3 Ağustos 2013 Cumartesi

Fakat Rabbi onu seçip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.

      Bismillahirrahmanirrahim
      فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ     
      Fectebâhu rabbuhu fe cealehu mines sâlihîn(sâlihîne).
 Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 50. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi  50. Ayette, her şeyin Allah’ın hükmü ile meydana geldiği anlatılmaktadır. Elmalılı tefsirinde buna vurgu yapmakla birlikte insanlara verilen cuzi iradesi de hatırlatılmaktadır. Açık deyişle Allah’ın Hz. Yunus’u yüceltmesi; Hz. Muhammed’in bundan ibret alarak iradesini kullanıp sabretmesi gerektiği de hatırlatılmaktadır:

“Fakat Rabbi onu seçti. O huyda bırakmadı, arıttı, yardımıyla derleyip topladı, süzdü, yerilmiş olmaktan korudu, öfkeden, tasadan kurtarıp yeni baştan vahyine nail eyledi. Onu salih (yani iyi) kullarından kıldı, yüzbinlere Peygamber olarak ve şefaat için gönderdi, onları bu sebeple azaptan kurtarıp faydalandırdı da kendisini salih kul olmada olgunluğa ermiş peygamberlerden kıldı.

Demek ki her şey gaybı bilen Rabbinin yazısı ve hükmü ile meydana gelir ve o bir şey takdir ederken asıl irade onun olmakla beraber, geleceği şu içinde bulunduğumuz âna, içinde bulunduğumuz ânı geçmişe bağlayan ve her yaşanmakta olan ânı gelecekte bir sonuca doğru götüren ve aynı zamanda insanlara da takdirine göre bir yetki veren ve bu şekilde her konuya kendi özelliğine göre iyi veya kötü neticeleri gerekli kılan, bunun da her ânı yine onun hükmüne bağlı olan bir düzen vardır. Kâinat bu şekilde hakkın kaleminin yazdığı ve yazacağı satırlardan ortaya çıkan bir mânâdır. Onun için Peygamber olma nimetine kavuşmuş Yunus'un bir öfkesi kendisini balığın karnında hapse düşürdü. O öfke ile kalsaydı az daha istenmeyen kötü bir akıbete düşecekti. Fakat Rabb'ı ona o öfkeye karşı bir de nimet vermişti. O nimetin hayrını, öfkesinin kötülüğüne galip getirerek Rabb'ı onu kurtardı ve bu suretle o öfke huyundan süzüp nimetiyle esenliğe çıkararak tam anlamıyle onu salih bir kul yaptı.

Öfke veya sabır gibi hallerin bir ucu yüce Allah'ın takdirinde olup bir ucu da insanın iradesine bağlanmıştır. O halde o büyük ahlâkın sahibi ve daha büyük nimete kavuşmuş biri olarak süzülmüş ve arınmış olan sen ey Muhammed Mustafa! (s.a.v) Yunus gibi sabırsızlık etme de Rabbinin bugünkü hükmüne sabret. Görevine tam bir dayanıklılıkla devam edip yarınki hükmünü gözet, gör ki o yüce kalem gaybda neler yazmış, hak ve gerçek nasıl ortaya çıkacaktır.” (1)

Hz. Yunus Peygamberle ilgili kıssalar Kur’an-ı Kerim’in bir kaç ayetinde vardır. Ayrıca bazı yazarlar bu konuyu genişçe yazmışlardır. Bu kıssaları okumakta yarar görülmekle birlikte burada sadece Seyyik Kurub’un yazdıklarına yer vermekle yetinilecektir. Kutub Kalem Suresi 49. Ve 50 ayetlerini açıklarken şu satırlara yer veriyor:
“Bu gerçeğin ışığı altında yüce Allah Peygamberine sabretmesini telkin ediyor. Peygamberlik misyonunun yükümlülüklerine karşı... Ruhların kaypaklıklarına karşı... Kafirlerin eziyet ve yalanlamalarına karşı sabretmesini istiyor... Ulu Allah serbest iradesi uyarınca belirlediği zaman gelince çözümleyici hükmünü bildirinceye kadar sabretmesini istiyor. Bu arada peygamberlik misyonunun ağır yükümlülüklerine karşı içi daralan bir kardeşinin yaşadığı deneyimi hatırlatıyor. Şayet Allah'ın lütfu kendisine ulaşmamış olsaydı kınanmış biri olarak bir kenara atılmış olacağını vurguluyor:
Saffat suresinde de belirtildiği gibi balık sahibi Yunus peygamberdir. Yüce Allah O'nun yaşadığı deneyimi, bir birikim ve azık olsun diye Hz. Muhammed'e anlatıyor. Çünkü O, peygamberlerin sonuncusudur. Peygamberlik halkasında yer alan gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin yaşadığı deneyimler O'nun için bir birikimdir. Bütün emeklerin ürününü en son o toplasın, bütün deneyimlerden en son O, yararlansın. Bütün azığı en son O, tüketsin diye. Bütün bunlar omuzladığı büyük yükün ağırlığı karşısında O'na yardımcı olacaktır. Bir kabile, bir köy, bir millet değil tüm insanlığa yol göstericilik yapma yükü. Kendisinden önceki peygamberlerde olduğu gibi bir kuşağa veya bir çağa değil tüm çağlara ve nesillere yol göstericilik yapma yükü. Kendisinden sonra gelecek tüm nesilleri ve milletleri, her gün yenilenen durumlarına, yaşanan yeni deneyimlere, yönetim biçimlerine cevap verecek kalıcı ve sürekli bir hayat sistemine bağlama yükü. Evet geçmiş peygamberlerin deneyimleri işte bu ağır yükü omuzlamada O'na yardımcı olur.

Peygamber Yunus B. Meta'nın -selâm üzerine olsun- yaşadığı deneyimin özeti şudur:
Yüce Allah onu bir kent halkına peygamber olarak gönderdi. Bu kentin Musul yakınlarındaki Ninova kenti olduğu söylenmiştir. Fakat kent halkı iman etmekte ağır davranıyordu. Onların iman etmeyi ağırdan almaları Hz. Yunus un zoruna gitti. Bu yüzden öfkelendi ve kendi kendine şöyle diyerek Peygamber olarak gönderildiği kenti terk etti! Yüce Allah, beni bu inatçı, kıt anlayışlı kavim arasında kalmak zorunda bırakmakla sıkıntıya düşürmeyi istemez. O, beni başka bir kavme de gönderebilir. Bu kızgınlık ve sıkıntı onu deniz sahiline doğru sürükledi ve orada bir gemiye bindi. Dağ gibi dalgalara tutulunca gemi batmaya yüz tuttu. Bunun üzerine geminin yükünün hafiflemesi için aralarından birini denize atmak üzere kura çektiler. Kura Hz. Yunus'a çıktı. Tutup onu denize attılar. Bir balık da O'nu yuttu.

Tam bu sırada Hz. Yunus son derece üzüntülü bir durumdayken, balığın karnındaki karanlıklar içinde, denizin dibinde dayanılmaz bir sıkıntı ile Rabbine şöyle seslendi: "Senden başka ilah yoktur. Sen noksan sıfatlardan münezzehsin. Şüphesiz ben zalimlerden oldum:' Bunun üzerine Allah'ın lütfu O'na ulaştı. Balık ta O'nu kıyıya bıraktı. Derisi yüzülmüş bir et yığını gibi. Balığın karnında derisi yüzülmüştü. Yüce Allah insanların sınırlı dünyalarında alışık oldukları hiçbir bağla sınırlanamayan gücü ile onun balığın karnında hayatta kalmasını sağlamıştı.

Burada yüce Allah şöyle buyuruyor:
 Eğer Allah O'na lütfetmeseydi balık onu kınanmış biri, davranışı, sabırsızlığı ve Allah izin vermeden kendi hareket tarzını belirlemeye kalkışması yüzünden Rabbi tarafından kınanmış biri olarak bir kenara atacaktı. Fakat yüce Allah'ın nimeti, lütfu onu bu duruma düşmekten korudu. Yüce Allah pişmanlığını, suçunu itiraf edişini ve kendisini noksan sıfatlardan tenzih etmesini kabul etti. Çünkü ulu Allah O'nun lütfedilmeyi ve kabul görmeyi hakkettiğini biliyordu: "Fakat Rabbi O'nun duasını kabul etti de onu salih insanlardan yaptı."

İşte balık sahibi Hz. Yunus'un yaşadığı deneyim budur. Yüce Allah bu deneyimi, kıt anlayışlılığın, Allah'ın âyetlerini yalanlama eğiliminin egemen olduğu bir ortamda peygamberi Hz. Muhammed'e anlatıyor. Bundan önce de, gerçekte olduğu gibi onu savaş alanından çekmişti. Savaşı dilediği gibi ve dilediği zamanda yönlendirmek üzere bu işi kendisine bırakmasını istemişti. Zamanın belirlenmesine ilişkin hükmüne ve kararına, ayrıca belirlenen zaman dolana kadar yolun meşakkatlerine karşı sabretmesini emrediyor.

Davet hareketinde asıl meşakkat, Allah'ın serbest iradesi ve hikmeti doğrultusunda belirlediği zamanı dolana kadar O'nun verdiği hükme karşı sabretmenin zorluğudur. Davet yolunda birçok zorluklar vardır. Yalanlama ve eziyet görme zorluğu... Kaypak ve inatçı insanlarla yüz yüze kalmanın zorluğu... Batılın görkemli ve egemen görünmesinin, kabarmasının neden olduğu zorluk... İnsanların batılın görünürdeki üstünlüğüne aldanıp yoldan çıkmalarının zorluğu... Ayrıca yoldaki meşakkatler ne kadar ağır olursa olsun kuşkuya düşmeden, yolu izlemekten bir an olsun geri kalmadan Allah'ın gerçek vaadinin gerçekleşmesini hoşnutlukla, güvenle ve iç huzuruyla bekleyerek, dayanabilmenin zorluğu... Hiç kuşkusuz bu büyük ve yorucu bir çabadır. Bu çabanın olumlu sonuç verebilmesi için kararlılığa, sabretmeye, Allah'ın desteğine ve başarılı kılmasına ihtiyaç vardır. Savaşa gelince, ulu Allah ona ilişkin kararını vermiştir; savaşı bizzat üstlenmeyi takdir etmiştir. Yine kendisinin öngördüğü bir hikmetten dolayı savaşın aşamalı olarak, düşmana zaman tanıyarak sonuçlanmasını dilemiştir. Nitekim seçkin peygamberine de böyle vaadetmiş ve bu vaad bir süre sonra gerçekleşmişti.” (2)

Hz. Yunus’un duasından da söz edilmesinde yarar görülmektedir:
“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:
“Bir kelime biliyorum ki, onu kederli olan okudu mu kederi dağılır. Bu kardeşim Yunus (a.s)’ın duasıdır:
Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke innî küntü minez-zâlimîn. (Enbiya Suresi, ayet 87)
Anlamı: Ya Rabbi! Senden başka mabud yoktur. Seni noksanlıklardan tenzih ederim, ben şüphesiz zalimlerden oldum..” (3)

Ali Küçük Hoca Hz. Yunus Kıssasından dersler çıkarıyor:
“Öyleyse bugün bizler de sabredeceğiz. Günahtan kaçmaya sabır, bizi imandan, İslâm’dan uzaklaştırmaya çalışan şer güçlerin karşısında dayanmaya sabır, bizi satın almak isteyenlere karşı, altımıza atacakları bir koltukla bizi Allah’ın dinini tebliğden uzaklaştırmaya çalışanlara karşı, ağzımıza bir bant yapıştırıp konuşturmamak için kodese atmak isteyenlere karşı sabır, sabır, sabır.. Bakın Allah’ın elçisi önce anlatmış, toplumunu uyarmış,  sonra onlar kabullenmeyince kaçmış. Ama bizler anlatmadan kaçıyoruz, uyarmadan adam olmalarını bekliyoruz.

 Belki de bugün bütün bu konularda Allah’ın bizden istediği sabrı gösteremeyerek kaçtığımız için biz de şu anda tıpkı Hz. Yunus (a.s) gibi balık tarafından, balığın karnından daha beter şu toplum tarafından yutulmuşuz da haberimiz yok. Pisliğin içine diz boyu gömülmüşüz de haberimiz yok. Unutmayalım ki bundan kurtulmanın yo-lu tevbe ederek, Allah’a dönmek ve Allah’ın istediği gibi kulluk görevlerimizi yerine getirmektir.” (4)

Özetle gerek davet hareketinde, gerekse tüm faaliyetlerde tüm meşakkatlere, güçlüklere rağmen tevbe etmek, sabırlı olmak ve göreve tam bir dayanıklılıkla devam etmek gerekir; seçilip yücetilmemiz, barış sever yapılmamız kısa deyişle iyi bir kul olmamız biraz da buna bağlıdır.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili;
2.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; 
4.       Küçük; Ali Hoca; Besairul Kur’an; 
 http://www.ikraislam.biz/html/alikucuk/068kalem.htm


******************************************
*************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder