21 Şubat 2013 Perşembe

Kur'an-ı Kerim Okuyorum ( Açıklama 1)

Bu derleme çalışmama neden ‘Kur’an-ı Kerim Okuyorum’ adını verdim dersiniz? Kur’an okumak denince genellikle seslendirmek akla geliyor. Kur’an’ı seslendirmek de yararlı; ama bu kez  Kur’an-ı Kerim’i  anlamak için okuyorum. Açık deyişle Kur’an-ı Kerimi anlamak, uygulamak, paylaşmak ve en önemlisi de Allah rızası için okumaya çalışıyorum.
Kur’an’ı anlamaya çalışmak için Arapça bilmek, dini ilimlere vakıf olmak gerekir mi? Gerekmez tabii. (1)
Kur’anı en verimli biçimde anlayabilmemiz için nasıl okumalıyız, ne okumalıyız? Bu soruya cevap aramak için internet ortamında bu konuyla ilgili yazılar okudum. Kuran Meali okunurdu, okunmazdı, tefsir okunurdu, okunmazdı üzerinde öyle yazılar var ki… Derleme çalışmamın ilk bölümlerinde ‘yöntem’  ve  ‘meal ve tefsir’ başlıkları altında bazı paragraflara yer verdim. Ohoo, bu tür yazılar daha doğrusu ihtilaflar, karalamalar, suçlamalar o kadar çok ki… Bunlara takılıp kalsak Kur’an okumaya fırsat bulamazdık. Bunlara büsbütün kayıtsız da kalamıyoruz. Onun için şöyle bir yöntem izledim:
Ayetin Türkçe mealini en başta yazdık. Sonra altına ayeti Arapça alfabesiyle yazdık. Altına Latin alfabesiyle ayetin okunuşunu yazdık. Birçok uzmanın da görüşüne uygun olarak daha iyi anlayabilmek için Surelerin iniş sırasına göre ayetleri ele alıyoruz; bu arada Resmi Musaftaki sırasını da parantez içinde belirttik. Daha sonra da açıklamalara yer verdik.  Bazen kısa özetlere de yer verdiğimiz oldu.
Tefsirlerden derlemelerimiz hiç de kolay olmadı? Yirmiye yakın tefsire baktığımdan değil bu zorluk. Kimileri ‘bu tefsir okunmaz.’, kimileri ‘şu tefsir okunmaz.’  diyorlar. Bu görüşlerini bazı delillere göre yazdıklarını da iddia ediyorlar.  Bu durumda şaşırmamak mümkün mü? Doğrusu aklıma Kur’andan 14 asırdır neden uzak düştüğümüz gelmedi değil. Ancak bu üzücü süreci yazmadan okumaya giriştim. Ayrıntılı olarak okudum; ancak paylaşmam kısa oluyor. 
Bir kere daha belirteyim ki bu çalışmam tefsir değil, yorum da değil, sadece derlemedir, sadece açıklamadır. Böyleyken kendimi sorumlu hissettim, yanlış yapmaktan korktum.  Onun için tefsir yapanlar gibi çalıştım. Tefsirlerle ilgili tezleri de okudum; ancak aynı yöntemleri izlemedim. Bu çalışmamızda konuşur gibi yazdık. Kuran üslubunda da bu yok mu? Kısa deyişle Kur’andaki eğitim öğretim yöntemlerinden yararlanmaya çalışacağız. Ayrıca “. Kur'an'ı sürekli kendine nazil oluyor gibi okumak.. Hz. Muhammed'i (s.a.s.) tanımak.. Kur'an'ı tanımak uğrunda ısrarla çalışmalara devam etmek.. saffet, samimiyet ve ihlası hiç elden bırakmamak…”(2) için uğraşacağız.
Şu hususları da belirtmekte yarar görüyoruz: Gelenekçiydi, moderndi, köktenciydi; ılımlıydı, radikaldı ..vb. ayrımlara girmedik. Mezhepsizdi, mezhepliydi, tarikatçıydı, şuydu buydu …vb. ayrımlara da girmedik. Ekollere, şeyhlere, cemaatlere de takılmadık. Böyle sıralamak bile yoruyor insanı ya binbir parçaya bölünmüşlük? İhtilaflar, nifaklar, suçlamalar…
Bu derlemeyi hazırlarken, internet ortamında bulabildiğim bütün tefsirlere bakıyorum.  Örneğin  Doğuda Hindistanda doğan Mevdudi’nin Tefsirinden yararlandığım gibi batıda İspanyanın Kurtabasında doğan  Kurtubi ‘ninTefsirine de bakıyorum; Güneyde Mısırda doğan Seyyid Kutup ‘unTefsirine de bakıyorum, Kuzeyde Galiçyada doğan Muhammed Esed ‘in Tefsirine de… tabii Türkiye’mizde yaşayan tefsircilerin tefsirlerine de.  Başka türlü de söyleyebiliriz:  9. Yüzyılda doğan Taberi’nin Tefsirine de bakıyoruz,   12. Yüzyılda doğan Razi Tefsirine de,  14. Yüzyılda doğan İbn Kesir’in Tefsirine de bakıyoruz. Tabii çağımızda yazılan tefsirlere de bakıyoruz. Daha başka türlü söyleyelim: Rivayet tefsirlerine de bakıyoruz, ahkâm tefsirlerine de; konulu tefsirlere de bakıyorum. Kelam ağırlıklı tefsirlere de bakıyorum, tasavvuf ağırlıklı tefsirlere de…  Hadislerden de yararlanıyoruz, allamelerin, profesörlerin yazılarından da yararlanıyoruz; köşe yazılarından da, yeni mezun ilahiyatçılardan da…
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere tefsirlerden derleme yapmak belki de tefsir yazmaktan daha zor. Çok kucaklamak isteyen hiç kucaklayamazmış. İnşallah biz kucaklar ve genel olarak bütünsel bir yaklaşımla Kur’anı Kerimi anlarız.
Tefsirlere bakmak yetmez tabii bunları değerlendirmek gerekir; ama haddimizi bilerek bunların hiçbiri hakkında görüş bildirmiyoruz. Sadece konuyu daha doğrusu Allah’ın muradını kavramak için çabalıyoruz.
İtikadı yönden Maturidi, ameli yönden Hanefi olduğumu yazdıktan sonra belirteyim ki çoğu emperyalistlerin ayarladığı (3) ayrımcıların yoluna girmedim. Buna rağmen  “Şunun eserinden alıntı yaptı; onun için okunmaz; onun eserinden alıntı yaptı onun için okunmaz.” diyecekler olacaktır. Yaygın bir deyiş vardır: ne Musa’ya yarandım, ne Isa’ya. Hayatımda hep arada kaldım. Bunu niye anlattım ki? Okuyucunun da geniş açıdan bakmasını istedim, daha doğrusu bu derleme çalışmam zayi olmasın diye anlattım.  
Dâhili ve harici düşmanlar ve bilinçsizler çabalarımızı engelleyemez, umutlarımızı söndüremez.  Yeter ki Kur’anı Kerimi anlayarak okuyalım. Anladıklarımızı uygulayalım ve paylaşalım.
Gayret bizden takdir Allahtan.
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 21. 02. 2013

-----------------------------


1.      http://www.kuranihayat.com/content/ai%C5%9Fe-abdurrahman-ve-kuran-tefsirindeki-metodu-ekrem-demir

******************************************
*******************************************

20 Şubat 2013 Çarşamba

İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar.

Bismillahirrahmanirrahim
كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى
Kellâ innel insâne le yatgâ.
Kuran-ı Kerim, Alak Suresi  (96) 6. Ayet

İlk beş ayetten bir müddet sonar inen Kuran-ı Kerim, Alak  6. Ayeti Ömer Nasuhi Bilmen tarafından şöyle tefsir edilmiştir:

Cenab-ı Hak, lütfetmiş, insanlığı aydınlatmak için Peygamberler göndermiş, dinî hükümleri vahiy yoluyla bildirmiştir. Buna rağmen bir çok insanlar, nankörlükte bulunmuşlardır. İşte nimete karşı nankör kimselerdir, (şüphe yok ki, insan) öyle temiz yaratılışını zayi etmiş olan herhangi bir şahıs (elbette azar.) günahkâr olarak haddi aşar.” (1)

İnsanın bu nankörlük özelliğinin niçin hatırlatıldığının cevabını Elmalılı Tefsirinde bulmaktayız. Elmalılı sözü edilen ayetin indiği sıradaki ortamı anlattıktan sonar şu nu ekliyor:

“Bizim anladığımıza göre hitabın ilk önce Resulullah'a olması açık, "kellâ"nın da kendinden önceki âyetleri tekrar tekrar okuma emirlerini zıddından caydırma ve sakındırma ile emri takviye olması nazmın ahengi itibariyle de uygun olduğundan mânâsının şu olması gerekir: "Sakın okumamazlık etme ey Muhammed!" Çünkü insanoğlu muhakkak azıyor, azar, haddini aşar, hakka karşı gelir, halka zarar verir.”(2)

Kuran-ı Kerim’in bütün beşeriyete geldiği düşünülürse “Sakın okumamazlık etme.” Hitabı herkesedir. İnsanı okumaktan, okuyup öğrendiğini paylaşmaktan alıkoyacak dahili ve harici durumlar olabilir. Açık deyişle gerek bundan sonraki ayetlerde, gerekse diğer ayetlerde de belirtildiği üzere insanın fıtrı bazı özellikleri ve başkalarının olumsuz etkileri nedeniyle insane okuma ve paylaşmayı aksadabiliyor. Ne durumda olursa olsun okumaya ve paylaşmaya devam etmek gerekir.

Sözü edilen surede insanın bir özelliği de yani azgın olduğu da belirtilmektedir. “Ayette azgınlığa sebep olarak "kendini (kendine) yeterli görme" olgusu zikredilmiştir.(3)

Alak  2. Surede insanın kendini tanımasına işaret vardır. Alak  6. Surede ve diğer bazı surelerde zaman ve ortamına göre insanın özelliklerinin de belirtilmekte olduğu görülür.

Özetle insan dahili ve harici olumsuzluklarda bile başta okuma ve paylaşma olmak üzere bütün görevlerini yerine getirmeye çalışmalıdır.

 Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 30. 01. 2013
******************************************
*******************************************

17 Şubat 2013 Pazar

İnsana bilmediğini öğretti

Bismillahirrahmanirrahim
عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Allemel insâne mâ lem ya’lem.
Kuran-ı Kerim, Alak Sursi (96) 5. Ayet

Kuran-ı Kerim, Alak Suresi 5. ayetini Seyyid Kutup önceki ayetlerle birlikte değerlendirmektedir. (1)
“Her iş, her davranış, her adım, her çalışma Allah'ın adı ile, O'nun adına yapılır. Allah'ın adı ile başlar, Allah'ın adı ile yürür, Allah'a yönelir ve sonuçta O'na varır. Allah'tır yaratan. O'dur öğreten. Doğuş ve başlangıç O'ndan dır. Öğretme O'ndan, bilgi O'ndandır. İnsan öğrenebildiğini öğrenir. Öğretebildiğini öğretir. Ama bütün bunların kaynağı yaratan ve öğreten yüce Allah'tır. "O insana bilmediğini öğretti."
Elmalılı Tefsirinde; Allah’ın (cc) insanda olmayan kuvvetleri, yetenekleri yaratarak çalışarak öğrenme potansiyeli yarattığından söz eder, ayrıca  Ledünnî (Allah tarafından ihsan edilen) bir ilim vermesi açıklanır. (2)
Karakış tezinde; ayette sözü edilen insanın kim olduğu üzerinde çeşitli görüşlerin olduğunu belirtmiştir:
İlk meful olan "el-İnsan" ın kim olduğu hakkında çeşitli görüşler vardır.

“1- Adem (.a.s.) dır.  Zira Allah O'na eşyanın bütün isimlerini öğretmiştir.
2- Resul Muhammed (s.a.v.) dır. Nitekim başka bir ayette kendisine “(Allah) sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir " buyrulmuştur.
3- Genel olarak tüm insanlığa şamildir. Ayette, Allah sizi analarınızın karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. buyrulmuştur.
Bu görüşler içinde üçüncü olarak zikredilen görüş tercihe en uygunudur. Kur'an ayetlerinde hususî hitap zikredilmediği müddetçe genele yönelmek. Kur'an'ın davetine daha uygundur,” (3)
Görüşlere görüş katmadan, herhangi bir görüşü tercih etmeden  yazıyoruz: Allah, insan beynine öğrenme program yüklemiştir. Bu programı kullanmasını bilenler öğrenir. Bunun için eğitim çalışmalarında “öğrenmenin öğrenilmesi” konuları ele alınmaktadır. Beş duyu organları, diğer organlarımız da örnek olarak verilebilir. Allah insanı harika bir biçimde yarattı.
Eğitim çalışmalarında yaygın olarak kullanılan ‘öğrenmeyi öğretmek’ kavramını Mustafa islamoğlu’nun bir yazısında da okuduğum için bu ayetle ilişkilendirdim.

“Oku ki Rabbin sonsuz cömertlik sahibidir: O ki öğrenme araçlarını öğretti, O ki insana bilmediğini öğretti.”
Eşyaya isim koymak, öğrenmeyi öğrenmek ve hatta öğretmek, hepsi ruhu menfuh'un içinde üflenen irade ve akıl sayesindeydi.” (4)
Mustafa İslamoğlu’nun başka bir yazısındaki görüşü de yazılmaya değer: "Vahyin hakikatın en büyük öğreticisi olduğunu öğrendi. Özetle insanın bilmediği, cevap bulamadığı şeylerin cevabının Allah’ta olduğunu, Onun vahyinde olduğunu öğrendi.” (5)

Özetle, müfessirler Allah’ın insanın bilmediğini vahyettiğini, insanı öğrenme potansiyeli ile donattığını yazmışlardır.

Allah’ın yardımıyla yöntemine uygun olarak ve şartları oluşturarak çalışan insanın anlayamayacağı, öğrenemeyeceği, yapamayacağı bir şey yoktur.

 Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 21. 01. 2013

  ---------------------
5.      Mustafa İslamoğlu, Yürek Devleti,
******************************************
*******************************************

10 Şubat 2013 Pazar

O’dur kalemle öğreten!

Bismillahirrahmanirrahim
الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
Ellezî alleme bil kalem(kalemi).
Kuran-ı Kerim, Alak Suresi (96) 4. Ayet

Kuran-ı Kerim, Alak 4. Ayetinde, en genel anlamda yazının önemi üzerinde durulmaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen Kur’an-ı Kerim Tefsirinde;
Evet.. O Hikmet Sahibi Yaratıcıdır (ki: O) Kerem Sahibi Mâbud’dur ki: Nice hakikatleri kullarına (kalem ile öğretmiştir.) İnsanlar arasında ilim ve bilginin yayılmasına öyle uyuşmuş, hayattan nasipsiz bir âleti mükemmel vasıtası kılmıştır.”(1) denilmektedir.

Mecit Karakış tezinde “Allah-u Teala ilk üç ayette kendisi için iki vasıf zikretmiştir. Bunlar, “İnsanı Alak’tan yaratmak” ve “Kalemle Öğretmek”tir.  

 Alakadan yaratmak ile kalemle öğretmek arasındaki bağlantı şu şekildedir: Alaka, varlık aleminin en alt kademesinde bulunan bir nesne, ilim ise, mertebelerin en yükseğidir. Sanki Allah’u Teala şöyle demektedir:

“Sen, mertebelerin en düşüğü (alaka)’dan en kıymetli mertebeye (ilim)’e yükselmiş bulunuyorsun. Bütün bu işleri yapan zat ibadete en layık olanıdır.”(2) demektedir.
Karakış, adı geçen tezinde bazı müfessirlerin kaleme başka anlamlar yüklediğinden de söz etmektedir; örneğin mahlukatın kaderini yazan kalem, Vahyi yazan kalemle ilgili görüşler sıralanmaktadır.

Islamiyet.gen.tr’de de benzer ifadeler var; ancak kısım kısım anlamına da işaret edilmektedir.
“Şöyle ki, Kalemle öğretendir.
Kuranı, azar azar, kalem kalem, kısım kısım öğretendir.
Lif lif, ayrıntılarına kadar anlatandır.
Kalemle, yazarak, çizerek, not alarak, bağlantı kurarak, yaşama indirgeyerek, unutmamak için, Kuran ahlakından uzak düşmemek için çaba harcayanlara belletendir.
Yaşama kaydedenlere, hayata geçirenlere, ömürlerine nakşetmek isteyenlere öğretendir.
Hayatını, ahlakını Kuran yapandır.”(3)

İslam dini inancına göre, geçmiş ve gelecek tüm olaylar ve varlıklar Allah katında bulunan Levh-ı Mahfuz, meleklerin insanların amellerini yazması …vb. Görüşleri bir tarafa bırakarak başta da belirtildiği gibi bilgileri, düşünce ve duyguları saklama vasıtası olan yazının bilimsel gelişmelere katkısı yanında günlük yaşantıda da önemli olduğu söylenebilir.
İnsanların yapmayı düşündüklerini yani planlarını yazmaları, mevcut durumu tespit etmeleri, düşünce ve duygularını iletmeleri …vb. yazma faaliyetleri için Allah yazıyı mükemmel bir vasıta kılmıştır.
 “Kalem ilmin sembolüdür. İşaret anlamıyla, gönderilecek vahiylerin kalemle yazılmasının, zapturapt altına alınmasının gereğine işaret eder. Zaten Peygamberimiz de her Âyeti kâtipler eliyle yazılı hale getirmiştir.

Kalem mecazî bir ifadedir. Kalem insanlığın gelişiminde ve yücelmesinde rol oynamış en önemli alettir. Kalem‘den amaç bilgidir, eğitimdir, okuldur, her türlü eğitim malzemesidir. Buradan, eğitimin tüm alt ve üst yapısının hazırlanması gereğini de anlamalıyız.

Kalem, mecaz olarak ele alınmaz ise, uydurma rivayetler ön plana çıkıverir, Arş’ın etrafına melekler oturtulur, önlerine hokkalar konur, peygamberimiz de miraçta kalemlerin gıcırtısını dinler ve gelir anlatır.”(4)

Mükemmel bir yazı vasıtası kalemin gereği gibi kullanılması gerekmektedir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 16. 01. 2013

--------------------

4.    İşte Kur’an.com,
******************************************
*******************************************

3 Şubat 2013 Pazar

Oku! Rabbin Ekrem'dir / en büyük cömertliğin sahibidir

Bismillahirrahmanirrahim
اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ
Ikra’ ve rabbukel ekrem(ekremu).
Kuran-ı Kerim, Alak Suresi (96) 3. Ayet

Kuran-ı Kerim, Alak Suresi’nin 3. Ayeti de Oku! ile başlamaktadır.(1) Kuran-ı Kerim, Alak Suresi’nin ilk 5 ayetinin peşpeşe geldiği düşünülürse oku! kelimesinin tekrar edildiği anlaşılır. Tekrar önemle vurgu yapıldığının belirtisidir. Kaldı ki Kuran-ı Kerimin bir çok ayetinde de oku kelimesi geçmektedir.

Elmalı’nın Kuran-ı Kerim Tefsirinde okuma yeteneğinin tekrar ile gelişeceği üzerinde durulmakta; ayrıca, daha sonraki ayetlerden hareketle tebliğ etmek üzere okumak gerektiği belirtilmektedir. (2)
Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran-ı Kerim Tefsirinde “Sana vahyolunacak ilâhî âyetleri oku. (ve Rabbin sonsuz kerem sahibidir.) Mahlûkatını nice nîmetlerine nail kılmaktadır. Seni de peygamberlik şerefine Allah'ın âyetlerini okumak nîmetine nail buyuruyor.” (3) yazmaktadır.

Alak 3’de Allah’ın, cömertlik iddia edenlerden çok daha fazla  cömertliğinden söz edilmektedir. Yani hem Allah’ın yüceliği tanıtılıp vurgulanmaktadır, hem de Cömert olan Allah’ın vereceği nimetle okuma işinin ve görevinin yapılabileceği vurgulanmaktadır.
Kuran-ı Kerim ilk ayetlerinde Oku! denmesinden, Oku kelimesinin hem vahyedilecek olanı hem de Allah’ın tüm ayetlerini yani tüm yaratılanın okunması, incelenmesi, karşılaştırılması, tefekkür edilmesi, fikir üretilmesi sonra anlaşılanın tebliğ edilmesi…vb. anlamlarını içermekte olduğu anlaşılır. Bediüzzaman’a göre beşerin bütün ilimleri Kuran-ı Kerim ve kainat kitabının hikmetlerini açmak ve anlamak içindir. (Bediüzzaman 20. Mektup)
Hz. Ebû Zer (ra)'den rivayete göre Rasûlullah (sav) kendisine:
- Ey Ebu Zer,"Kur'an'dan bir âyet öğrenmen senin için yüz rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayırlıdır." Buyurdu. (4) Ayrıca "Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır." mealinde bir hadis var.(5) Okuma geniş anlamında düşünülürse okumanın belli metodlarla olmak şartiyle tefekkürü de içine aldığı da  söylenebilir.
Kısaca okumanın ne kadar önemli olduğu vurgulanmaktadır. Nitekim Prof. Yaşar Nuri Öztürk temel ibadetin genel anlamıyla okumak, özel anlamıyla Kur’an okumak olduğunu yazmaktadır. (6)
Okumak yazılı bir metni anlamını bilmeden tilavet etmek demek değildir. “Öyle ki bu okuma insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu, akışı içine alan ve varoluşun özünden gelen derin bir “sesleniş, çağrı ve dillendirme” şeklinde bir okuma olmalıdır.” (7)
Kuran-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde Kur’an’ın bilerek okunmasında işaretler vardır. (8)
“Kur’an’ı ancak, Kur’an’ın istediği gibi okumak ve dinlemekle, ona uyabilmemiz  ve Kur’an’ın ilk ayetindeki ilk emrin / farzın gereğini yerine getirebilmemiz mümkün olabilecektir.” (9), (10), (11)

Kerem sahibi Yüce Rabbimizden bize de hakkıyla okuyabilme nimeti vermesini niyaz ederiz.

Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli, 12. 01. 2013

__________________
******************************************
*******************************************