26 Eylül 2013 Perşembe

“Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O'ndan başka. O'nu vekil et!”

     Bismillahirrahmanirrahim
     رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلًا    
     Rabbul meşrıkı vel magribi lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ(vekîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 9. Ayet
 

      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  9. Ayetinde tevhit ilkesi hatırlatılmakta ve Allah’ı vekil etmek gerektiği; bütün gücü Allah’an almak gerektiği üzerinde durulmaktadır:

“Bu ayette, Kur’an’ın temel tezi olan tevhid (Allah’ın birliği) ilkesi dile getirilir. Allah, doğunun ve batının Rabb’idir. O, bütün kainatı, varlık ve oluşu hakimiyeti altında tutmaktadır. Bu yüzden, ancak Allah’ı vekil tutmak gerekir.

     Ayetin sonunda yer alan vekil sözcüğü, itimat edip güven duymak, bir işi birine bırakmak gibi anlamlara gelen vkl kökünün türemiş şeklidir. Bu sözcük, “bir işin havale edildiği kişiyi”, yahut “başkasının davranışlarından sorumlu olan kimseyi” ifade eder.

     Allah’ın sıfat ismi olarak Vekil, “her şeyi tedbir ve idare eden, gözeten, korumak ve gözetmek kendisine ağır gelmeyen, yarattığı her şey üzerinde gözetici ve koruyucu olan Allah” anlamına gelir.

      Vekil vasfı, Kur’an’da insanlar için de kullanılır. İnsanlarla ilgili olarak kullanıldığı zaman vekil sözcüğü, bekçi, gözcü ve sorumlu kişi anlamına gelir. Ayrıca vekil sözcüğünün şahid anlamına geldiği de görülür.

      Vekil ismi, Kur’an’da “on dört” ayette Allah’ı niteler. Nüzul sırasına göre de ilk kez bu ayette geçer. Bu isim, Kur’an’da her zaman tek başına gelmiş ve hiçbir yerde başka bir ilahi isme bitişmemiştir. Vekil isminin Kur’an’da bu şekilde kullanılması, “Allah’ın kendisine bırakılan işte mustakil, iradesinin her hususta geçerli, gücünün de her şeye yeterli olduğu mesajını verir.” Mü’minlerin: «Allah bize kafidir; o, ne güzel vekildir» diyerek dua etmeleri de bundan ileri gelir.

     Allah bütün alemlerin Rabb’idir, her şey O’nun ilahlığı altındadır. O’ndan başka ibadet edilecek ve emrine boyun eğilecek ilah yoktur. Rablık da ilahlık da O’nundur. İşte bu yüzden sadece Allah’ı vekil tutmak gerekir. Meşru dileklerin, şuurlu ve iradeli işlerin hepsinde, Allah’ın buyrukları doğrultusunda davranan kimse, O’nu vekil tutmuş olur. Allah’ın iradesi her hususta geçerli, gücü de her şeye yeterlidir. » (1)

     “Tevhid’in ilk defa bu ayette zikredildiği dikkatlerden kaçmamalıdır.

     Kur’an bu ayetle sınırları aşıyor, dar kalıpları paramparça ediyor ve evrensel bir devrimin tohumlarını atıyor. Bu, cihanşümul bir harekettir; “O, Doğu’nun ve Batı’nın Rabbidir”, “Doğu da Batı da Allah’ındır” (2/142) şiarıyla İslam, Mekke ve Arap Yarımadası ile yetinmeyeceğini, küçük olsun bizim olsun mantığı gütmeyeceğini peşinen ilan ediyor. Ardından “O’nu vekil et” emr-i ilahisi ile karşılaşıyoruz ki, Hz. Peygamber ve onunla birlikte olan Mü’minler, Tevhid ilkesi gereği hâkim sınıf ve süper güçler karşısında yalnızca tek bir güce dayanmalı, zorluklar karşısında yalnızca O’na güvenmeliydiler. Nitekim Âl-i İmran Suresi’nin 173. ayetinde Mü’minlerin bu tavrından övgüyle söz edilir:

     “Onlar ki, insanlar kendileri için ‘Şüphesiz insanlar size karşı toplandılar, artık onlardan korkun’ dediklerinde bu, onların sadece imanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ dediler.” (3/173)” (2)

      Tevhid kelimesi Kur'an'da geçmez. Buna karşılık tevhid inancı çeşitli yönleriyle sayısız âyette dile getirilir. Tevhid ikiye ayrılır: İlmî tevhit ve amelî tevhit. İlmî tevhid ile amelî tevhid birbirinin zorunlu tamamlayıcısıdır. İlmi tevhid, teoriyi, ameli tevhid pratiği temsil eder. İki tevhid birleştirilmeden İslam'ın öngördüğü tevhid anlayışı gerçekleşmez. Sözgelimi, "Allah, tek yaratıcıdır" diyen kişi "la ilahe illallah" demiş sayılmaz. Bunu hayatında da ameliyle göstermesi gerekmektedir. Allah'ın emrettiği şeylerin sevilmesi, haram kıldığı şeylerin sevilmemesi, O'nun sevdiğine sevgi gösterilmesi, sevmediğinden yüz çevrilmesi ilmi tevhit ile ameli tevhidin tek vücut haline gelmesi demektir.” (3)

     “Tevhidi bir iman olmadan salih amel olmayacağı malumdur.”diyor Mustafa Siel. (4)

      “Kuran, kategorik olarak iki dinden söz ediyor. Tevhit dini, şirk dini. Bazılarının ayrı dinlermiş gibi gösterdikleri anlayışlar, esasta bu ikisinin versiyonlarından ibarettir. O versiyonların az veya çok eksiklik taşıması bu gerçeği değiştirmez.

     Evet, iki din vardır. Bunların ilki olan tevhit dini, tek ilahın hüküm sahibi olduğu dindir. Bir adı da İslam olan tevhit dininin özünü o tek ilaha, Allah'a teslimiyet oluşturur. Gerisi detaytır. Teslimiyet sulanınca tevhit elden gider ve detaylardaki hiçbir dikkat ve titizlik İslam'ın mensubu olmaya yetmez. Teslimiyet tamsa detaylardaki noksanlığın hiçbir oranı sizi tevhidin dışına çıkaramaz. Tevhitte omurga, teslimiyettir.

     Şirk dininde hüküm makamı, bir tek kuvvet veya tek ilah değil, bir panteondur. Panteonda başköşeyi yine Allah tutar. Onun yanına-yöresine serpiştirilmiş yedek ilahlar vardır. Kuran bunları şüreká (şirket ortakları), endád (esas ilahın yandaşları), erbáb (yedek rabler), evliya (destekçiler, dostlar) gibi isim-sıfatlarla anmaktadır.

     Yedek ilahlar, kişiler ve kavramlar olabileceği gibi kurumlar ve nesneler de olabilir.” (5)

      “Allah dışında rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunan tüm acizleri reddederek diyeceğiz ki:

     “Ya Rabbi! Ben sadece sana kulluk ederim. Benim Rabbim tektir. Benim hayat programımı tespit eden Rabbim bir tanedir. Benim kendisine kulluk edeceğim İlâhım tek İlâhtır. Ben O’nunla beraber kulluğa lâyık başka İlâhlar bilmiyorum. Ben O’nunla beraber program yapmada ortaklar kabul etmiyorum. Benim O’nunla birlikte arzularına uyacağım, kendisine kulluk edeceğim, rızasını kazanmaya çalışacağım, talimatlarını yerine getireceğim başka Rabbim, başka İlâhlarım yoktur.

     Hüküm O’nundur, hâkimiyet O’nundur, yaratan O’dur, hayat veren O’dur, öldüren, rızık veren, doyuran, kanun koyan, hüküm va’z eden O’dur. Ben O’nunla beraber başkalarını da dinleyerek şirk koşmam. O’nunla birlikte başkalarına da kulluk ederek şirke düşmem. Ben Allah’la birlikte başkalarını da İlâh kabul ederek onları da dinlemeye çalışan müşriklerin anlayışlarından beriyim.” (6)

    Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

------------------------


2.      Ergun, Atilla Fikri; Kur’an Dersleri; http://atillafikriergun.wordpress.com/2012/11/29/kuran-dersleri-8-muzzemmil-1-20/

3.      Öztürk, Haydar; İlkelerine rağmen tevhitten sapma nedenleri, http://www.kuranihayat.com/content/ilkelerine-ra%C4%9Fmen-tevhitten-sapma-nedenleri-haydar-%C3%B6zt%C3%BCrk

4.      Siel, Mustafa; Tevhit ve şirki doğru anlamanın önemi; http://www.objektifamasya.com/?p=23053

5.      Prof. Dr. Öztürk, Yaşar; Şirket dini ve tevhit; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-122696

6.      Küçük, Ali; Besairu’l Kur’an, http://besairulkuran.blogspot.com/2012/12/muzzemmil-suresi.html





******************************************
*************************************










 

10 Eylül 2013 Salı

Rabbinin adını an ve tüm benliğinle O'na yönel!

