9 Ağustos 2013 Cuma

Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,



      Bismillahirrahmanirrahim
      قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا      
       Kumil leyle illâ kalîlâ (kâlilen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 2. Ayet

“2’nci ayetin başında yer alan ve 3’ncü ayetle de bağlantılı olan geceleyin kalk emri, maksada göre farklı anlamlara gelebilir. Fakat anılan buyruğun devamında, “yavaş yavaş, düşünerek ve anlamını duyarak Kur’an okumaktan”, “Rabb’in ismini anmaktan” ve “O’na yönelmekten” söz edilmesi, bu kalkışın, “Kur’an okumak ve ibadet etmek” için kalkmak olduğunu gösterir. Ancak “kıyam” tabiri çoğu kez namaz manasını çağrıştırdığından bazıları bu emri, “namaza kalk” şeklinde yorumlamışlardır. Bu yaklaşıma göre ayet, “Gecenin hangi vakti uygun olursa kalk, namaz kıl.” anlamına gelir.
...
Kur’an okumak, dinin bütün esaslarını ve hükümlerini öğrenmek, onlar üzerinde durmak anlamına geldiği için şüphesiz nafile namazdan daha önemlidir. Hem nafile namazlar, bir emre değil, insanın kendi isteğine ve zamanın vereceği imkâna bağlıdır. Gündüzün çalışıp yorulan insan, akşam evine gelince, dinlenmeye ihtiyaç duyar. Belli bir süre uyuyup dinlendikten sonra kalkar Kur’an okur; bu arada isterse namaz da kılabilir. Bizim burada vurgulamak istediğimiz nokta, ayetin sadece gece kalk, namaz kıl, şeklinde bir anlamla sınırlandırılamayacağıdır.

Bu ayetleri, indirildikleri dönem ve ortamla bağlantı kurarak anlamaya çalışırsak şu gerçeği görürüz. Hz.Muhammed, kendisine vahiy gelmeden önce ibadet ve riyazet hayatı yaşıyordu. O, peygamber olduktan sonra da bu hayatı sürdürdü; gecelerini ibadet ve zikirle geçirdi. Kendisine inananlardan bir çoğu da onu izledi. Zaten, İslam’ın ilk yıllarında tamamlanmış bir kitap ve herkesin elinde bulunabilecek sayıda Kur’an olmadığı için o dönemde geceleyin kalkılınca yapılacak en iyi iş, namaz kılmaktı. Peygamber (as) ve sahabenin ilk kuşağı da böyle yapıyordu. Ancak zaman ilerledikçe vahiyler arttı; Kur’an’ı okuyup anlamak, ilim yapmak, İslam’ı öğrenip yaşamak ve yaşatmak, daha önemli ve gerekli hale geldi. Buna bağlı olarak da Kur’an, muhataplarının durumuna ve toplumun yapısına uygun hükümler getirdi. Artık gecenin çoğunu, eskisi gibi ibadetle geçirmek güçleştiği için, gece ibadetini hafifletti. Böylece Yüce Allah, şartların değişmesiyle hükümlerde de değişiklik olabileceği gerçeğini insanlara öğretti.” (1)

“Gece Namazının Farziyyeti Mensuh Mu?

İbn Abbas, Hz. Peygamber (s.a.s) ve Cenâb-ı Hakk´ın, "geceleyin kalk" emrinden dolayı, geceleyin kalkmanın farz oloduğunu; zira, emrin zahirinin vücub ifade ettiğini; ama daha sonra bunun neshedildiğini söylemişlerdir. Alimler, bu neshin sebebi hususunda ihtilaf ederek şu izahları yapmışlardır:
a) Gece kalkmak işi, beş vakit namaz farz olunmazdan önce farz idi, ama bu beş vakit namaz ile neshedildi.
b) Cenâb-ı Hak, "... gecenin birazı müstesna, kalk! Yansı miktannca yahut ondan birazını eksilt... Yahut, üzerine artır..." buyurunca, ilgili şahıs, ne kadar kltacağını, geceden ne kadar kaldığını bilemedı. Dolayısıyla da, tarz olan kadarını sürdurememe endişesiyle, bütün gece Bu da ona çok güç geldi. Çünkü, ayakları ve bacakları şişiverdi.. Böylece Allah Teâlâ, bu sûrenin sonundaki, "Kur´ân´dan kolayınıza geleni okuyun..."(Müzzemmil, 20) emriyle, bunu neshetti. Ve bu hadise, İslâm´ın başlangıcındaki bir hadisedir. İbn Abbas sözüne devamla, "Bu farz kılış İle, onun neshedilmesi arasında bir yıl bulunur" demiştir.

Bir başka rivayetinde de o, "Bunun farz kılınışı Mekke´de neshedilmesi ise Medine´de olmuştur. Sonra bu miktar da, yine, beş vakit namaz ite neshedilmiştir." demiştir. Bu görüşü ile birinci görüşü arasındaki fark şudur: Birinci görüşte, teheccüdün farziyyeti, (önce), Kurandan kolayınıza geleni okuyun... emri ile; daha sonra da, beş vakit namazın farz kılınması ile nesholunmuştur. Ama, birinci görüşe göre, teheccüdün farz oluşunun nesh edilişi, doğrudan doğruya beş vakit namazın farz kılınması ile olmuştur.

Teheccüd, Hiç Farz Kılınmadı Görüşü

Bir kısım kimseler de şöyle demişlerdir: Teheccüd hiçbir zaman farz olmamıştır. Bunun delili ise şunlardır:
1) Cenâb-ı Hakk´ın, "Gecenin birazında da, senin için nafile olmak üzere, teheccüd namazı kıl" (İsra, 79) emridir. Böylece Cenâb-ı Hak, teheccüdün, Hz. Peygamber (s.a.s)´e farz değil, nafile olduğunu beyan etmiştir, İbn Abbas buna,"Bu ayetin manası, "Sana alabildiğine farz olarak..." şeklindedir" diyerek cevap vermiştir.

2) Teheccüd, şayet Hz. Peygamber (s.a.s)´e vacip olmuş olsaydı, Cenâbn Hakk´ın, "Ona uyunuz... "(Araf,158) ayetinden dolayı, ümmetine de vacib olurdu ve dolayısıyla, neshin varid oluşu, aslın hilafına bir hareket olmuş olurdu.

3) Bazıları da, teheccüdün vacib olmadığı hususunda şu şekilde istidlal etmişlerdir: Cenâb-ı Hak "... yansı miktannca yahut ondan birazım eksilt..." buyurmuş, böylece bu işi, mükellefin re´yine havale etmiştir. Böyle olan şey ise, vacib olmaz.. Bu izah zayıftır; çünkü, bir kimsenin, "Sana gece kâim olmanı, kalkıp namaz kılmanı farz kıldım.. Ama bunun, az ya da çok olarak takdir ve tayini senin reyine bırakılmıştır" demesi aklen uzak sayılmaz. Sonra, teheccüdün vacib olmadığını söyleyenler, Cenâb-ı Hakk´ın, İfadesine tutunulmasına karşılık şu cevabı vermişlerdir: "Bu emrin zahiri, nedb ifade eder. Çünkü biz, Allah´ın emirlerini, bazan nedb, bazan da vücub ifade ettiğini görmekteyiz. Dolayısıyla, müşterekliği ve mecazlığı bertaraf etmek için, bu iki uç arasındaki müşterek noktayı ifade ettiğini söylemek gerekir. Bu nokta ise, yapma tarafının, yapmama tarafına tercih edilmesidir. Ama, bu işin terkedilebileceği hususu ise, aslın muktezasına göre sabittir. Emrin muktezasına göre yapılma ve kılınma tarafı; aslın muktezasına göre de, kılınmama tarafı tahakkuk edebileceğine göre, bu emir, mendub olmuş olur. Allah en iyi bilendir.” (2)

Farklı görüşleri aydınlatmaya çalışırken de daha değişik farklı görüşler ortaya çıkıyor: örneğin bazı âlimlerin tehhedcüd’ün Hz. Peygambere farz olduğunu, ümmedine farz olmadığını yazmışlardır. Prof. Dr. Süleyman Ateş “Kur’ân gece namazını böyle vurguyla emrediyor. Emirler Peygambere hitaptır; ama ümmeti de bağlar.”diyor.

Yukarıda “Gece Namazının Farziyyeti Mensuh Mu?” sorusu irdeleniyor.

Önce, “”Nesh ve mensuh ne demektir?” sorusuna nasıl cevap verildiğini görelim:

Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir. (Fahreddîn Râzî, İmâm-ı Süyûtî)

Bu arada birçok alim Kur’an’ın kendinden önce gelen kitapları nesheddiğini; ancak Kur’an ayetlerinin birbirlerini nesh etmediğini vurgulamışlardır. Hatta Kur’anda nesh vardır demenin şirk olduğunu yazmışlardır. (3)

Prof. Dr. Mehmet Okuyan “tehheccüd” kelimesinin uykuya ara vermek demek olduğunu belirttikten sonra bu ayetin geldiği zamanda namazın farz olmadığını da vurgulayarak tehheccüd’e kalkmanın görevine hazırlanmak için, yetişip olgunlaşmak için olduğunu belirtiyor. Okuyan bu konuda  birçok uydurma da olduğunu ekliyor. (4)

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

----------------------------

2.       er-Razi, Fahruddin; Tefsir-i Kebir (Mefatihu’l-Gayb), http://www.kalb-iselim.net/kutuphane/tefsirweb/index.html
4.       Prof. Dr. Okuyan, Mehmet;  Tehheccüd, http://www.youtube.com/watch?v=p0vyijrCG2c






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder