30 Ocak 2013 Çarşamba

İnsanı, embriyodan / ilişip yapışan bir sudan / sevgi ve ilgiden / husûmetten yarattı.


Bismillahirrahmanirrahim
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ
Halakal insâne min alak (alakın).
Kuran-ı Kerim, Alak Suresi (96) 2. Ayet

Allah, Alak suresi 1. ayetinde oku, çağır, davet et diyor. Ardından 2. ayette insanın yaratılışı konu ediniyor.(1)

 Alak 2. ayeti ile ilgili Tefsirleri (2), (3), (4)  incelediğimizde anlarız ki bu ayette insanın ilişkiden, embriyodan yaratıldığını ve gelişme aşamalarını  düşünmesi  ve Allah’ın kudretini kavraması istenmektedir.

Kuran-ı Kerimin bir çok ayetinde bu yaratılış konusu anlatılmaktadır. Açık deyişle  İnsanın nasıl yaratıldığı (5), ne amaçla yaratıldığı (6) üzerinde durulmakta, Allah’ın yaratıcılığıyla ilgili örnekler verilmektedir.(7)
Prof. Dr. Asaf Ataseven’in “K. Kerim'e Göre İnsanın Yaratılışı” başlıklı makalesi ayrıca belirtilmeye değer. Ataseven, anne karnındaki teşekkülü, Kur'an-ı Kerim'in ele alışı, ilim adamlarını hayret ve hayranlığa sevk edecek derecede, bu günkü ilmî tesbitlerle aynen uyuşmakta olduğunu yazmaktadır.  (8)

“Ayette “halakel insan emin alak” vurgusu yapılır. Bu vurgu, “O insanı alaktan/sevgiden yarattı” manasına gelir. Ayette geçen “halaka” fiili, yaratma manasındadır. Lakin Türkçede de kullandığımız “ahlak” kelimesi de bu kökten türer. Ahlak, yaratılış fıtratına uygunluk manasına gelir.

Dolayısı ile ayet, “O insanı, sevgi ile ahlaklandırdı” manası da taşır. Sevgi, insanın ahlakıdır. Fıtri eğilimidir. Eğer, sevgi yitirilmişse, insan; insani erdemlerden uzaklaşmış demektir. Sevgisiz insan, insan değildir. Çünkü insanın “yaratılışını farklı kılan tek şeyin bu olduğu” ayette ilan edilmiştir.” (9)
Prof. Dr. Süleyman Ateş de Allah’ın, insanı sevgi ve şefkat hamurundan yarattığını söyler: (10)

“Dikkati çeken bir husus da, bu ilk Kur’an vahyinin, insanın bir yumurta hücresinden -yani, döllenmiş bir yumurtacıktan- embriyonik bir gelişme göstermesine işaret etmesi ve böylece insanın biyolojik kökeninin ilkelliği ve basitliği ile zihnî ve ruhî potansiyelinin zıtlığını vurgulamasıdır: hayatın yaratılışının gerisinde bulunan bilinçli bir planın ve amacın varlığına işaret eden bir zıtlık.(muhammed esed meali tercümesi)” (11)
“Bu ayetin işareti bize şunu da bildirmektedir. Yer yüzündeki yaratılan bütün insanlar, aynı şekilde yaratılmış olduğundan, hepsi birbirine eşittir ve bu anlamda birbirinden üstünlüğü yoktur.
Her insan bir meniden yaratılmıştır. Allah (c.c) gözlerimizle göremiyeceğimiz kadar küçücük bir suya bizim şeklimizi, şemalimizi yazmıştır, resmetmiştir. Zengini, fakiri, generalleri, beyazı, siyahı, soyluyu
soysuzu... kısaca herkesi Allah(cc) yaratmıştır. Öyleyse kimse başkasına hava atmasın, ancak takvada
yarışsınlar. (12)
 
 

Özetle insanın kendini ve evreni tanıması, yaratılanlarla ilgili kanunları bulması, Allah’ın ilminin sonsuzluğunu anlaması gerekir. Başka deyişle  insanın kendini, evreni ve Allahı tanıması gerektiği emredilmiştir. (13), (14)  

Sabahattin Gencal, BaşiskeleKocaeli, 10. 01. 2013 

-------------
5.      Kur’a Sor,
6.      Kur’ana Sor,

******************************************
*******************************************

26 Ocak 2013 Cumartesi

Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!


Bismillahirrahmanirrahim
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka).
Kuran-ı Kerim, Alak Suresi (96) 1. Ayet

Kuran-ı Kerim’in, iniş sırasına göre ilk ayeti Alak  süresinin ilk ayeti Oku ile başlamaktadır:
 Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!” (1) (2)

Kuran-ı Kerimi nasıl okumamız gerektiği bir çok ayette de geçmektedir. (3) Bu öğütlere uygun olarak Şeytandan Allah’a sığınarak, Besmeleyle (4), acele etmeden, özenle ve düşüne düşüne  okumaya başlıyoruz.  Kuran-ı Kerimde geçen “Allah yaratandır” sözünün örneklerine (5) göz gezdiriyoruz. Bu arada Esmaül Hüsna’yı (6) da hatırlamış oluyoruz.
Kuran-ı Kerime Besmeleyle başladığımız gibi  Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav)  hadisine uyarak her işe, basma kalıp değil bilinçli olarak Besmele ile başlayacağız.

 Alak Suresi 1. Ayetinde vurgulanan en geniş anlamıyla okumaktır. Açık deyişle, okumak metinleri olduğu kadar tüm görünenleri algılamak, anlamak, düşünmek, inceliklerine varmak ve karşılaştırabilmektir.
Okumayla elde edileni paylaşma, tebliği etme de bir görevdir ki bu “Yaratan Rabinin adıyla, çağır davet et.” (7) Ayetinden de anlaşılmaktadır. Allah tarafından Vahyedilenin ve yaratılanın anlaşılması, duyurulması istenmektedir.
“Söz geliminden anlaşıldığı üzere burada “Oku” emri, vahyedilen şeyleri okuma hakkındadır. Yani “Ey Muhammed, sana vahyedilen Kur’ân’ı, Rabbinin adını anarak, O’nun yardımını dileyerek oku” demektir. Yahut “Rabbinin adına oku, okumayı Rabbin için yap” demek olur. Razi, bu ayeti, Kur’ân okurken besmele çekmenin gereğine delil saymıştır. Çünkü ayette Rabbinin adıyla, O’nun yardımını dileyerek okuması emredilmektedir. O halde okurken O’nun adını anmak gerekir (Mefatih: 32/13).(8)
Kısaca belirtildiği gibi “oku” emrinin kapsama alanı geniştir.

“’Oku’ emri, gazete okumaktan, göklerin sırrını okumaya kadar bütün bir ilim-fikir-hikmet-estetik dünyasını kaplar. Başka bir deyimle, “Oku” emriyle bize, insan, evren, vahiy kitaplarının okunması, yorumlanması, değerlendirilmesi ve eşya ve olayları Yaratıcı’nın dilediği yönde şekillendirme uğruna tüm varlığın didik didik edilmesi görevi yüklenmiştir.” (9)

        «İkra’ sûresi» de denilen ve Mekke-ı Mükerreme’deki Hira Mağarası’nda Miladi 610’da  nazil olan  Alak (96) 1. Ayetinin tefsirlerinin okunmasında yarar görülmektedir.   (10), (11), (12), (13) 
Dinimiz ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. İlim öğrenmenin anahtarı okumaktır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) “Ya okuyan ve öğrenen, veya dinleyen veya okumayı ve öğrenmeyi sevenlerden olun. Sakın bunların dışında bulunmayın helak olursunuz” (Fethu’l-Kebir, 1:204) buyurmuşlardır.

Putların ya da putlaştırılanların değil yaratan Rabbimizin adıyla  okuyabilmek, okuyup anladığımızı, uygulayabilmek ve paylaşabilmek umuduyla.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

 ---------------------
2.       Kuran-ı Kerim, http://kuran.mollacami.com/ayetler.php?sn=96
4.       Prof. Dr.Yaşar Nuri Öztürk, Başlarken ve Besmele’nin anlamı Üzerine http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9145994.asp?m=1  - Dr. Metin Bedir, Kuşeyrî Tefsirinde Besmele’nin tahlili, http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuseyri-tefsirinde-besmele-nin-tahlili
5.       Kur’ana Sor, http://kuranasor.com/cevaplar.php?soru_id=5667
6.       Esmaül Hüsna, http://www.sevde.de/esmaul_Husna.htm
7.       Prof. Dr.Salih Akdemir, İlk ayet “Oku” değil “Çağır-Davet et.” http://www.youtube.com/watch?v=X-rjDPCU91E&feature=related
8.       Prof. Dr. Süleyman Ateş   http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=473:alak-suresi-1&catid=40:austos-2012&Itemid=123
9.       Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Okuyabilmek http://www.yurtgazetesi.com.tr/okuyabilmek-makale,3271.html
12.   Ömer Nasuhi Bilmen, http://www.tahavi.com/tefsir/096.html
14.   Yaşar Nuri Öztürk, Okuyabilmek http://www.yazaroku.com/fguncel/yasar-nuri-ozturk/29-01-2013/okuyabilmek/533179/.aspx

Ayrıca bakınız.
·        Ilk Vahiy http://www.youtube.com/watch?v=5S7qCdSxmDE
·        Alak Suresi http://www.youtube.com/watch?v=Sr7H5QJZPOM

·        Alak Suresinin Tefsiri, Mecit Karakış, http://www.kubacami.com/konular/akademi/alak_tefsir/alak_anasayfa.htm

·        Osman Keskinoğlu, Hirada ilk vahyin başlaması   http://kitap.mollacami.com/kurani-kerim-bilgileri/hirada-ilk-vahy.html


******************************************
*******************************************

Kur'an-ı Kerim Okuyorum (İçindekiler)

         
 
                                                                               




















İlk ve Son Kitabım Kur'an-ı Kerim

Kur’ân’ı anlamak her bir Müslüman’ın hakkı ve
anlatmak da doğru bilenlerin vazifesidir.
(Prof. Dr. Davut Aydüz)
***

Yaşamım boyunca sayısız kitap okudum. “Bu kitaplardan ne elde ettim?”diye sormayacağım kendi kendime. Bugüne dek aldığımız su ve besinlerden ne elde ettikse kitaplardan da aynısını kazandık. Ne var ki besinler daha çok bedenimizin, kitaplar beynimizin gıdası olmuşlardır. Başka deyişle kitaplar bizim biz olmamıza az çok katkı sağlamışlardır.

İlk okuduğum kitap Kuran-ı Kerim olmuştur. İlkokuldan önce Mahallemizin camisindeki Kuran Kursuna gittim. Bu kursta Kuran-ı yüzünden hatim ettim.

Zaman zaman Kuran-ı Kerim mealleri ve tefsirleri de okudum; ancak anlayarak okuduğumu söyleyemem. Yaş yetmiş iş bitmiş dedikleri bu yaşımda Kuran-ı Kerimi tekrar ele alıyorum. Sureleri iniş sırasına göre sıralanan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe’ye çevirdiği Kuran-ı Kerim’i diğer Meallerle karşılaştırmalı olarak okumaya çalışacağız. Ayrıca internetteki tefsirleri de okuyacağız. Okuduklarımızı paylaşmamızın tefsirle ilgisi yoktur. Tefsir yazmaya gücümüz yetmez; onun için  yalnız öğrenme amacıyla okumaya çalışacağız. Allah bilir ilk ve son okuduğum kitap Kuran-ı Kerim olabilir.

Kuran-ı Kerim’i okumaya başlıyorum.

Okumak en genel anlamda, bir yazımızda da (1) belirttiğimiz üzere  harflerin, rakamların, işaretlerin ve her türlü şeklin değerlendirilmesidir.

 Değerlendirme mekanik algı, algı, ezberleme, anlama, öğrenme, fikir üretme… vd. aşamalarda olabilir. Bu tanım uzayı, yıldızları, yer küreyi, dağları, bitki ve hayvanları…vb. okuyabilmeyi de kapsar. Böylesine kapsamlı okumayı bilmiyoruz. Biz sadece Kuran-ı Kerim ayetlerini okumaya çalışacağız. Ayetlerin nüzül sebeplerini yani arka planını yazmayacağız; önceki ve sonraki ayetlerle sistemli bir biçimde karşılaştırmalar da yapmayacağız; daha doğrusu yapamayacağız.

Ne ilahatçıyız, ne felsefeci, ne de bilim adamı. Açık deyişle Kuran-ı Kerimi öğrenmek ve  fikir üretebilmek kapasitesinde değiliz. Onun için, hiç olmazsa Kuran-ı Kerim’in öğütlerini anlamak  ve inşallah anladığımız üzere amel etmek çabasında olacağız.

Yukarıda da belirttiğim gibi Kuran-ı Kerimi tam olarak anlayabilecek donanıma, kapasiteye sahip olmadığımı biliyorum. Buna rağmen emeklerimizin Yunus Emre’nin dediği gibi (2) kuru bir emek olmaması için çabalayacağım. Herkesin de çabalaması gerekir; çünkü Mehmet Akif’in (3) dediği gibi Kuran okuyup üflemek için gönderilmemiştir.

Kuran-ı Kerim-i tam kurallarına uygun olarak (4) (5) okuyamayız belki, ama İnşallah Kuran-ı Kerim’i anlayıp gereğini yapabiliriz. Başka deyişle Kuran-ı Kerimi, küçükken yüzünden hatim ettiğimiz gibi değil anlayarak okumalı ve yaşamalıyız. En önemlisi de karanlıkları aydınlatmak için öğrendiklerimizi paylaşmalıyız. Bu konuda peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Buhari, Fedailü’l-Kur’an, 21.) buyurmaktadır. (6)

Gönülden büyük bir istekle Kur’an-ı Kerim Türkçe Mealleri okumaya başlıyorum. Okurken, Kuran-ı Kerim’in her bakımdan benzersiz ve eşssiz özellikleri olan hidayet  ve kurtuluş rehberi  evrensel bir kitap olduğunu düşünerek okumaya çalışıyorum.

İnşallah düşünme ve araştırma hevesimiz kırılmaz.

Faydalanma ve faydalı olma umuduyla…
    
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 01. 01. 2013

----------------------------
3.      Kuran niçin indildi? 

Ayrıca Bakınız

******************************************
*******************************************
Sizin en hayırlınız
Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir.
Hz. Muhammed (sav)
 (Ravi: Osmân B. Affân  (r.a.) / Buhari, Hadis no: 1775)
***********************************************************

Gerekçeleriyle Birlikte Yöntemimiz

Kuran-ı Kerim Okuyorum  adlı bu derleme çalışmam bir bilimsel çalışma değil, bir derleme çalışmasıdır. Kur’an-ı Kerimi Kuran-ı Kerimce, en azından Arapça okumak isterdik kuşkusuz. Ama Arapça bilmiyoruz, onun için Türkçe Kur’an-ı Kerim Mealleri, tefsir kitapları ve diğer eserlerden derlememelerle Kur’an-ı Kerimi anlamaya çalışıyoruz. Bu arada anladıklarımızı da sınırlı olarak paylaşıyoruz. İşte bunun için çalışma yöntemimizi de yazmak istedik ki okuyucu ona göre değerlendirebilsin. Yöntemimizi yazmanın ötesinde niçin böyle bir yöntemi takip ettiğimizi de alıntılarla hissettirdik. Böylesi hacmi genişlettiği için belki de sıkıcı gelecek; ama eminim ki dikkatli okunursa yararlı olacaktır.
1.“Kuran-ı Kerim Okuyorum”  adlı bu derleme çalışmam Kur’anı telaffuz etme değil bir anlamak için okuma çalışmasıdır. Allahın izni ile bilgi boyutundaki bu çalışmamı paylaşmaya ve yaşamaya çalışacağız:
“Okuma, anlamayı da tabii bir biçimde içinde barındıran bir eylemdir. Ne dediğinden haberdar olmadan bir metni seslendirme işi, okuma değil, ancak telaffuz etme olarak tanımlanabilir.
Şurası muhakkaktır ki, Kur’an, -adı üstünde- okunmaya gelmiş, bu amaçla gönderilmiş bir kitaptır. Vahiy halkasının son zinciri olması, onda “okuma”ya yapılan vurgunun artması sonucunu getirmiştir.
İnsanlığın kutsal kitabı Kur’an’ı inanan inanmayan, âlim cahil herkes, her hâlükârda okuyacak,  bildirilenlerden haberdar olacaktır. Bilgi boyutundaki bu çabayı, öğrenilenler üzerinde düşünme takip edecektir. O, kendisine gönül verenler için kılavuzdur, insanlığın zirvesine doğru tırmanışta yol gösterir. Okuduklarına hikâye gözüyle bakanlar için ise, sadece yarın “haberim yoktu” diyemesinler diye gönderilmiş bir tebligat işlevi görür. Bu noktada Kur’an kimilerinin hidayet kitabı olurken, kimilerinin de inkârının derinleşmesine vesile olur.” (1)
2. Kur’an-ı Kerim’i daha verimli olacağı düşüncesiyle iniş sırasına göre ve tekrar tekrar okuyorum.  Çalışmalarım sadece meallerle sınırlı kalmıyor,  tefsirler de okuyorum. Bu arada makale, hadis vb. çalışmalara da yer veriyorum.
“Kur’an metnini baştan sona okuma şeklindeki klasik yöntemin yanı sıra farklı okuma teknikleri de kullanılmalıdır. Bunlar içinde nüzul sırasına göre okuma, en verimli sonuçları veren tekniklerden biri olarak mutlaka bir kaç kez denenmelidir. Her ne kadar elimizdeki nüzul sıralamaları farklılık gösterse ve kesinlik arz etmese de, bu tarz bir okuma, dinin ehem ve mühim değerleri açısından ciddi bir farkındalık yaratmaktadır. Bugün eylem odaklı anlama-değerlendirme faaliyetlerinin arasında, düşünmeye, algılamaya, iman etmiş olmanın derin gücünü tatmaya ayrılan alan son derece cılız kalmaktadır. Belki hızı mütemadiyen artan yaşam temposunun da etkisiyle revaç bulan Kur’an’ı hemen okuyup, hemen anlayıp, hemen uygulama suretiyle sorunların tamamen çözüleceği yolundaki güçlü eğilim, yanıltıcı olmaktadır. Oysa kendisini, hayatı, evreni ve bunların tamamıyla Allah’ın yakın ilişkisini anlamlandırma, dinin bir insanda gerçekleştireceği dönüşümün temel öncülleridir. Kur’an’ı “okumak-anlamak-yaşamak” üçgenine sıkıştıran görev bazlı okuma faaliyetleri, elimizdeki kitabın derinliği yanında sığ kalmaktadır. Oysa okuma-anlama-hayata geçirme basamaklarında anlaşılanların sağlamasını yapmak için tekrar tekrar metne dönmek, aynı anda hem zihni hem de gönlü sonuna kadar mesaja açmak gibi iç içe geçerek birbirini izleyen süreçleri takip etmek zorunludur. (1)
3. Kuran-ı Kerim ayetlerini daha iyi anlayabilmek için nüzul sebeplerini de bilmek gerekir. Nüzul sebeplerinin tefsirlerde yazıldığı kadarını okuyoruz; ancak bunları paylaşmıyoruz. Bazılarına kısmen değiniyoruz o kadar.  Böyle bir yöntemi seçmemizde Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın düşünceleri etkili olmuştur:
“Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur’an’ın daha iyi anlaşılabilmesi için onun ayetlerinin iniş kronolojisinin ve iniş sebeplerinin bilinmesinin önemini vurgularsa da   Kuran’ın anlaşılmasında, “nüzul Sebepleri”ni bir kriter olarak almayı sakıncalı bulur. Ona göre tarihsellik ve tarihselcilik, bir hükmün yahut değerin geçerliliğini, bir zaman kesitine bağlı olarak düşünmeyi ifade etmektedir. Tarihselci tutumu benimseyenler, bilerek ya da bilmeden, Kur’an’da ifadesini bulan değerleri, indiği toplumun olguları ile sınırlamaktadırlar. Bundan dolayı Atay, Kur’an ayetlerinin nüzul ortamından bağımsız olarak ele alınıp yorumlanması gerektiğini söylemektedir. Zirâ, ona göre Kur’an, peygamberin ve toplumun yapısına bağımlı bir kitap değildir. “ (2)

4. “Kur’an-ı Kerim Okuyorum” adlı çalışmamız bir derleme çalışmasıdır. Her ne kadar, Atay’ın görüşüne göre meallerden de hüküm çıkarmak, yorum yapmak mümkünse de bu konuda yorum yapmamaya özen gösterdik. Müfessirlerin yorumlarından hareketle anladığımızı kısaca yazdık o kadar. Bu arada okuyuculardan yorum çıkaranlar olabileceği düşüncesiyle Atay’ın düşüncelerine yer veriyoruz:

“Atay, okuyucunun Kur’an'ı Arapça'sından değil de, kendi dilindeki tercümesinden de
mana çıkarabileceğini ve hüküm üretebileceğini ileri sürer. Bu durumda birinin, yanlış
yapmamak için dikkat etmesi gereken hususları da şöylece sıralar.                 

1-Bir sözü önce kendi cümlesi içinde, yani bir cümlenin önce kendisini anlamaya
çalışmalıdır. Burada sözün ne dediğini anlamak, ne demek istediğini, neyi amaçladığını, neyi anlatmak istediğini anlamaya çalımsak lazımdır. Onun neyi anlatmak istediğini, neyi amaçladığını anlamak, düşünmek demektir. Düşünmek içtihat etmek ve içtihat etmek de fikir üretmek ve hüküm ortaya koymak, anlamındadır.

2-Sözün ikinci anlayışı, bulunduğu bağlamda anlaşılması, içinde bulunduğu   duruma göre değerlendirilmesidir. Bu durumdaki anlayışa göre de ondan başka manalar çıkarılabilir ve hükümler ortaya konabilir.

3-Sözün bir de bulunduğu, ilgili olduğu konuya göre anlaşılması daha geniş kapsamlıolup, başka yerlerde olan cümle ve fikirlerle kıyaslanarak anlaşılmasıdır. Bu söz bir ayet olursa, onu Kur’an'ın genelinde de anlamak lazımdır.”(2)

5. Kur’an-ı Kerim ve sureler hakkında özet bilgi verildikten sonra ayetler tek tek ele alınmıştır. Ayetler tek tek indiği gibi, birkaç ayet biçiminde de sure biçiminde de indi. Onun için olacak bazı müfessirler birkaç ayeti birden açıklamışlardır. Biz ayeti tek tek ele aldık; ancak ayetin bir önceki ayetin devamı, tamamlayıcısı veya bir sonraki ayetin başlangıcı olduğu da belirtildi. Bu arada Kur’andaki ilgili ayetler hatırlatıldı. Böylece tekrar yapmış olduk. Bu arada değişik yazarlardan, aynı düşüncede olsa bile alıntı yaptığımız için yine tekrar yapmış olduk. Tekrar Kur’an-ı Kerimin de bir öğretme metodudur.
Bu arada şunu da ekleyelim. Birçokları Kuran-ı Kerimin bazı ayetlerinin tekrar olduğunu söylerler. Kur’anı Kerimde ne fazlalık var ne de eksiklik. Bu konuda Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın bir benzetmesine yer vermekte yarar görülmektedir:

“Kuran'daki tekrarların hikmeti nedir? Bu konudaki tenkitlere nasıl cevap  vermeliyiz?
Kuran'da tekrar yoktur. Tekrar zannettiğimiz ayetler, başka ayetlerle birleşip farklı anlam kazanmaktadır. Biz buna kimyasal metot diyoruz. Yani yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'i tabiattaki kimya kanunlarına göre göndermiştir. Nasıl ki havada oksijen, hidrojen var, aynı zamanda suda da varsa ve bu elementler oralarda farklı bileşimler meydana getiriyorsa, Kuran'ın ayetleri de farklı ayetlerle bir araya gelince farklı bir bileşim meydana getiriyor. Onun için biz buna tekrar diyemeyiz. Ayrıca yüce Allah insanları bir kere değil, birkaç kere uyarmaktadır.(3)
6. Kur’an-ı Kerim başlı başına bir mucizedir. Ayetler sonsuza dek fikir verici mahiyet arzetmektedir. Kur’an-ı Kerim’in bu muhteşemliğini, adeta ispatlar gibi her ayeti bilimsel bulgularla açıklamaya çalışanlar oluyor. (4) Bu yöntemle belki ayetler daha iyi anlaşılıyorsa da böylesine çalışmaların sakıncalı olduğu belirtilmektedir.
“Kuran ayetlerinden anladığımıza göre, Kuran bir "bilim kitabı"değildir. Bilime öncülük etmek, kimya formülleri aktarmak ya da kuantum fiziği öğretmek için indirilmemiştir. Kuran'ın ne amaçla indirildiğini ayetler şöyle açıklıyor: "Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim Suresi, 1)
"(Kuran) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir." (Mümin Suresi, 54)
Kısacası Kuran, müminlere rehber olmak üzere indirilmiştir. Onları "karanlıklardan aydınlığa" yani inkârdan imana çıkaracak ve onlara Allah'a nasıl kulluk edeceklerini, O'nun rızasını nasıl arayacaklarını açıklayacaktır. (5)
Bazı ayetleri açıklarken bilimsel bulgulara değinilmişse de genellikle bilimsel bulgulardan söz edilmemiştir. Bazılar güncel konuları da Kur’anla açıklamaya çalışmışlardır. Kuran Penceresinden güncel konulara elbette değinilebilir; ama konu istismar edilerek Kur’ana yeni anlamlar yükleniyor. Kur’an’ın çağa göre yorumlanması konusunda Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın bir benzetmesi konuya açıklık getirebilir:
“Kur'an'ın anlamı bir soğan gibidir
Kur'an'ın bir konuyu anlatırken "keyfe" kelimesini kullandığını vurgulayan Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, şunları söyledi: "Kur'an, "nasılını araştır" der. Özellikle tabiat bilimlerini incelerken insana ödev vermektedir. Araştırma metodlarını da vermektedir. Tarihi olguları araştırırken sebep sonuç ilgisine göre, sosyoloji bilimine göre, tarih bilimine göre yapar. Kur'an bu yönleriyle başlı başına öğretim ve eğitim kitabıdır." Kur'an'ın yalnız Arapça değil, aynı zamanda Rab'ca olduğunu belirten Bayraklı, "Çünkü Allah'ü Teala Kur'an'da kavramları farklı manalarda yorumluyor. Bugün insan aklı, Kur'an'ın getirdiği prensiplere yeni ulaşıyor. Kur'an'ın kavramları ve anlamları bir soğana benzer. Kaldırdıkça altta bir tabaka ile daha karşılaşırsınız. Onu da kaldırırsınız yeni bir tabaka ile karşılaşırsınız. İnsan ilmi ölçüsünde o tabakaları kaldırır ve en içteki cücüğüne varıncaya kadar size hitap eder. Ancak asla o cücüğe ulaşamazsınız. Kıyamete kadar bu böyle devam edecek. Yani her çağın insanına bir tabakasından hitap edecek." (6)
7. Ayetler üzerinde çalışırken önce ayetin Türkçe mealini yazdık. Kur’n-ı Kerim Türkçe mealleri sitesindeki birkaç meale göz gezdirdikten sonra Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün mealinden yararlandık.  Hepsi birbirinden değerli hocalarımızdan Öztürk Hoca’nın mealini tercih etmemizin bir nedeni, kendi ifadesine göre iniş sırasına göre meal yazmayı başlatan biri olmasından, ayrıca Türkçe’ye olağanüstü biçimde hâkim olmasından kaynaklanmaktadır.
 Türkçe Mealden sonra ayeti Arap alfabesine göre yazdık. Altına da Latin alfabesine göre okunuşunu yazdık. Sonra anlamıyla ilgili derlemeleri ve derlemelerden yaptığımız özetleri yazdık.
Yukarıda da belirtildiği üzere ayetler başka ayetler ve Kur’an’ın bütünlüğünü göze alarak değerlendirilmiştir.

8. Kur’anı anlama, anlatma ve yaşamak için yola çıktık. İnşallah mahçup olmayız. Benim anladığım, öğrendiğim budur diyebileceklerimi yazdım. Bu arada okuyucuların farklı anlamlar çıkarmaları da mümkündür. Bu farklılıklar Kur’anın özelliğinden de kaynaklanmış olabilir.  Mustafa İslamoğlu’nun bu konudaki fikri bizi yazılmaya değer.
“Kur’an ve insan, tohum ve toprak gibidir. Her mü’min Kur’an’ın dolaylı değil, doğrudan muhatabıdır. Kur’an’a doğrudan muhatap olmak demek, Kur’an’ı anlama sorumluluğunun her mü’minin boynuna yüklenmiş bir vecibe olması demektir. Bu her muhatabın Kur’an’dan aynı şeyi anlayacağı anlamına gelmez. Herkes iman, ilim, ihlâs, gayret ve himmeti oranında bir şeyler anlar.
Allah tüm vahyinden tek bir şeyi anlamamızı murad etseydi, vahyi indirmeyi üstlendiği gibi onu okumayı da üstlenirdi. Sahabeden Ebu’d-Derda şöyle der: “Kişi Kur’an için pek çok mâna yönleri görmedikçe, derin bir anlayışa sahip olamaz.” Efendimiz’in Kur’an’ı “zû vucuh” olarak tanımlaması da, Kur’an’ın anlamının tüketilemeyeceğine dolaylı bir işarettir.”(7)
İnşallah, hayat rehberi olarak gönderilen Kuran-ı Kerimi hakkıyla kavrar, anlatır ve yaşarız. Gayret bizden takdir Allahtan.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 24. 01. 2013
---------------
7. Mustafa İslamoğlu,

******************************************
*******************************************

Kısaltmalar

Kuran-ı Kerim  
 Okuyorum

Derleyen
Sabahattin Gencal
Kocaeli - 2013
-------------------------------------------------

Kısaltmalar

a.g.e.     :      Adı geçen eser
a.g.m.    :      Adı geçen makale
a.s.         :     Aleyhisselam
bkz.       :      Bakınız
c.            :     Cilt
c.c          :      Celle Celalühu
Çev.       :      Çeviren
DİB       :      Diyanet İşleri Başkanlığı
Doç. Dr :      Doçent Doktor
Dr.         :       Dr.
H           :      Hicri
Hk.        :      hakkında
Hz.        :      Hazreti
M          :      Miladi
       :      Milattan önce
MS       :      Milattan sonar
Prof. Dr. :    Profesör Doktor
r.a          :     Radiyallahu anhu
S            :     Sure
s.a.v.      :     Sallahu aleyhi ve sellem
s.           :      Sayfa
TDV      :      Türkiye Diyanet Vakfı
Vb.        :      Ve benzeri
Vd.        :      Ve devamı
Vs.         :     Ve saire

******************************************
*******************************************