23 Ağustos 2013 Cuma

Kur'an'da "bilgi"


        Kur'an'ın sayfaları arasında her sorunun cevabını aramak veya din alimlerinin bilimsel konulara Kur'an ile cevap vermesini beklemek yanlıştır. Kur’an-ı Kerim bir astronomi, bir kimya ya da tıp kitabı değildir (Kutub, 1997: I, 283). 



        Kur’ani bilginin çalışma konusu ve ilgi alanı insanın kendisi, insanın düşüncesi, inancı, duyguları, kavramları, davranışları, tutumları, ilişkileridir. Maddi bilimleri, bütün araç ve bölümleri ile maddi alemde gerçekleştirilecek bilimsel keşiflere ve icatlara gelince bu görev, insan aklına, insan tecrübesine, insan buluşuna, insanın varsayım ve teori geliştirme yeteneklerine havale edilmiştir. Çünkü insanın yeryüzündeki halifeliğinin temeli bu olduğu gibi yapısının karakteri de bu fonksiyona yatkındır. 


        Kur’an-ı Kerim ise insanın psikolojik yapısını, kişiliğini, vicdanını, aklını ve düşüncesini yapılandırmaya çalışır. Bunun yanı sıra insanın bu potansiyel yeteneklerini iyi bir şekilde kullanmasına uygun ortam sağlayacak olan sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmaya gayret eder. 


        Bütün bilimsel, evrensel, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olayların nispeten daha büyük bir kesimini açıklayabilecek ya da problemlere daha ayrıntılı açıklamalar getirebilecek başka ve daha yararlı hipotezler, varsayımlar ortaya çıkana kadar geçerlidir. Bundan dolayı bu teoriler, bu varsayımlar değişmeye, başkalaşmaya, iptale ve eklemelere açıktır. 


        Hatta, eğer yeni bir keşif ve icat aracı bulunur ya da eski bilgi birikimini yeni bir açıdan yorumlayan değişik bir yaklaşım tarzı benimsenirse bu teori ve varsayımlar altüst olmaya açıktır (Kutub, 1997: I, 286).

Kaynak: 
http://www.msxlabs.org/forum/kuran-i-kerim/8903-kuran-i-kerim-nedir.html#ixzz2c4MbJaY4


******************************************

*************************************

 

 

20 Ağustos 2013 Salı

Kur'an-ı Kerim Okuyorum (Sunuş)




Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm

Bismillahirrahmanirrahîm

 (Taşlanan ve (Allah'ın huzurundan) kovulan şeytandan Allah'a sığınırım .

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla!)

 "Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır." (Nahl suresi/98-100)

Kur’anı Kerim Okuyorum adlı derleme çalışmamla ilgili olarak aldığım notları  okuyucularla paylaşabildiğim için Yüce Rabbimize ne kadar şükretsem azdır.

 Kur’an-ı Kerimi duyuran bir peygamber olan,  " Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.  Ve Allah'ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak... " (Ahzâb suresinin 45, 46 ) ayetlerinde de belirtildiği üzere müjdeci, uyarıcı, nurlandırıcı bir model olan Hz. Muhammed’e (sav) salatu selâm olsun.

 Bu derlememizi aklı ve kalbi ile ve de bilgilerini yenilemek için okumaya çalışanlara da selâm olsun.

 İnşallah önyargılardan ve basma kalıp düşüncelerden kurtulur; inşallah kendimizi yeniden görmeye çalışır, insana bakışımızı, evrene bakışımızı akıl ve kalp süzgecinden geçiririz.

  Kur’anı Kerim Okuyorum adlı derleme çalışmamla ilgili olarak aldığım notları  gereği gibi okuyabilmeniz için de Allah’tan kolaylıklar diliyorum:

 Beklenen sıralı düzenlemeyi gerçekleştiremedik; örneğin gerekli olup olmadığı tartışılabir olan açıklamaları ve sunuşu sonra yazmamıza rağmen başa aldık.

 Kur’anın öngördüğü uygun, dengeli, sağlam, hoş, yumuşak, açık, kolaylaştırıcı bir anlatım geliştiremedik.

 En önemlisi de yanlış yapma korkusuyla yorum yapmamamız, kendimizce uygun alıntılarla konuları işlemeğe çalışmakla yetinmemiz bir eksiklik olarak görülebilir. Tabii, daha bir çok eksikliğimiz de vardır. Bütün eksikliklerimiz konunun uzmanı olmadığımızdan ve yeteneksizliğimizden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan hoşgörülü olacağınızı ve aklınızı, sabrınızı zorlayarak okumaya devam edeceğinizi umuyorum. Allah’ın şu ayetini de aklınıza getirerek okumaya devam.

 Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? ( 54 : 17)”    

Bu çalışma ile ilgili tüm emeklerim helâl olsun.

 Basım masraflarını karşılayarak  eserin ücretsiz olarak okurlara hediye edilmesini sağlayan, adlarının gizli kalmasını isteyen kardeşlerimize teşekkür eder, hizmetlerinin  Allah katında makbuliyetini niyaz ederim.

Çalışma bizden, teşvik sizden, takdir Allahtan…

Yararlı olma umuduyla…

 Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 28. 07. 2013

******************************************


*************************************








Kur'an-ı Kerim Okuyorum (Açıklama 3)


Dikkat ! Dikkat! Bulunduğumuz yer bir eser/yapıt  inşaatıdır. İnşaata, inşaat alanına tedbir almadan girmek tehlikeli ve yasaktır. Bu uyarıyı yapmayı vicdani bir görev kabul ediyorum ki inşaattan kimse düşmesin. Bu tip inşaatlardan düşenler hayatlarını kaybediyorlar. Tabii, mecazi olarak hayatlarını kaybettiklerini söyledim, aslında imanlarını kaybediyorlar ki bu da ölümden beterdir. (Mevdüdi’nin bina ve mimar benzetmesi ile bu benzetmemiz bir tevafuk olmuştur.) 


Bu satırları okuduğunuza göre inşaata girmeye kararlısınız. O halde şu tedbirleri almayı ihmal etmeyiniz:


Kafanızı hazırlayın. İnsanın kafasından dakikada (David c.Mcclelland’a göre)  8 - 12 düşünce geçermiş. Bana göre çok daha fazla… Bu düşünceleri durdurun ya da en aza indirin. Açık deyişle yalnız okumakta olduğunuz konuya odaklanın. Bazıları kafadaki  bilgilerin boşaltılmasını öğütlüyor. Bazıları da kafada yeni bilgi için yeni bir oda hazırlanmasını öğütlüyor. Ben kafanın büsbütün boşaltılabileceğini  sanmıyorum; ama mümkünse bir oda boşaltılmasını öğütlüyorum. Bir oda olsun boşaltılamıyorsa hep başkalarının düşünceleriyle yoğrulup gideriz.


Peşin fikirli olmamalı. Kafamızı hazırlayabilirsek peşin fikirlerden de kurtarmış oluruz. Başkalarının etkisi altında oluşturduğumuz o kadar çok peşin fikrimiz var ki… Okumadan, incelemeden, araştırıp öğrenmeden bir yargıya varmamalı.


İnşaata yavaş yavaş çıkmalı ve inşaattan yavaş yavaş inmeli. Korkuluk morkuluk yok, ona göre. Açık deyişle yavaş yavaş, düşüne düşüne okumalı.


Sağa sola çarpmamalı. İnşaat alanına çok sayıda malzeme yığılmıştır. Açık deyişle onlarca meal ve tefsir, onlarca makale ve fikir yazısından derlemeler var ortalıkta. Bu malzemeler biraz da gelişi güzel konmuşlardır. Bu kadar çok malzemeye ne gerek var. Hep aynı falan düşünülmesin. Aynı gibi görülen malzeme bir yerde kapı olacak, bir yerde pencere. Bu son cümle de tam oturdu, değil mi? Gerçek anlamında da mecaz anlamında da doğru gibi gözüken bir söz oldu. Paragrafın başındaki sağa sola kelimesinin mecaz anlamları da düşünülebilir.


Durup dururken niye böyle sohbete başladım dersiniz? Kur’anda da birçok mecaz var. Kur’andaki icazı da hatırlatmış oluyorum bu arada.


Malzemeleri devirmeyin; ama incelemekten de geri kalmayın. Dikkat edilirse her malzemenin üzerinde nerden,  kimden alındığı yazılıdır. Yani malzemeleri henüz tam anlamıyla kullanmadım. Çürük ya da defolu malzeme görürseniz hemen bildirmeyi ihmal etmeyin. Yani demek istiyoruz ki eleştirel biçimde okuyun. Aklımızı kullanarak okumak okumaların en güzelidir.


Siz kendinizi bilirsiniz; ona göre başka tedbirler de düşünebilirsiniz. Öyle ya, her birinizin öğrenim durumu, yaşı, cinsiyeti, mevki ve statüsü, ekonomik ve kültürel durumları farklı farklı.


Bu farklar var ya, işte bunun için bir üslup geliştiremedim. Bunun için çok tekrarlara başvurdum. Tekrar etme Kur’anda da başvurulan bir eğitim yöntemidir. Bu hatırlatmalarla savunmamı başta yapmış oluyorum.


Bir esere Dikkat! Dikkat! Anonsuyla başlamak görülmüş şey değil; hele bu eser Kur’anla ilgili olursa. Ama Kur’an-ı Kerim’in anlayarak okunmasının asırlarca engellenmesine ne demeli. Engellenme gerekçelerinden biri de “Kur’an’ı anlayamayız, ana dilimizle okursak da basit buluruz, soğuruz.” vb. sözlerdir. Eğer çok dikkatli okuyamazsak, yüzeyde kalıp derine inemezsek, karşılaştırarak okuyamazsak, bütünü düşünemezsek korktuğumuz başımıza gelebilir. Onun için herkesin dikkatini çekmek istedik. Tedbir alınmasını da istedik. Aklımıza gelen tedbirleri sıraladık. En güzel tedbir ise Euzubesmeleyle, sıdk ile, sabırla, güvenle  okumaya başlamaktır.


Bu derleme için çok ilginç ve çarpıcı  bir başlangıç yaptığımızın farkındayız; keşke bütün sayfalar da böyle çarpıcı olsaydı. Aslında anlatım bakımından değil anlam bakımından her cümle çarpıcıdır, düşündürücüdür. Tabii anlayana.


Derslerimin sonunda genellikle şu yaygın deyişi tekrar ederdim: “Anlayana sivri sinek saz…” 

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli



Kur'an-ı Kerim Okuyorum (Açıklama 2)


Adını hatırlayamadığım bir bilge “Güneş altında söylenmemiş söz yoktur.”diyor. Tabii, bu söz tartışılabilir; ancak bu an için bana da doğru gibi geliyor bu söz. Açık deyişle yazmak istediklerimi yazmış başkaları. Ben bunları yok sayıp kendi ürünüm olsun diye, başka biçimde mi yazayım? En iyisi alıntıları aynen sunayım:


“Biliyor muydunuz?" başlığı altında kitap dünyasına dair ilgi çekici bilgiler sunan Kitaphaber Dergisi, dünya üzerinde en çok okunan kitabın Kur'an-ı Kerim olduğunu belirtmiş; bu bilginin doğruluğundan şüphe etmiyorum; Kur'an dünyanın en çok okunan ve en az anlaşılan kitabı. Gurur okşayıcı ve zelil bir hakikatle karşı karşıyayız; Kur'an okumalarının büyük çoğunlukla ayet metinlerinin manasını ihmal ederek, adeta ıskalayarak gerçekleştirildiğini biliyoruz. O'nun çok okunan ama manasından haberdar olunmayan bir kitap hükmüne gelmesinin vebali bizimdir. Kur'an'ın Arap lisanıyla inmiş olması, günümüzde O'nun manasından bihaber kalmak için özür teşkil etmiyor.” (1)


Kur’an’ı anlamaya çalışmak her insanın en tabi hakkı ve her Müslüman’ın görevidir.


 Kur’an’ı anlamaya hak kazanmak için kişinin dini ilimlere ve Arapça’ya vakıf olması gerekmemektedir.


 Kur’an’ı tefsir etmek ve Kur’an ayetlerinden hareketle topluma mesaj vermek ise mütehassısların görevidir. Bu konuda uzmanlar dışında hiç kimse yetkili değildir.”  (2)


Kur’an’ın mucizevi bir kendini koruma sistemi vardır. Bu sistem bazen parçada çoğu zaman bütünde kendini göstermektedir. Bu öyle bir sistemdir ki, sistemi oluşturan her birim bir hologram gibi hem bütünün hem parçanın özelliklerini taşımaktadır. Tıpkı bedenin yapıtaşı hücreler gibi, Kur’an’ın parçaları da ait olduğu bütünün kimliğini taşır. Her kategori hem kendi arasında, hem diğer kategorilerle paralel ve çapraz anlam bağlantılarına sahiptir. Bu bağlar bazen lafza, bazen mânaya, bazen maksada, bazen de her ikisine veya üçüne ait olabilmektedir. Ve bazen de bunların dışında derin ve yoğun tedebbürle ulaşılabilecek yerde durmaktadır. Bu konuda şatıbi’nin fıkhi hüküm çıkarma konusunda söylediği şu tesbit, Kur’an’ı doğru anlama konusunda da aynen geçerlidir: “Nasıl ki el, ayak, baş ve dil gibi organların insana has işlevleri birbirinden kopuk olarak yerine getirmesi mümkün değilse ve bütün bu organlarla birlikte insana insan deniliyorsa, aynı şekilde din de parçalar halinde değerlendirildiğinde kendine ait işlevi icra edemez. Dolayısıyla şer’î bir hüküm çıkarılmak istendiğinde bu hükmün tek tek delillerden değil, dinin bütününden çıkarılması gerekmektedir.”


Hemen ifade edelim ki, Kur’an’ın debisini Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir mâna rezervi vardır. Bu rezervden yararlanmanın ilk şartı “Niçin Kur’an okuyorsun” sorusuna doğru cevap vermektir. Bu cevabın “Anlamak için” şeklinde olması yeterli değildir. Zira bu ara bir cevaptır. Bu cevap bir soruyu daha celbeder: “Niçin anlamak” Bu sorunun onlarca belki yüzlerce muhtemel cevabı vardır. Bunlar içerisinde Kur’an’ın en beğendiği cevap eminiz ki, “Yaşamak için anlamak” olacaktır. Zira Allah ve Rasulü’nün vahye daveti bir diriliş ve hayat çağrısıdır.” (3)


İman, bilginin içselleştirilmiş, yakin hale getirilmiş, bilinç düzeyine yükseltilmiş biçimidir. Pratikte tezahür etmeyen iman, ancak kuru bir bilgi yığını olabilir. Ahirete inandığını söyleyip hayatında bu imanın yansıması bulunmayanlar, gerçekte iman etmiş değillerdir. Kur'an'da iman, sadece kabul anlamında hiçbir zaman kullanılmaz, tersine sürekli amellerle birlikte zikredilir. Ve insanların iman ettik demekle bırakılmayacakları belirtilir: "Elif, Lam, Ra. İnsanlar sadece iman ettik demekle, hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz, onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allah, doğruları bilecek, yalancıları da bilecektir." (Ankebut, 1-3) (4)


Aklı ve gönlü işleterek anlamak ve uygulamak esastır.


İnsan kendi kafasını kendisi kullanmıyorsa, aklını ve gönlünü kullanmadan kendisine belletileni taklit ve tekrar ile yetiniyor, sorgulamadan başkalarına uyuyorsa, vücudunda kendi kafasını değil de başkalarının kafasını taşıyorsa! ‘emanet kafa taşıyor!’  demektir. Yani, Allah’ ın kendisine verdiği başı, kalbi, gözü, aklı kullanmıyor demektir.” (5)


“Yalnız Arapça bilmekle, tefsîr ve hadîs anlaşılmaz. Arapça bilenleri, din âlimi sanan, aldanır. Beyrut ve başka yerlerde ana dili Arapça olan, Arap edebiyâtını iyi bilen, çok papaz var. Fakat, hiçbirinin İslâmiyyetten haberi yoktur.” (6)


“Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde "hadisleri" işlevsiz kılmaya çalışan bazı ferdi çıkışlar olduğunda, hem sahabe ve hem de âlimler gerekli cevapları doğrusu çok da sert tonda seslendirmişlerdir.


Bir grup insan, hadis okuyan birine derler ki; bunu bırak. Bize Allah'ın kitabından bahset.


Bu sözü duyunca Halife Hz. Ömer (r.a.) sinirlenir ve bu nasipsiz adama şöyle der:


"Sen ahmak birisin. Allah'ın kitabında namaz ve oruç konusunu açıkça (yani namazın nasıl kılınacağı, kaç rekat olacağını, neler okuyacağını, orucun nasıl tutulacağını nelerin bozup bozmayacağını) bulabiliyor musun?


Kuran'ın bu konudaki hükümlerini sünnet (Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamaları ve sözleri) açıklamaktadır. (Suyuti, Miftahul Cenne, 85)” (7)


Kur'ân'ı okuyun ve O'nunla amel edin. O'ndan yüz çevirmeyin. Yanlış yorumlarla taşkınlık yapmayın. O'nu karın doyurmaya / ticarete alet etmeyin. O'nunla zenginleşmeye kalkmayın" Bkz.Münâvî, Feyzü'l-Kadir, II, 64.


"Sizden biriniz gece kalktığında, eğer Kur'ân okumak ne dediğini bilmeyecek şekilde onun diline ağır gelirse, okumayı bırakıp birazcık uzanıversin" Hz. Muhammed (sav)  (Nesâî, Fedâilü'l-Kur'ân, 107; Müslim, Müsafirûn 223; Ebû Dâvûd, Tetavvu' 18; İbn Mâce, İkame 184; Ahmed, II, 318; İbn Esir, en-Nihâye,III, 187.)


Şimdi bu maddelerden bizlerin çıkaracağı dersleri sıralayalım:


Bizler de Kur'ân'ın muhataplarıyız, onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüyüz.


Her fırsatta biz de Kur'ân okumalı, Kur'ân ile dolmalıyız ki Kur'ân doğrultusunda düşünüp yaşayabilelim. Gündemini Kur'ân ilkeleri belirlemeyenler, başka gündemlerin esaretinden beyin ve gönüllerini kurtaramazlar.


Kur'ân'ı ağır ağır, düşüne düşüne ve anlayarak okumalıyız. Her Kur'ân okuyuşumuz bize yeni şeyler kazandırmalı, bizi bezemeli, inşa etmeli ve dokumalıdır.


Kur'ân'ı anlarken, düşüncelerimizi Kur'ân'a söyletme yaklaşımından uzak olmalı; Kur'ân merkezli okumalı ve düşünmeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz başta olmak üzere, ilk dönemden günümüze kadarki tefsîr birikiminden yararlanmalıyız.


Kur'ân'ı okuyup anlarken, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içerisinde onu manen ve maddeten temiz yer ve zamanlarda okumalı; onun kitabına ve okunuşuna saygı duymalıyız.


Kur'ân okuma ameliyesini, onu başkalarından dinleme ve onu başkalarıyla birlikte okuma eylemleriyle zenginleştirmeliyiz. Zira bazen tek başına okurken kaçırdıklarımızı, başkalarından dinlerken yahut birlikte gerçekleştireceğimiz okumalarla elde edebiliriz.


Kur'ân okumalarımızı, zaman ve keyfiyet açısından dolduruşa getirmemeli, onu yorgun düştüğümüz artık zamanlarda değil; ona özel ayıracağımız ve zinde olduğumuz zamanlarda okumalıyız.” (8)


“İnen ilk âyetlerinden itibaren okuyup öğrenmenin, bilimin, barışın ve hoşgörünün öneminden bahseden Kur’an-ı Kerim, bütün müslümanlar tarafından gerektiği gibi okunup yeterince anlaşılmış olsaydı, bugün toplumumuzda giderek yaygınlaşan güvensizlik, huzursuzluk, sevgi ve diyalog eksekliği, bilim ve teknolojideki konumumuz bu düzeyde olmazdı. ‘İslâm ülkeleri’ kavramı şiddet ve terör kavramlarıyla birlikte anılmazdı.


Kur’an gereği gibi anlaşılmış olsaydı, İslâm dünyası diye tanımlanan toplumlarda ayrımcılık, hukuk ihlâlleri, kültürel saplantıların bir ürünü olan kan davaları, töre cinayetleri, işkence, fuhuş, soygun, rüşvet, yolsuzluk ve dolandırıcılık gibi suçlar bu kadar yaygın olmazdı. Çünkü saydığmız bütün bu olumsuzluklar, Kur’an’ın indiği dönemde Mekke toplumunda da yaygındı. Ancak Hz. Peygamber’in önderliğinde o bozulmuş ve çürümeye yüz tutmuş toplum, Kur’an’ın aydınlatmasıyla çok geçmeden medenî bir toplum haline dönüşebilmiştir.


Allah (c.c) bize Kur’an-ı Kerim gibi bir değer göndermiş ama biz onu ne yazık ki yeterince tanımıyor ve ondan gerektiği gibi istifade edemiyoruz.” (9)


“Söylenebilecekler söylenmiştir.” diyemeyiz hiçbir zaman. Her ortamda, her dönemde söyleyebileceklerimiz olacaktır kuşkusuz. Bize düşen sözü bırkakıp anlamını da öğrenecek biçimde okumaktır, tabii, anladıklarımızı uygulamak ve paylaşmak koşuluyla.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
---------------------------


1.    Alkan,Turan ; http://ahmetturanalkan.net/yazi/kuranin-kanatlandirdigi-turkce/

2.    Abdurrahman, Aişe ;  http://onudinleyelim.com/aise-abdurrahman-ve-kuran-tefsirindeki-metodu-ekrem-demir.html

3.    İslamoğlu, Mustafa ; http://www.islamoglumeali.com/meal-onsoz/

4.    Altın,  Oktay ; Haksöz Dergisi - Sayı: 74 - Mayıs 97,Kuran Çalışmaları, (Ahiret inancı Hayatı Düzenleyen Bir Bilinçtir; http://www.haksozhaber.net/okul/ sitesinden 23.05.2013 tarihinde yazdırılmıştır.)

5.    Adal, M. Kemal; Kur’an’ı Anlamak ve Yaşamak; http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=10586

6.    Ünlü , Osman; http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=521898

7.    Prof. Dr. Hatipoğlu, Nihat, Hadislere Düşman Bazı İlahiyatçılar, http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/05/31/hadislere-dusman-bazi-ilahiyatcilar

8.    Prof. Dr. Akpınar, Ali;  Hz. Peygamber'in Kur'an Okuyuşu, http://www.aliakpinar.net/index.php?option=com_content&view=article&id=183:hz-peygamberin-kuran-okuyuu9&catid=58&Itemid=103

9.    Doç. Dr. Yılmaz , Hüseyin;  C.Ü. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi,  Sivas;  http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kurani-nasil-okumaliyiz.htm







******************************************
*************************************



Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.

       Bismillahirrahmanirrahim
       إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءًا وَأَقْوَمُ قِيلًا     
       İnne nâşietel leyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kîlâ(kîlen).
         Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 6. Ayet
 

         Müfessirler Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  6. Ayetinde gece kalkmanın neden daha etkili olabileceği üzerinde durmuşlardır:

 
     “Gece Kıyamı, aynı zamanda Gece Eğitimi’dir. Vahyin sorumluluğu ağırdır, Resul ve onunla birlikte olan Mü’minler bu ağır sorumluluğun gereğini layıkıyla yerine getirebilmek için Rabbin kelimeleriyle yoğrulmalı, vahyi belli bir düzen ve bütünlük içerisinde, ağır ağır, düşüne düşüne okumalı, zihinlerinde pekiştirmeli, hayata taşımak maksadıyla onun derin mânâlarına nüfuz etmeliydiler. Bunun için en uygun vakit gecedir; zira gece dinlenme vaktidir, ortalığa sessizlik hâkimdir, insan bu vakitte gün içindeki meşguliyetlerinden uzaktır, gece vakti insan zihni daha arınmış, daha berrak bir haldedir, dolayısıyla gece, sözü idrak etmek açısından daha sağlam bir vakittir. Bir başka ifadeyle vahyin zihnî inşası için -inşa: n-ş-e kökünden- geceden daha uygun bir vakit yoktur.

 
İbn-i Abbas da ayeti “Kur’an’ı anlamaya daha elverişli olur” şeklinde izah etmiştir. Bu bakımdan gece bulunmaz bir nimettir. Herkesin uykuda olduğu bir vakitte kıyam etmek, Kur’an okumak, tefekküre dalmak, iman eden insanların ruhlarına derinden tesir eder.

 
Hulâsa, Gece Kıyamı / Gece Eğitimi, çok yönlü, çok boyutlu bir oluş sürecidir.” (1)

 
“Metinde "tesirce daha kuvvetlidir- " ibaresi geçmektedir. Bunun manası çok geniştir, bir cümle ile açıklamak mümkün değildir.

 
Bir manası şudur; gece ibadet için kalkmak ve uzunca bir kıyam etmek insan mizacının tersidir, bu saatte insan istirahat ister. Bu yüzden bu eylem nefsi kontrol altına almak için çok etkili bir çabadır. Bu şekilde eğer bir kimse nefsi ve bedeni üzerinde hakimiyet sağlar ve onları Allah yolunda kullanmaya muktedir olursa, o kimse Hak dininin tebliğini dünyaya galip kılmak için daha başarılı olacaktır.

 
İkinci anlamı ise, kalp ve dil arasında bir harmoni oluşturmak için çok etkili bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gecenin bu saatlerinde kul ile Allah arasına başka bir şey giremez. Bu halde insan diliyle ne söylüyorsa kalbinin sesiyle de onu söyler. Kalp ve dilde bir ahenk meydana gelir.

 
Bir diğer anlamı da insanın zahir ve batınında ahenk meydana getirmek için çok tesirli bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gece yalnızlığında eğer bir kimse istirahatını terkederek ibadet için kalkarsa bu muhakkak ihlasındandır. Çünkü bunda gösteriş yapmanın bir unsuru yoktur.

 
Bir diğer dördüncü mana da şöyle verilebilir; Bu gece ibadeti insan için gündüz ibadetinden daha ağırdır. Dolayısıyla bu ibadete devam eden kimsede sebat oluşturur. O kişi Allah'ın yolunda daha bir bilinçle ve kesin iradeyle gider ve her türlü zorluğa karşı direnç gösterir.” (2)

 
“Ayette geçen وطئا - vat'en kelimesi, "yeri çiğneme" anlamına geldiği gibi, derin derin düşünmek üzere konsantre olma, ruhen yoğunlaşma, dikkati yapılan iş üzerinde yoğunlaştırma" gibi eylemler için de kullanılır. Bu yoğunlaşmayı sağlayabilmesi için peygamberimize geceleyin kalkması önerilmektedir. Çünkü birkaç saat uyku ile günün yorgunluğu giderilmiş, zihin kendini yenilemiş, akıldaki problemler de uykudan önceki zamanda kalmıştır. Ayrıca gecenin sessizliği dikkatin bir noktaya toplanmasında çok etkili bir faktördür.
 

Âyette Kur'ân'ın öğrenilmesi ve öğretilmesi sürecinde dingin bir ortam ve ruh hâlinin olması gerektiğine işaret edilmektedir.” (3)

 
Özetle,  gece eğitimi daha etkilidir. Belli bir amaç için, iradeye hakim olarak, ihlasla, riyadan uzak olarak, sabırla  sebat gösterek ve üzerinde çalıştığımız konuya odaklanarak  gece eğitimi yapabilmeliyiz.

 
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
--------------------------------------


2.       Mevdudi, Müzemmil Suresi, http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_16_archive.html

3.       Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 






******************************************
*************************************

 

16 Ağustos 2013 Cuma

Doğrusu, biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.


       Bismillahirrahmanirrahim
       إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا    
       İnnâ se nulkî aleyke kavlen sekîlâ (sekîlen).
       Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 5. Ayet

Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi ilk dört ayetinde  Hz. Muhammed’e (sav) Peygamberlik sorumluluğunu tadığını, geceleyin belli aralıklarla kalkıp hazırlanması gerektiğini açık deyişle ağır ağır düşüne düşüne okuması gerektiğini belirtiyor. Bu emirlerin niçin verildiği de 5. Surede vurgulanıyor. “Doğrusu, biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.” diyor. Kur’an-ı Kerimin nur ve feyzini anlayıp özümsemek için bir hazırlık gerekir.

Seyyid Kutub tefsirinde bu ayeti açıklarken dava adamlarının da tıpkı peygamberimiz gibi hazırlanması gerektiği üzerinde durmaktadır:
"Ağır söz"den maksat bu Kur'an ve içerdiği yükümlülüklerdir.
Kur'an aslında "ağır" değildir, okunması ve anlaşılması kolay bir kitaptır. Fakat o "hak" terazisindeki tartısı ve kalplere yönelik etkisi açısından "ağır"dır. Nitekim yüce Allah başka bir ayette;
 "Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onun Allah korkusu ile parça parça olduğunu görürdün" buyuruyor. (Haşr Suresi, 21) Ama yüce Allah Kur'an'ı bir dağa değil de onu algılamaya yetenekli ve dağdan daha sağlam, daha sarsılmaz bir kalbe indirdi.

Bu nur ve bilgi feyzini algılayıp özümlemek, gerçekten uzun hazırlığı gerektiren ağır bir işti.

Büyük ve soyut evrensel gerçeklerle iletişim kurmak, gerçekten uzun hazırlığı gerektiren ağır bir işti.
Yüceler alemi ile, evrenin özü ile, canlı-cansız tüm yaratıkların ruhları ile Peygamberimizin kurduğu gibi bir ilişki kurmak, gerçekten uzun varlığı gerektiren ağır bir işti. Tereddütsüz ve kuşkusuz bir kararlılıkla bu yola koyulmak, bu görevi yürütürken içgüdülerin fısıltılarına, dışardaki çekim odaklarına ve engellere kapılmaksızın, sağa-sola bakmaksızın ilerleyebilmek, gerçekten uzun hazırlık gerektiren ağır bir işti.

Geceleyin herkes uyurken ayakta olup ibadet etmeyi, gündelik hayatın dağdağasından ve karmaşasından uzaklaşarak yüce Allah ile ilişki kurmayı, O'nun feyzini ve nurunu algılamayı, O'nun birliğinin beraberliğinde coşup O'nunda başbaşa kalmanın masum yaşamayı, sanki yüceler aleminden yeni iniyormuş gibi ve varlık aleminin her yanından sözsüz ve sözcüksüz bir yankı yükseliyormuş gibi bir heyecanla evrenin sessizliği ortasında ağır ağır Kur'an okumayı, gecenin karanlığı içinde Kur'an'ın ışınlarını, mesajlarını ve yüksek frekanslı titreşimlerini düşünelim. Bütün bunlar bu "ağır sözü" yüklenmeye, bu değerli yükümlülüğü sırtlanmaya, bu ağır sıkıntıyı göğüslemeye hazırlanan Peygamberimiz için son derece gerekli birer azık niteliğindedirler.

Aynı zamanda bu çağrının savunuculuğunu üstlenen her kuşaktan dava adamları için bu böyledir.
Bu saydıklarımız, uzun ve meşakkatli yolları boyunca dava adamlarının kalplerini aydınlatır, onları şeytanın vesveselerinden ve bu aydınlık yolu saran karanlıkların çöllerinde şaşırmaktan korur.” (1)

Prof. Dr. Mehmet Okuyan bazı müfessirlerin “ağır” kelimesini gerçek anlamında anladıklarını beyanla bu tefsirlerin yanlış olduğunu söylemektedir. (2) 

Müzemmil Suresinin ilk beş ayetinden de anlaşılacağı gibi sorumluluğumuzu idrak etmeli; Peygamberimize vahyedilerek üzerimize bırakılan Kur’an’ı anlama, anlatma ve uygulama görevlerimizi tam olarak yapabilmek için hazırlanmalıyız.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
-----------------------------

1.       Seyyid Kutub Tefsiri, http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm
2.       Prof. Dr. Okuyan, Mehmet; Müzemmil Suresinin ilk yedi ayetinin açıklanması, http://www.youtube.com/watch?v=EcrCTK6Q0q0
 

******************************************
*************************************

13 Ağustos 2013 Salı

Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!


       Bismillahirrahmanirrahim 
      نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلا     
     Nısfehû evinkus minhu kalîlâ (kâlilen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 4. Ayet

Allah(cc), Kur’an-ı Kerim Müzemmil Suresi 1. Ayetinde Hz. Muhammed’e (sav) peygamberlik misyonuna hazırlanması için kalkmasını ve  2. ve 3. Ayetlerde de gece kıyamının yani teheccüd çalışmalarının zamanını, açık deyişle duruma göre birkaç kez kalkıp okumayla, namazla donanmasını  emrediyor. 4. Ayette ise yine süreden söz edilmekle beraber okumanın nasıl olması gerektiği üzerinde duruyor:

“Tertîl; bir metni okurken yavaş yavaş, acele etmeksizin, tane tane, her bir harfin edasının, nazmının ve manasının hakkını vermek suretiyle okumaya denmektedir. Kur’an okunuşuyla ilgili olarak, kelimeleri ağızdan kolaylıkla ve düzgün bir biçimde çıkarmak anlamındadır (İbni Kuteybe, Tefsîru Garîbi’l-Kur’an, 262). Kıraatte tertîl; yavaş yavaş, acele etmeden, harfleri ve hareketleri dizilmiş inci taneleri gibi açık bir şekilde, mana ve hikmeti düşünerek metni tâne tâne okumak anlamında kullanılmaktadır (Kurtubî, Tefsîr, I, 17).

Kur’an tertîl üzere nâzil olmuştur. Hz. Peygamber; “Allah, Kur’an’ı indirildiği şekilde okuyanı sever” sözleriyle Kur’an’ı tertîl ile okumayı teşvik etmişlerdir (İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 207). Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki “Kur’an’ı açık açık, tâne tâne (tertîl ile) oku” (Müzzemmil, 73/4) ayet-i kerîmesi de bu konuyu açık bir şekilde anlatmaktadır. Âlimler bu ayetle ilgili olarak bazı yorumlarda bulunmuşlardır.

Fahreddin Râzî, “Kur’an’ı tertîl ile okumak; manasını anlayarak, ayetlerin içerdiği gerçekleri iyice düşünerek okumaktır. Allah’ın azametini belirten ayetleri, bu azameti gönlünde hissederek, tehdit ve müjdeyi içeren ayetleri de, ümit ve korku duygularıyla dolup taşarak okumaktır” (Râzî, Tefsîr, XXX, 174) demektedir.

Gazâlî de, Kur’an okumaktan maksadın, manasını anlamak ve üzerinde düşünmek olabileceğini; bunun için de Kur’an’ın tertil üzere okunmasının gerekli olduğunu vurgulamıştır ( Gazâlî, İhyâ, I, 289). Bu açıklamalar ışığında Kur’an’ın tertil ile okunmasını; onun anlamını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, anlamına göre sesi yükseltip alçaltarak, bir hadiste belirtildiği gibi, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitap eder gibi bir ses tonuyla, durulacak yerde durup, geçilecek yerde geçerek, ağır ağır, Kur’an’ın gerçek amacını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumaktır, şeklinde açıklayabiliriz (Ali Ünal, Kur’an’da Temel Kavramlar, 71).

Âlimler, Kur’an-ı Kerîm’i süratlice okuyup, çok okumanın mı, yoksa ağır olarak okuyup az okumanın mı daha üstün olduğu konusunu tartışmışlar, bir kısmı “Tertîl ve tedebbür ile az okumak diğerinden daha üstündür” demişlerdir. İbni Abbas ve İbni Mes’ud bu görüşü savunmaktadırlar. Bu görüşün sahiplerine göre, kıraatten maksat; Kur’an’ı anlamak, düşünmek, içindekileri bilmek ve onunla amel etmektir (İbni Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd, I, 88).

Buhârî, Sahîh’inde Kur’an’ın tertîl ile okunmasının gerekliliğine ve süratli olarak okumanın mekruh olduğuna dâir bir bab açmış ve bu şekilde okumanın hoş olmadığını Abdullah b. Mes’ud’dan rivâyet ettiği bir hadisle açıklamıştır (Buhârî, Sahîh, VI, 109 vd).” (1)

Prof. Dr. Süleyman Ateş, 04. 11. 2010 tarihli Vatan Gazetesindeki köşesinde bir okuyucusunun sorusuna verdiği cevapta şöyle diyor:

“Tertil, ağır ağır ve düşüne düşüne Kur’ân okumaktır. Elbette Kur’ân ayet ayet okunur. Peygamberimiz zamanında tecvit kuralları yoktu. Bunlar daha sonraki zamanların ürünüdür. Kur’an okuyucular bu iş üzerinde uzmanlaşınca izhar, ihfa, idgam gibi kurallar geliştirdiler. Kur’ân’ı bu kurallara göre okumaya başladılar. Peygamberimiz Kur’ân’ı bu kurallara göre değil, kendi zamanında Kureyş kavminin konuştuğu en edebi Arapça ile okurdu. Bu okumalarda öyle ulama, bitiştirme yok. Hz. Peygamber kelime kelime ama sesle de okumuştur. Çünkü kendisinin “Kur’ân’ı seslerinizle güzelleştiriniz” dediği rivayet edilir.

Bu konuda ayrıntıyla uğraşmanın hiçbir yararı yoktur. Önemli olan Kur’ân’ı düşüne düşüne ve anlam üzerinde yoğunlaşarak okumaktır. Yoksa ulamak, idgam, ihfa yapmak yahut paldır küldür okumak değildir. Çünkü ne Peygamber ne de sahabileri böyle yapmacıklara kaçmamışlardır.”  (2)

Elmalılı,  ayeti ve ayette geçen tertil kelimesini açıkladıktan sonra şöyle yazıyor:

“Görülüyor ki bu âyette geçen "Kur'ân'ı tertil üzere oku." sözü, gece kalkmaktan ilk maksadın bu olduğunu gösterir. Bu ise Kur'ân'ı namazda ve namaz dışında okumak, onu okutup öğreterek başkalarına ulaştırmak mânâlarını kapsayabilirse de, ayakta okunması örfe göre namazda okunmasıdır.

Bir de bu âyet, bu sûre indiği sırada Kur'ân'dan daha önce bazı şeylerin inmiş bulunduğunu gösterir. Fakat henüz çok bir şey inmemiş olması nedeniyle, her gece bu kadar uzun süre kalkıp da Kur'ân'ı tertil üzere okumak, bunun sadece bellemek için değil, namaz kılıp ibadet  ederek uygulamasını yapmak için okumaya vesile olduğunu gösterir.” (3)

“Herkesin ihtiyacına cevap verecek genel-geçer bir Kur’an okuma tavsiyesi sunmak imkânsızdır” diyen Pakistanlı İslam alimi Mevdudi, Kur’an’ı anlamak ve insanî problemlerinin çözümünde O’nu rehber edinmek isteyenlere şu önerilerde bulunuyor:

      Çok farklı kişiler, farklı amaçlarla Kur’an’a yaklaştıkları için, bütün herkesin ihtiyacına cevap verecek genel-geçer bir Kur’an okuma tavsiyesi sunmak imkânsızdır. Fakat ben, sadece Kur’an’ı anlamak ve insanî problemlerinin çözümünde O’nu rehber edinmek isteyen kimselerle ilgileniyorum. Bu nedenle onların ihtiyaçlarını karşılayacak ve zorluklarını ortadan kaldıracak bir takım tavsiyeler ve öneriler sunuyorum.

Kur’an’ı anlamanın birinci şartı, O’nu açık ve tarafsız kafa ile okumaktır. Kur’an’ın vahiy olduğuna inansın ya da inanmasın, bir kimse mümkün olduğu kadar, O’nun lehinde veya aleyhinde sahip olduğu önyargıların tümünden zihnini temizlemeli, önceden edindiği tüm fikirleri yok etmeli ve bundan sonra sadece anlamak amacıyla O’na yaklaşmalıdır. Kendi önyargıları ile Kur’an’a yaklaşan kimseler, satırlar arasında kendi düşüncelerini okurlar ve bu nedenle Kur’an’ın iletmek istediği mesajı kavrayamazlar. Bu tür bir incelemenin diğer kitaplar için de verimsiz olacağı açıktır; fakat Kur’an söz konusu olduğunda daha da verimsiz hale gelir.

Göz önünde bulundurulması gereken bir nokta daha vardır: Eğer bir kimse, Kur’an’ın içeriği hakkında şöyle-böyle bir fikre sahip olmak istiyorsa, o zaman bir kez okumak yeterlidir. Fakat eğer kişi, O’nu derinlemesine anlamak istiyorsa, birçok kez ve her seferinde başka bir bakış açısıyla okumalıdır. Kur’an’ı iyice incelemek isteyen kimseler, her şeyden önce, O’nun ortaya koyduğu hayat tarzını anlayabilmek için tüm Kur’an’ı en az iki kez okumalıdırlar.

Böyle bir kimse Kur’an’ı okurken O’nun temel ilkelerini ve bu ilkeler üzerinde kurmak istediği hayat tarzını da kavramaya çalışmalıdır. Bu ön çalışma sırasında zihninde bazı sorular belirirse bunları not etmeli ve okumaya devam etmelidir. Çünkü bunlara Kur’an’ın diğer bölümlerinde cevap bulması mümkündür. Eğer bu sorulara cevap bulursa, bunları da sorularla birlikte not etmelidir. Fakat eğer ilk okuyuşta zihninde beliren sorulara cevap bulamazsa, sabırla ikinci kez okumalıdır. Kendi tecrübeme dayanarak diyebilirim ki, ikinci kez okuyuşta hemen hemen hiç cevaplandırılmamış soru kalmaz.

Bu şekilde Kur’an hakkında genel bir kanıya vardıktan sonra ayrıntılı bir incelemeye başlanıp, öğretilerinin farklı yönleri hakkında notlar alınabilir. Örneğin, O’nun hangi hayat şeklini tasvip edip, hangisini kötülediği not edilebilir. İyi ve kötü insanın özellikleri yan yana sıralanmalıdır ki, iki tür davranış kalıbı da aynı anda insanın gözünde canlanabilsin. Aynı şekilde, insanı kurtuluş ve başarıya götüren şeylerle, başarısızlık ve hezimete götüren şeyler yan yana sıralanmalıdır.” (4)

Özetle Kur’an-ı Kerim ağır ağır, düşüne düşüne okunmalıdır. Düşünme yöntemleri kişiye, amaca, ortama ve zamana göre değişebilir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

------------------------

1.      Karataş, Ali, Kur’an nasıl okunmalıdır? http://karatasali.wordpress.com/2007/05/21/kur%E2%80%99an-nasil-okunmalidir/
3.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi,  Hak Dini Kur’an Dili http://www.kuranikerim.com/telmalili/muzzemmil.htm



Ayrıca bakınız;


·         Nasıl Kur’an okuyalım? http://kurantevhidsunnet.blogcu.com/nasil-kuran-okuyalim/5266833

·         Mevdudi, Kur’an-ı Nasıl Anlayalım? http://www.anlamak.com/kurani-nasil-anlayalim-mevd%C3%BBd%C3%AE.html


******************************************
*************************************