20 Ağustos 2013 Salı

Kur'an-ı Kerim Okuyorum (Açıklama 2)


Adını hatırlayamadığım bir bilge “Güneş altında söylenmemiş söz yoktur.”diyor. Tabii, bu söz tartışılabilir; ancak bu an için bana da doğru gibi geliyor bu söz. Açık deyişle yazmak istediklerimi yazmış başkaları. Ben bunları yok sayıp kendi ürünüm olsun diye, başka biçimde mi yazayım? En iyisi alıntıları aynen sunayım:


“Biliyor muydunuz?" başlığı altında kitap dünyasına dair ilgi çekici bilgiler sunan Kitaphaber Dergisi, dünya üzerinde en çok okunan kitabın Kur'an-ı Kerim olduğunu belirtmiş; bu bilginin doğruluğundan şüphe etmiyorum; Kur'an dünyanın en çok okunan ve en az anlaşılan kitabı. Gurur okşayıcı ve zelil bir hakikatle karşı karşıyayız; Kur'an okumalarının büyük çoğunlukla ayet metinlerinin manasını ihmal ederek, adeta ıskalayarak gerçekleştirildiğini biliyoruz. O'nun çok okunan ama manasından haberdar olunmayan bir kitap hükmüne gelmesinin vebali bizimdir. Kur'an'ın Arap lisanıyla inmiş olması, günümüzde O'nun manasından bihaber kalmak için özür teşkil etmiyor.” (1)


Kur’an’ı anlamaya çalışmak her insanın en tabi hakkı ve her Müslüman’ın görevidir.


 Kur’an’ı anlamaya hak kazanmak için kişinin dini ilimlere ve Arapça’ya vakıf olması gerekmemektedir.


 Kur’an’ı tefsir etmek ve Kur’an ayetlerinden hareketle topluma mesaj vermek ise mütehassısların görevidir. Bu konuda uzmanlar dışında hiç kimse yetkili değildir.”  (2)


Kur’an’ın mucizevi bir kendini koruma sistemi vardır. Bu sistem bazen parçada çoğu zaman bütünde kendini göstermektedir. Bu öyle bir sistemdir ki, sistemi oluşturan her birim bir hologram gibi hem bütünün hem parçanın özelliklerini taşımaktadır. Tıpkı bedenin yapıtaşı hücreler gibi, Kur’an’ın parçaları da ait olduğu bütünün kimliğini taşır. Her kategori hem kendi arasında, hem diğer kategorilerle paralel ve çapraz anlam bağlantılarına sahiptir. Bu bağlar bazen lafza, bazen mânaya, bazen maksada, bazen de her ikisine veya üçüne ait olabilmektedir. Ve bazen de bunların dışında derin ve yoğun tedebbürle ulaşılabilecek yerde durmaktadır. Bu konuda şatıbi’nin fıkhi hüküm çıkarma konusunda söylediği şu tesbit, Kur’an’ı doğru anlama konusunda da aynen geçerlidir: “Nasıl ki el, ayak, baş ve dil gibi organların insana has işlevleri birbirinden kopuk olarak yerine getirmesi mümkün değilse ve bütün bu organlarla birlikte insana insan deniliyorsa, aynı şekilde din de parçalar halinde değerlendirildiğinde kendine ait işlevi icra edemez. Dolayısıyla şer’î bir hüküm çıkarılmak istendiğinde bu hükmün tek tek delillerden değil, dinin bütününden çıkarılması gerekmektedir.”


Hemen ifade edelim ki, Kur’an’ın debisini Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir mâna rezervi vardır. Bu rezervden yararlanmanın ilk şartı “Niçin Kur’an okuyorsun” sorusuna doğru cevap vermektir. Bu cevabın “Anlamak için” şeklinde olması yeterli değildir. Zira bu ara bir cevaptır. Bu cevap bir soruyu daha celbeder: “Niçin anlamak” Bu sorunun onlarca belki yüzlerce muhtemel cevabı vardır. Bunlar içerisinde Kur’an’ın en beğendiği cevap eminiz ki, “Yaşamak için anlamak” olacaktır. Zira Allah ve Rasulü’nün vahye daveti bir diriliş ve hayat çağrısıdır.” (3)


İman, bilginin içselleştirilmiş, yakin hale getirilmiş, bilinç düzeyine yükseltilmiş biçimidir. Pratikte tezahür etmeyen iman, ancak kuru bir bilgi yığını olabilir. Ahirete inandığını söyleyip hayatında bu imanın yansıması bulunmayanlar, gerçekte iman etmiş değillerdir. Kur'an'da iman, sadece kabul anlamında hiçbir zaman kullanılmaz, tersine sürekli amellerle birlikte zikredilir. Ve insanların iman ettik demekle bırakılmayacakları belirtilir: "Elif, Lam, Ra. İnsanlar sadece iman ettik demekle, hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz, onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allah, doğruları bilecek, yalancıları da bilecektir." (Ankebut, 1-3) (4)


Aklı ve gönlü işleterek anlamak ve uygulamak esastır.


İnsan kendi kafasını kendisi kullanmıyorsa, aklını ve gönlünü kullanmadan kendisine belletileni taklit ve tekrar ile yetiniyor, sorgulamadan başkalarına uyuyorsa, vücudunda kendi kafasını değil de başkalarının kafasını taşıyorsa! ‘emanet kafa taşıyor!’  demektir. Yani, Allah’ ın kendisine verdiği başı, kalbi, gözü, aklı kullanmıyor demektir.” (5)


“Yalnız Arapça bilmekle, tefsîr ve hadîs anlaşılmaz. Arapça bilenleri, din âlimi sanan, aldanır. Beyrut ve başka yerlerde ana dili Arapça olan, Arap edebiyâtını iyi bilen, çok papaz var. Fakat, hiçbirinin İslâmiyyetten haberi yoktur.” (6)


“Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde "hadisleri" işlevsiz kılmaya çalışan bazı ferdi çıkışlar olduğunda, hem sahabe ve hem de âlimler gerekli cevapları doğrusu çok da sert tonda seslendirmişlerdir.


Bir grup insan, hadis okuyan birine derler ki; bunu bırak. Bize Allah'ın kitabından bahset.


Bu sözü duyunca Halife Hz. Ömer (r.a.) sinirlenir ve bu nasipsiz adama şöyle der:


"Sen ahmak birisin. Allah'ın kitabında namaz ve oruç konusunu açıkça (yani namazın nasıl kılınacağı, kaç rekat olacağını, neler okuyacağını, orucun nasıl tutulacağını nelerin bozup bozmayacağını) bulabiliyor musun?


Kuran'ın bu konudaki hükümlerini sünnet (Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamaları ve sözleri) açıklamaktadır. (Suyuti, Miftahul Cenne, 85)” (7)


Kur'ân'ı okuyun ve O'nunla amel edin. O'ndan yüz çevirmeyin. Yanlış yorumlarla taşkınlık yapmayın. O'nu karın doyurmaya / ticarete alet etmeyin. O'nunla zenginleşmeye kalkmayın" Bkz.Münâvî, Feyzü'l-Kadir, II, 64.


"Sizden biriniz gece kalktığında, eğer Kur'ân okumak ne dediğini bilmeyecek şekilde onun diline ağır gelirse, okumayı bırakıp birazcık uzanıversin" Hz. Muhammed (sav)  (Nesâî, Fedâilü'l-Kur'ân, 107; Müslim, Müsafirûn 223; Ebû Dâvûd, Tetavvu' 18; İbn Mâce, İkame 184; Ahmed, II, 318; İbn Esir, en-Nihâye,III, 187.)


Şimdi bu maddelerden bizlerin çıkaracağı dersleri sıralayalım:


Bizler de Kur'ân'ın muhataplarıyız, onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüyüz.


Her fırsatta biz de Kur'ân okumalı, Kur'ân ile dolmalıyız ki Kur'ân doğrultusunda düşünüp yaşayabilelim. Gündemini Kur'ân ilkeleri belirlemeyenler, başka gündemlerin esaretinden beyin ve gönüllerini kurtaramazlar.


Kur'ân'ı ağır ağır, düşüne düşüne ve anlayarak okumalıyız. Her Kur'ân okuyuşumuz bize yeni şeyler kazandırmalı, bizi bezemeli, inşa etmeli ve dokumalıdır.


Kur'ân'ı anlarken, düşüncelerimizi Kur'ân'a söyletme yaklaşımından uzak olmalı; Kur'ân merkezli okumalı ve düşünmeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz başta olmak üzere, ilk dönemden günümüze kadarki tefsîr birikiminden yararlanmalıyız.


Kur'ân'ı okuyup anlarken, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içerisinde onu manen ve maddeten temiz yer ve zamanlarda okumalı; onun kitabına ve okunuşuna saygı duymalıyız.


Kur'ân okuma ameliyesini, onu başkalarından dinleme ve onu başkalarıyla birlikte okuma eylemleriyle zenginleştirmeliyiz. Zira bazen tek başına okurken kaçırdıklarımızı, başkalarından dinlerken yahut birlikte gerçekleştireceğimiz okumalarla elde edebiliriz.


Kur'ân okumalarımızı, zaman ve keyfiyet açısından dolduruşa getirmemeli, onu yorgun düştüğümüz artık zamanlarda değil; ona özel ayıracağımız ve zinde olduğumuz zamanlarda okumalıyız.” (8)


“İnen ilk âyetlerinden itibaren okuyup öğrenmenin, bilimin, barışın ve hoşgörünün öneminden bahseden Kur’an-ı Kerim, bütün müslümanlar tarafından gerektiği gibi okunup yeterince anlaşılmış olsaydı, bugün toplumumuzda giderek yaygınlaşan güvensizlik, huzursuzluk, sevgi ve diyalog eksekliği, bilim ve teknolojideki konumumuz bu düzeyde olmazdı. ‘İslâm ülkeleri’ kavramı şiddet ve terör kavramlarıyla birlikte anılmazdı.


Kur’an gereği gibi anlaşılmış olsaydı, İslâm dünyası diye tanımlanan toplumlarda ayrımcılık, hukuk ihlâlleri, kültürel saplantıların bir ürünü olan kan davaları, töre cinayetleri, işkence, fuhuş, soygun, rüşvet, yolsuzluk ve dolandırıcılık gibi suçlar bu kadar yaygın olmazdı. Çünkü saydığmız bütün bu olumsuzluklar, Kur’an’ın indiği dönemde Mekke toplumunda da yaygındı. Ancak Hz. Peygamber’in önderliğinde o bozulmuş ve çürümeye yüz tutmuş toplum, Kur’an’ın aydınlatmasıyla çok geçmeden medenî bir toplum haline dönüşebilmiştir.


Allah (c.c) bize Kur’an-ı Kerim gibi bir değer göndermiş ama biz onu ne yazık ki yeterince tanımıyor ve ondan gerektiği gibi istifade edemiyoruz.” (9)


“Söylenebilecekler söylenmiştir.” diyemeyiz hiçbir zaman. Her ortamda, her dönemde söyleyebileceklerimiz olacaktır kuşkusuz. Bize düşen sözü bırkakıp anlamını da öğrenecek biçimde okumaktır, tabii, anladıklarımızı uygulamak ve paylaşmak koşuluyla.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
---------------------------


1.    Alkan,Turan ; http://ahmetturanalkan.net/yazi/kuranin-kanatlandirdigi-turkce/

2.    Abdurrahman, Aişe ;  http://onudinleyelim.com/aise-abdurrahman-ve-kuran-tefsirindeki-metodu-ekrem-demir.html

3.    İslamoğlu, Mustafa ; http://www.islamoglumeali.com/meal-onsoz/

4.    Altın,  Oktay ; Haksöz Dergisi - Sayı: 74 - Mayıs 97,Kuran Çalışmaları, (Ahiret inancı Hayatı Düzenleyen Bir Bilinçtir; http://www.haksozhaber.net/okul/ sitesinden 23.05.2013 tarihinde yazdırılmıştır.)

5.    Adal, M. Kemal; Kur’an’ı Anlamak ve Yaşamak; http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=10586

6.    Ünlü , Osman; http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=521898

7.    Prof. Dr. Hatipoğlu, Nihat, Hadislere Düşman Bazı İlahiyatçılar, http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/05/31/hadislere-dusman-bazi-ilahiyatcilar

8.    Prof. Dr. Akpınar, Ali;  Hz. Peygamber'in Kur'an Okuyuşu, http://www.aliakpinar.net/index.php?option=com_content&view=article&id=183:hz-peygamberin-kuran-okuyuu9&catid=58&Itemid=103

9.    Doç. Dr. Yılmaz , Hüseyin;  C.Ü. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi,  Sivas;  http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kurani-nasil-okumaliyiz.htm







******************************************
*************************************



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder