyledir. Şu halde Mekke müşrikleri "Vakti ile `bahçe sahiplerini' sınadığımız gibi onları da sınadığımızı" bilsinler. Sınavın perde arkasındadır hedefi görsünler. Ayrıca dünyadaki sınavdan ve azaptan daha büyük ve daha korkunç olanından sakınsınlar.

"Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi:”

Böylece Kureyşlilere içinde yaşadıkları ortamdan alınma pratik bir deneyim, aralarında yaygın olarak anlatılan bir kıssa örnek olarak sunuluyor. Böylece yüce Allah'ın geçmiş müşriklere ilişkin yasası ile şimdiki toplumlara ilişkin yasası birbirine bağlanıyor ve pratik hayatlarına en yakın olan bir üslupla kalplerine dokunuluyor. Aynı zamanda müminlere, müşriklerin -Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinin- sahip bulundukları geniş imkânların, servetin ve nimetin Allah tarafından kendilerine bir sınav aracı olarak verildiği hatırlatılıyor. Bu sınavın sonuçlarının, akıbetlerinin olduğu anlatılıyor. Yine insanların yoklukla sınandığı gibi nimetle sınanmalarının da bir yasa olduğu belirtiliyor. Ellerindeki nimetlerden dolayı şımaran, iyiliğe engel olan sahip bulundukları mal-mülkle övünenlere gelince işte bu kıssa da onların akıbetleri anlatılıyor: "Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi." Allah'tan korkan, onun azabından sakınanlara gelince, onlar için Rabbleri katında nimet cennetleri vardır. (1)

“İşte böyledir azab. Bilenleri, bilmeye ve anlamaya yatkın olanları böyle dünyada uyandırır, yola getirir, hakka teslim ettirir, daha büyük tehlikeden korunmasına ve daha büyük hayra ermesine vesile olur. Yüce Allah'ın bela vermesinin acı azap ile cezalandırmasının hikmeti de budur. Ve elbette ahiret azabı daha büyüktür. Mala değil, canadır. Geçici değil, sonsuzdur. O bir kez başa geldikten sonra uyanmanın faydası olmaz. Onun farkına varıldıkça şiddeti artar. O, o kadar büyük ve şiddetlidir ki içine düşen kurtulmaz. Onun insanı uyandırmasının faydası dünya azabı gibi bizzat içine düşülmesinde değil, içine düşülmezden önce bilinmesinde, uzaktan bilinip dünyada iken korunulmasındadır. Evet ikisi de kesin bir uyanış faydası taşımakta, meydana gelmeden önce ilim ve iman ile önüne geçilerek korunabilmek hususunda ortaktır. Dünya azabı da fiilen meydana geldikten sonra olmasın olmaz. Bundan da korunmak ancak önceden bilinip mümkün olduğu kadar çaresine bakılarak sakınılmakla olur. Bununla beraber bu her nasıl olursa olsun geçer. Bu şekilde ilerisi için deneye dayanan bir ilim ile uyanık olma faydası bırakır. Fakat ahiret azabı sondur. O, deneye gelmez. Artık bütün deneyler onda tükenmiş neticesini vermiş bulunur. Bundan korunmak, meydana geldikten sonra deneme ile değil, Mülk Sûresi'nde geçtiği gibi işitme ve akıl ile haber verene iman ve işitilen, görülen dünya azaplarının acılığından, karşılaştırma yapmak suretiyle parçadan bütüne giden bir temsil ile bilinir. Onun için hem haber verilmiş, hem misal verilerek temsil yapılmıştır. Fakat bilselerdi. Bunlara "eskilerin masalları" diyen ve kendilerine mal ve çocukları ile bela verilmiş olan o yalanlayıcılar o dünya azabını gördükten sonra olsun bunu bilselerdi, o cennet sahiplerinin cennetlerinden mahrum olduktan sonra en hayırlılarının kadrini bildikleri, uyarısını dinledikleri gibi bunlar da Peygamberin duyurduğu âyetleri dinlerler, o kötü huylardan vazgeçerler, imana gelir, bütün istek ve arzularını Allah'a çevirerek o büyük ahiret azabından korunmaya çalışırlardı.” (2)

Derveze Bahçe Sahipleri Kıssasını kısmen özetledikten sonra değerlendirme yapıyor:

Allah’ın peygamberler aracılığıyla vermiş olduğu öğüt ve nasihatı dinlemeyerek O’nun irâdesine karşı çıkanların dünya ve âhirette kaybedeceklerini de bahçe sahiplerinin kıssasında zikredilir:

“Biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”‌ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı.

Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir afet bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi. (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsulünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.

Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular. (Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler. Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler. Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız! İçlerinden en makul olanı şöyle dedi:

Ben size “Rabbinizi tesbih etsenize”‌ dememiş miydim? Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar. (Nihâyet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi (O’nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz. İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!” ‌(7)

Bu kıssada yer alan öğüt ve hatırlatma şudur: Allah bahçe sahiplerini bahşettiği nimetlerle imtihan ettiği gibi inkârcıları da nebevî risaletle imtihan etmiştir. Ayrıca bu adamlar, kendilerine doğru yolu göstereni dinlemedikleri, Allah'ın nimetlerine şükretmedikleri ve fakirleri mahrum bırakma şeklindeki taşıdıkları kötü niyetlerinden ötürü Allah'ın azabına ve belasına maruz kaldıkları için İlahî bir imtihanla karşı karşıyadırlar. Eğer kendilerine nasihat eden öğüt sahibi ve yol göstericiye kulak vermeyip, ona icabet etmez ve Allah'ın verdiği nimetlere şükretmezlerse onlar, aynı şekilde Allah'ın bela ve azabına maruz kalacaklardır.” (3)

“İnsanlar Allah'ın sayesinde elde ettikleri mal ve ürünleri; öncelikle Allah'tan, Allah tarafından bahşedilen nimetler olduğunu tasdik etmeleri ve buna şükretmeleri gerekir. Edindikleri zirai ürünler yalnızca onları üretenlerin değil, o ürünlerden bir kısmı, üretenlerin eli ile ihtiyaç sahiplerinindir. Mal, mülk, servet, evlat gibi dünyevi değerler insanların birbirlerine övünme ve üstünlük aracı değil; Allah'a kulluk sebebi sayılmalıdır. Bu gibi dünyevi değerlerin değerlendirilmesi; Allah'ın emirleri hilafına olduğu takdirde musibetler hak ve kaçınılmaz olarak ; bahçe sahipleri kıssalarında olduğu gibi gerçekleşecektir. Şu halde başa gelen her musibet insanların kendi iradeleri sonucu oluşmaktadır.

   Başa gelen musibetler insanların denenmesi doğru yola tahvil edilmesi gayesiyledir. Eğer ibret alınır, bahçe sahipleri gibi nedamet edilir ise ve bu nedametin arkasından tekrar eski hatasına dönülmez ise Allah onları yine bereketlendirecek ve rızklarını artıracaktır.(4)

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
--------------------------
2. Elmalılı M. Hamdi Yazır Kur’an I Kerim Tefsiri, http://www.kuranikerim.com/telmalili/kalem.htm
4. Cengiz Duman, Kur’an I Kerimde Bahçe Sahipleri Kıssaları, http://kurankissalari.tr.gg/BAH%C7E-SAH%26%23304%3BPLER%26%23304%3B-KISSALARI.htm

******************************************
*************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder