30 Haziran 2013 Pazar

Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz.

Bismillahirrahmanirrahim
 عَسَىٰ رَبُّنَا أَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا رَاغِبُونَ
Asâ rabbunâ en yubdilenâ hayren minhâ innâ ilâ rabbinâ râgıbûn(râgıbûne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 32. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 32. Ayette tövbe ederek Allah’a yönelen bahçe sahiplerinin sözleri üzerinde duruluyor:

“Evet.. O zatlar, kusurlarını bilip itiraf ettiler, sonra da tevbekâr olarak Allah'ın affına sığınmaya başladılar ve şöyle dediler: (Umulur ki,) Allah'ın lütfundan umulur ki: (Rab'bimiz bize ondan) o yanıp mahvolan bostanımızdan (daha hayırlısını bedel olarak verir.) yine maişetimizi temin ederiz, daha müreffeh bir hâlde yaşayabiliriz. (Şüphe yok ki; Biz yönelip Rab'bimizin affını arzu edenleriz.) O Kerem sahibi Yaratıcımıza sığınırız, o bizi lütfen affeder ve bağışlar, bizi yine nimetlere nail buyurur.
Mücahitten rivayet edilmiştir ki: Bu zâtlar, tevbe etmişler, Allah-ü Teâlâ da onlara daha hayırlı nimetler nasip buyurmuştur. İşte tevbenin feyz ve bereketi.
Binaenaleyh insanlar, kusurlardan hâli olamıyorlar, elverir ki: Kusurlarını bilsinler, daha fırsat elde iken tevbe ve istiğfar etsinler, Allah'ın lütfuna sığınsınlar.” (1)

"Ardından kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar."

Sonra, hep birlikte bu kötü akıbet karşısında birbirlerini kınamayı bırakıyor ve belki yüce Allah kendilerini bağışlar ve şımarmanın, yoksulun hakkını gasbetmenin, bu amaçla hile yapıp gizli planlar tasarlamanın kurbanı olan bahçelerini geri verir diye topluca suçlarını itiraf ediyorlar:

"Nihayet şöyle dediler: `Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir: doğrusu artık, Rabbimizden dilemeliyiz." (2)

Allâh Teâlâ’nın tevbe kapısının herkese, her an ve her günah için açık olduğunu unutmamalıdır.(3)

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
-------------------
1.      Ömer Nasuhi Bilmen Kuran ı Kerim Tefsiri http://www.tahavi.com/tefsir/068.html
2.      Seyyid Kutub Kur’an I Kerim Tefsiri http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

******************************************
*************************************

24 Haziran 2013 Pazartesi

Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız.


Bismillahirrahmanirrahim
قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ
Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîn(tâgîne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 31. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi  31. Ayetine bahçe sahiplerinin mağrur olarak geldikleri bahçelerinin yok olduğunu gördükleri zaman birbirlerini kınadıkları ve pişman oldukları anlatılır:

“Hepsi de pişman olarak (Dediler ki: Yazıklar olsun bizlere) biz cezaya lâyık bulunmuş olduk (şüphe yok ki, biz haddi aşanlar olduk.) Kerem sahibi Yaratıcı'nın nimetlerine şükrü terkettik, fakirlere yardımda bulunmamız hakkındaki ilâhi emre muhalefette bulunduk, bu ne büyük bir kusur..” (1)

Araf Suresi 4 – 5. Ayetleriyle Enbiya Suresi 46. Ayetintinde de benzer ifadeler var.(2) Buradan da anlaşılacağı üzere insan Rabbin azabı gelmeden durumu kavrayamıyor.

Her zaman Yaratıcının nimetlerine şükredilmelidir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
-------------------------
1.        Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an’ı Kerim Tefsiri http://www.tahavi.com/tefsir/068.html

2.        Kur’an’a Sor, http://kuranasor.com/cevaplar.php?soru_id=16458


******************************************
*************************************

22 Haziran 2013 Cumartesi

Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

Bismillahirrahmanirrahim
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn(yetelâvemûne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 30. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 30. Ayette bahçe sahiplerinin, Allah tarafından onlar uyurken yok edilen bahçelerini görünce birbirlerini kınamaları ve pişmanlıkları anlatılmaktadır:

“Bununla da kalmadılar, dağılıp gidivermediler. Daha çok tevbe edip pişmanlık duyarak salih kişi olmaya yüz tuttular ve bir kısmı bir kısmına dönüp birbirlerini kınadılar. Gösterdikleri aşırılık ve ihmalden dolayı karşılıklı görüşme ve müzakereler yaparak her biri teker teker "ben şu kusuru ettim", "sen şöyle yaptın" diye kendi kendilerini kınayıp pişmanlıklarını anlattılar. Zemahşeri şöyle der: "Çünkü kimi ettikleri zulmü güzel göstermiş ve ona teşvik etmiş, kimi onu kabul etmiş, kimi sakınılmasını emretmiş, ayıplamış, kimisi bunu emredene karşı çıkmış, kimisi razı olmadığı halde susmuş." (1)

“Allah Teâlâ, mutedillerinin onlara tevbe ve tesbihi tavsiye ettiğini nakledince, onların da şu üç şeyi yaptıklarını nakletmiştir:

a) Onlar teşbihte bulunmuş, hemen o anda, "Senin iraden ve meşietin olmaksızın, mülkünde herhangi bir şeyin hareket etmesinden seni tenzih ederiz" demişlerdir.
Onlar, Allah Teâtâ´yı, tenzih ve takdis edince, kendi fiillerinin kötü olduğunu kabullenmişler ve "Gerçekten biz zalimîermişiz" demişlerdir.”

b) "Şimdi kabahat biribirierine yüklemeye başladılar" yani biribirierini kınayarak bu berikine, "Bu fikri bize sen verdin"; beriki de ona, "Sen de bizi, fakir kalırız diye korkuttun"; üçüncüsü de diğerine, "Mal biriktirmeye sen bizi teşvik ettin" demeye başlamışlardır. İşte karşılıklı kınama budur.

Daha sonra onlar, "Yazıklar olsun bize, hakikaten biz azgın kimseler misiz" (Kalem, 31) dediler.

Bu ifadeyle, onların suçtannın büyüklüğünü kabullendikleri anlatılmak istenmiştir. (2)

Zemahşerinin de, Razi’nin de belirttikleri üzere zulüm yapan, zulmünü güzel göstererek teşvik eden, zulmü kabul eden, zulmü kabul etmediği halde susan kimseler kusurludurlar.  Bahçe sahipleri de kusurlarını, zalimliklerini, kısaca suçlarının büyüklüklerini anladılar.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
---------------------------
1.       Elmalılı M. Hamdi Yazır, http://www.kuranikerim.com/telmalili/kalem.htm

2.       Tefsir i Kebir, Fahruddin Er Razi, http://www.kalb-iselim.net/kutuphane/tefsirweb/index.html

******************************************

*************************************

20 Haziran 2013 Perşembe

O zaman dediler ki: "Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk.

Bismillahirrahmanirrahim
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 29. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 29. Ayetinde bahçe sahipleri içlerindeki akıl sahibi kişinin uyarılarını dikkate almadıklarına pişman olduklarından,  Allah’ı tesbih ettiklerinden ve kendilerinin gerçek yüzlerini gördüklerinden söz ediyor:

“Artık hepsi de kusurlarını anlamış oldular, itirafa başladılar, (Dediler ki: Ey Rab'bimiz...) Ey bizi yaratan, besleyen, hakkımızda nimetleri pek çok olan kerim Mabudumuz!. (seni tesbîh) Tenzih (ederiz) bizi affet (muhakkak ki, biz zâlim kimseler olduk.) Nefisimize zulmettik, cimrilik gösterdik, fakirleri mahrum bırakmanın cezasına uğradık.” (1)

Hakkı Yılmaz İşte Kur’an’da Kalem Suresi 25-29. Ayetleri birlikte değerlendiriyor, tesbihin ne demek olduğuna da değiniyor:

“Bu pasaj, Allah'ı unutma hatasına düşüp üstüne bir de cimrilik ekleyenlerin başına neler geldiğini anlatmaktadır.

" تسبيح -   tesbîh kavramı, سبح -  seb kökünden türemiş bir kelimedir. Sebh 'in sözlük anlamı "havada ve suda hızlı hareket etmek, geçip gitmek, yüzerek uzaklara gitmek" demektir.

Tesbîh ise "Allah'ı O'na yakışmayan şeylerden tenzih etmek/uzak tutmak, yani Allah'ı yüceltmek, O'nun her türlü kemal sıfatlarla donanmış olduğunu iyi kavramak ve bunu her vesile ile yüksek sesle söylemek" demektir. Bunun detayı İnşallah A'lâ ve Kaf Sûrelerinde verilecektir.

Aynı kökten gelen سبحان  - sübhân Allah'ın bir ismi olup "çok tenzih edilen, her türlü kusurdan uzak olan" demektir.

Kur'ân'da birçok Âyette, yerde ve gökte olan her şeyin Allah'ı tespih ettiği bildirilir. Bunun anlamı, en küçüğünden en büyük olanına kadar evrendeki tüm varlıkların Allah'ın her türlü kusurdan uzak olduğunun delili olması demektir. Yoksa var olan her şey, elde tespih, "Sübhanellah! Sübhanellah! Sübhanellah!" der demek değildir. Tesbîh ' in 33'lük ya da 99'luk imameli tesbîhlerle namazlardan sonra otuz üç kere "Sübhanellah" demeyle bir ilgisi yoktur. Tesbîh Yaratan'ı tüm nitelikleriyle tanımak ve tanıtmaktır.

Tesbîh kelimesiyle aynı kökten gelip Allah'ı tesbih etmeyi ve O'nu yüceltmeyi ifade eden kelimeler, Kur'ân'da yüze yakın yerde geçmektedir.” (2)

Ergün de tüm mahlükatın Allah’ı tesbih ettiğini sure ve ayetlerini de belirterek yazmaktadır:
“Kur’an, kuşların, dağların (38/18-19, 21/79, 24/41), gök gürültüsünün (13/13), meleklerin (39/75, 2/30) ve diğer tüm mahlûkatın Allah’ı tesbih ettiğini belirtir (17/44, 59/1, 24, 64/1, 61/1, 62/1). Şu halde kâinatta var olan her şey, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi, O’nun ilim, kudret ve yüceliğinin birer yansımasıdır.

Yaratılışındaki anlam ve amaç doğrultusunda işlevini yerine getirerek Allah’ın sınırsız yüceliğini ve kudretini dillendirmeyen hiçbir varlık yoktur. Ancak akıl ve irade sahibi olan insan, çoğu zaman varlığının ifade ettiği anlam ve amacın dışına taşarak hareket eder ve yeryüzünde fesada sebebiyet verir.

İnsanın yeryüzünde Allah’ın vazettiği manevî-ahlakî ilkeler çerçevesinde doğru fonksiyon icra edebilmesi, bir başka ifadeyle Esmâ’nın insanda pozitif fiile dönüşebilmesi, onun bilincini her daim diri tutmasıyla mümkündür. Bu nedenle Kur’an, insana sürekli olarak Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliğini dile getirmesini, duygu-düşünce, söz ve fiillerinde O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini yankılandırmasını emreder:

“Yüce Rabbinin ismini tesbih et. O ki, yarattı, şekil verdi. O ki, takdir etti/ölçüyü belirledi ve yolu gösterdi. O ki, otlağı çıkarıp onu kuru çöpe çevirmektedir.” (87/1-5)” (3)

Allah’ın her şeyden yüce olduğu Kur’anın birçok ayetinde, nedenleriyle birlikte belirtilmektedir. (4)  Ayrıca zulm edenlerin zumlunun kendi kişiliklerine olduğu da bir çok ayette belirtilmektedir. (5)
Allah’ın rızasını göz ardı edenler cezalarını görürler. Umulur ki ceza görmüş olanlar da Allah’a yönelirler ve içine düştükleri durumların Allah’ın buyrukları doğrultusunda hareket etmediklerinden kaynaklandığını anlarlar.

Özetle her zaman Allah’ı tesbih etmek ve alınan tüm kararlarda ve yapılan tüm işlerde Allah’ın rizasını dikkate almak gerekir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------------
1.       Ömer Nasuhi Bilmen Kur’an ı Kerim Tefsiri, http://www.tahavi.com/tefsir/068.html
2.       Hakkı Yılmaz, İşte Kur’an, http://www.istekuran.com/index.php?page=kalem
4.       Kur’an’a Sor, http://kuranasor.com/cevaplar.php?soru_id=5857
5.       Kur’an’a Sor, http://kuranasor.com/cevaplar.php?soru_id=16457
******************************************
*************************************

17 Haziran 2013 Pazartesi

Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!

Bismillahirrahmanirrahim
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Kâle evsatuhum e lem ekul lekum levlâ tusebbihûn(tusebbihûne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 28. Ayet

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi  28. Ayeti mealinden de anlaşılacağı üzere bahçe sahiplerinden ortancaları / ılımlı olanı, onların, ertesi gün bahçedenmeyveleri toplayacaklarına yemin ettikleri zaman; "Allah'ı unutmayın, inşaallah (Allah izin verirse) niye demiyorsunuz?" demişti. Onlarsa buna hiç aldırış etmemişlerdi. Ayrıca miskinlere, fakirlere hiçbirşey vermemeyi kararlaştırdıklarında yine aynı kişi onları "Allah'ı unutmayın ve bu çirkin niyetinizden vazgeçin" demişti... Fakat onlar yine kulak asmamışlar ve kendi fikirlerinde ısrar etmişlerdi. (1)

“Bahçe sahiplerindeki mutedil –vasat-kişi, onların aldığıkarara uymak istemiyordu. Onlara tesbih etmeleri gerektiğini söylüyordu. Ama bu tesbih, bizim bildiğimizyani her gün ikame ettiğimiz namazdan sonra çekilen tesbih olmadığı aşikardır. Burada Rabbin tesbih edilmesi, miskinlere verilmesi gereken payın verilmesiydi. Başka bir deyimle Allahın emir ve iradesine teslim ve tabi olmaktı. Bunun aksi ise zulümdür.Yani miskinlere verilmesi gereken payın verilmemesi zülümdür.
Kuran, tesbih kavramın bir bütünlük içinde, insanın hayatının her alanında tesbih etmesi gerektiğini vurguluyor:

      Bu ayetler benzeri bir çok ayet vardır Kuranda.  Kurani kavramlar, yaşanan tarihsel süreç içerisinde asli anlamlarından soyutlanıp, daha çok şekilsel anlamlar kazandırılmıştır. Bu da bizlerin Kurandan uzaklaşmasının sonucunu doğurmuştur. Kuranı anlamak istiyorsak kavramları yerli yerinde kullanmak ve Kuranın o kavrama biçtiği rolü kavramak gerekiyor herhalde. İnsanlar dininigerçek anlamda öğrenmezse, Allahı gerçek anlamda tesbih edemez”. (2)

“O vakit o evsatları dedi. Burada evsat "ortanca" demek değildir. Üç veya beş kişiden ibaret imişler de bir en ortancaları varmış şeklinde anlamamalıdır. İbnü Cerir'in İbnü Abbas, Mücahid, Katade ve Dahhak'ten rivayet ederek açıkça belirttiği şekilde Bakara Suresi'nde "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık." (Bakara, 2/143) âyetinde vasat, adaletli mânâsına olduğu gibi burada da onun üstünlük ismi olarak en doğru, en haktanır, en hayırlı, başka bir tabirle "en ölçülü" davranan demektir. Bundan dolayı bir toplum içinde baştan kıymeti bilinmemiş, söylediği dinlenmemiş bir şahsın kıymetini gösterir. Demek ki mesele, toplumu yok sayan aşırı bireycilerin, zorbaların, bencillerin zannettiği gibi ne sadece yalnız kalmada; ne de bireye hiç değer vermek istemeyen aşırı toplumcuların zannettikleri gibi yalnız toplumdadır. İkisi arası bir ılımlılık noktasındadır. Ruh ile beden gibi bireyin ortaya çıkışı toplumda, toplumun ayakta durması bireyde, başta ve sonda ikisinin en uygun durumu, kıvamı haktadır. Onun için bireyler hakkın birliğine dayanarak bir sözleşme yapmadan toplum meydana getiremediler, aynı zamanda sözleşme ve hareketlerinde doğruluk ve adaletin hakkını gözetmedikleri için de başarılı olamadılar. İşte içlerinde bunu bilen bir fert dedi ki: Demedim mi size? Tesbih etseydiniz ya! Yüce Allah'ın kusursuzluğunu tanısanız, onun eksiklikten uzak bir Allah olduğunu egemenliğini kimseye vermeyeceğini; alçaklığı, haksızlığı, zorbalığı sevmediğini bilseniz, hakkı gözetseniz, istisna yapsanız da zorbalığa sapmasanız. Bu, "vaktiyle beni niye dinlemediniz?" diye benlik sevdasıyla yapılan sadece bir sitem değil, bu kez düştükleri ümitsizlikten kurtarmak ve ümitsizlikle Allah'a zulüm yakıştırmak gibi, ona karşı daha büyük bir küfür ve günaha düşmekten sakındırmak için sitem tarzında, edilen hatayı hatırlatarak tevbe etmeye ve uyanmaya bir çağrıdır. Bu sebeple uyandılar.” (3)

“Her tesbih bir tevhit eylemidir. Tesbih, oturduğu yerde lâfzen terennüm edilen içi boşaltılmış lafızlar değildir. Tesbih Allah’ı birleme, O’nu yüce ve âla tanıyıp hal dilimizi konuşturmaktır… Evet, her tesbih, bir tevhit eylemidir, Allah’ı birlemedir. Tesbih kısaca, Yaratanı, tüm nitelikleriyle tanıyabildiğimiz kadar tanımak ve tanıtabildiğimiz kadar tanıtmaktır.” (4)

"Çok Büyük Olan Rabb'inin İsmini Tesbih Et." (Vâkıa: 74 ve 96) ayetlerinde de  buyurulduğu gibi Allah’ı bilinçli olarak tesbih etmemiz gerekir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
       ------------------
2.       Tefhimul Kur’an , http://www.kuranmeali.com/tefsir.asp?sureno=68&ayet=28
3.       Elmalılı M.Hamdi Yazır, http://www.kuranikerim.com/telmalili/kalem.htm


Ayrıca bakınız:

·         Kur’anda tesbih kavramı, tesbih nedir? Ali Aksoy http://www.aliaksoy.net/2007/09/16/kuranda-tesbih-kavrami-tesbih-nedir/


·         İmam ı Azam’ın tesbih duası, http://beytul-hadis.fr.gd/imam_i-azam-h-in-tesbih-duasi.htm



******************************************

*************************************

Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz.


Bismillahirrahmanirrahim
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 27. Ayet

Elmalılı Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 26 ve 27. Ayetlerini birlikte açıklamaktadır:

“İşte şu şaşkınlık, şu yoksunluk, şu pişmanlık oldu: "Fakat bahçeyi gördüklerinde, biz her halde yanlış gelmişiz, yok, biz mahrum edilmişiz dediler".

Böyle şaşırdılar önce yalnız yollarını şaşırdıklarına hükmettiler, sonra da cezaya uğradıklarına, engel olmak istedikleri yoksullardan ziyade yoksun bırakıldıklarına hükmettiler. Hayal kırıklığı ile o andan ve gelecekten bütün ümidi kesip ümitsizliğe düştüler. Eğer içlerinde aklı erer ölçülü davranan bir kişi bulunmasa idi o ümitsizlik içinde kalacaklar, o yoksunlukla inleyip gideceklerdi. Lakin içlerinde, önceden görüşünü açıklaması istenmemiş bir ortancaları, yani aralarında aklı erer, hakkı bilir, zorbalığı sevmez, bela karşısında şaşırıvermez, ölçülü davranan birisi vardı.” (1)

Kutub da bahçe sahiplerinin ruh hallerine değinmektedir:

“…Şimdi de başkalarına tuzak kurmanın, gizli planlar tasarlamanın, eldeki nimetlerden dolayı şımarıp yoksulların payına el koymanın elem verici akıbetini tadıyorlarken, aralarında en ılımlı, en akıllı ve en iyi olanı öne atılıyor…” (2)

Özetle zenginliklerinin yalnız kendi çabalarıyla olduğunu zannedip şımaranlar ve yoksullara karşı görevlerini unutarak onlardan gizli planlar yapanlar üzülmeye mahkümdür, onları elem verici sonuçlar beklemektedir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/kalem.htm
2.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an,

******************************************

*************************************

Fakat bahçeyi görünce: "Yahu biz yanlış gelmişiz." dediler.


Bismillahirrahmanirrahim
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ
Fe lemmâ reevhâ kâlû innâ le dâllûn(dâllûne).
Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 26. Ayet

Seyyid Kutub Bahçe Sahipleri Kıssasında Allah’ın bahçe sahipleriyle alay ettiğini söylüyor. Gerek Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 26. Ayet, gerekse önceki ayetlerin açıklamasında bunu görüyoruz:

“Surenin akışı hala geceleyin gizli planlar kuran bu adamlarla alay etmeyi sürdürüyor:

"Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler." (68/25)

Evet onlar, yoksulların payını engelleyebilirler, onları yoksun bırakabilirler. En azından kendilerini yoksun bırakabilirler.

İşte şimdi bir sürprizle karşılaşıyorlar. Şu halde bu alaycı ifadelerin akışını seyredelim. Burada onların şaşkına döndüklerini, afallayıp kaldıklarını görüyoruz:

"Fakat bahçeyi görünce `Herhalde biz yolu şaşırdık' dediler." (1)

Müfessirlerin çeviri yaparken kullandığı kelimeler farklı da olsa, genel olarak aynı anlama gelmektedir. Örneğin Öztürk “…Yanlış gelmişiz.”, Kutup “… Yolu şaşırdık.”, Bilmen de “…Sapık kimseleriz.” ifadelerini kullanmaktadırlar. Bilmen bu ayeti şöyle açıklamaktadır:

“(Vakta ki:) Gidip (O bostanları) öyle yanmış, mahvolmuş, bir hâlde (gördüler) şüpheye düştüler, onun kendi bostanları olup olmadığında tereddüt gösterdiler, (dediler ki: Şüphe yok bizler elbette sapık kimseleriz.) yanlış yola gitmiş bulunuyoruz. Bu, bizim bostanımız olmayacak.” (2)

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
--------------------------
1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an, http://www.firaset.net/d-10052_kalem-suresi.html
2.       Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/068.html

******************************************

*************************************


Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.



       Bismillahirrahmanirrahim
       وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ
       Ve gadev alâ hardin kâdirîn(kâdirîne).
       Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi (68) 25. Ayet

 “ Buradaki "Hard" kelimesi Arapça'da, önlemek, durdurmak anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca niyet etmek, karar vermek ve sürat anlamına gelmektedir. Bu yüzden ayeti tercüme ederken bu üç anlamı da göz önünde bulundurdum.” (1)

“Ve sade bir engellemeye güçleri yeterek, yani hızlı bir engelleme ve zorbalığa, sırf bir hırs ve öfkeye güçleri yeterek erkenden gittiler. Demek ki topluluğun hızı ve despotluğu bireyden daha kuvvetli ve daha dehşet vericidir. Evet öyle gittiler, varacakları yere vardılar ama sonu ne oldu?” (2)

“Onlar (fakirlere yardıma) engel olmaya güçlerinin yeteceğini zannederek gittiler.

Âyet-i kerimede geçen ve "Yardıma engel olmaya" diye tercüme edilen ifadesi çeşitli şekillerde izah edilmiştir;

Abdullah b. Abbas´a göre, güçlü ve kuvvetli bir şekilde mahsullerini toplayabileceklerini zannederek" demektir.
Katade, Hasan-ı Basri, İbn-i Zeyd ve Mücahid´e göre bu ifadeden maksat, "Ciddiyetle" demektir. Bunlara göre âyetin manası: "Bahçenin mahsullerini toplayacaklarına güçlerinin yeteceğini zannederek ciddi bir şekilde gittiler." demektir.

İkrime ve Mücahid´den nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, "Kurar vermiş olarak" demektir. Bunlara göre âyetin manası: "Bahçenin mahsulerini toplayacaklarına güçlerinin yeteceğini zannederek ve daha Önceden karar vermiş bir şekilde gittiler." demektir.

Hasan-ı Basri´den nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, "İhtiyaçları olarak" demektir. Buna göre âyetin manası: "Bahçe sahipleri fakirlere kin besleyerek ve mahsullerini toplayacaklarına güçlerinin yettiğini sanarak gittiler." demektir.

Taberi âyetin: "Bahçe sahipleri daha önce vermiş oldukları karar üzere kasıtlı bir şekilde, kararlarını uygulayacaklarına güçlerinin yettiğini zannederek sabahleyin gittiler." şeklinde izah edilmesinin daha doğru olacağını söylemiştir. (3)

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
--------------------
1.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri), http://www.firaset.net/d-8873_kalem-suresi.html
2.        Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili  http://www.kuranikerim.com/telmalili/kalem.htm

3.       et-Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir; Tefsiri Taberi, http://www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=5397&BID=62


******************************************

*************************************