     Bismillahirrahmanirrahim
    وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا
     Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 8. Ayet

 

      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi ilk yedi ayeti Hz. Muhammed’in (sav) vahyi alması, vahiyle donanarak, olgunlaşması ve ilâhi mesajı insanlara tebliğ  etmesi ile ilgiliydi. Kısa deyişle Hz. Muhammed’in psikolojik olarak hazırlanmasına yönelikti.  8- 10. Ayetler ise mânevi hazırlıkla birlikte tebliğin nasıl yapılması ve nelere dikkat edilmesine yöneliktir. (1)
     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  8. Ayetinde “Rabbinin adını an ve tüm benliğinle O'na yönel!” diye buyrulmaktadır. Tüm benliğimizle Allah’a yönelmeyi bazılarınca yanlış anlaşıldığı müfessirlerce belirtilmektedir:

     “ Allah'ın adını anmak demek sadece yüzlük ya da binlik "zikir" tesbihleri ile O'nun yüce adını tekrarlamak demek değildir. Gerçek anlamda "Allah'ın adını anmak" dille yapılacak zikir ile birlikte uyanık bir kalbin O'nu anmasıdır; bunun yanısıra aynı kalp duyarlılığı ile namaz kılmak ve Kur'an okumaktır. Ayetin orjinalinde geçen "tebettül" sözcüğü de insanın yüce Allah dışındaki herşeyle ilgisini tamamen kesmesi, tüm varlığı ile Allah'a yönelerek ibadete ve zikre dalması, her türlü oyalayıcı ve gönül karıştırıcı yabancı duygudan arınması, tam bir duygusal duyarlılıkla Allah ile başbaşa kalması demektir. (2)

     “Âyette geçen تبتّل- tebettül, "yalnızca Allah'ı dikkate almak, sadece O'na kulak verip başkasına itibar etmemek" demektir. Bu anlam En'âm Sûresinin 91. Âyetinde قل الّله ثمّ ذرهم فى خوضهم يلعبون - Sen, Allah de! Ve sonra onları bırak, kendi bataklıklarında oynaya dursunlar ! İfadesiyle yer alır.

     تبتّل - tebettül sözcüğünün asıl anlamı "kesmek" demektir. Araplar بتلت الشّىء - beteltü'ş -şey'e = o şeyi kestim derler. Eşinden ayrılan, onunla ilişkisini tümüyle kesen kişi için de طلّقها بتّة بتلة - tallekahâ betteten betleten = onu kesin olarak üç talâkla boşadı ifadesi kullanılır. Yine Araplar verilmiş sadaka için de صدقة بتّة بتلة وهذه - ve hazihi sadakatün bettetün beteletûün = bu sahibi ile ilişkisi tamamen kesilmiş bir sadakadır şeklinde bir tabirleri vardır. Bu tabirde de ilişkisi tamamen kesilmiş anlamında betlet sözcüğü kullanılır.

     Her şeyle ilişkisini kesip sadece Allah'a yöneldiği için Meryem vâlideye مريم ا لبتول - Meryem el-Betûl denmiştir. İnsanlarla her türlü beşeri ilişkiyi koparıp tek başına ibadete yönelen rahibe de متبتّل - mütebettil denir. Yani tebettül bir bakıma ruhbanlık anlamında da kullanılmaktadır. İslâm dininin ibadet anlayışı yozlaşmış dinlerden farklı olduğundan, başta Mâide Sûresinin 87. Âyeti, Hadid Sûresinin 27. Âyeti ve diğer bazı Âyetlerle ruhbanlık ve "ruhbanlık" anlamındaki tebettül yasaklanmıştır. Bazı çevrelerin zahitçe bir hayat yaşama arzusuyla dünya ile ilişkilerini kesmeleri, bu doğrultuda mal, mülk ve eş gibi nimetlerden uzaklaşmaları İslâm'a ters bir anlayıştır.

     Buradaki tebettül yalnızca Allah'ı dikkate almak, ondan başka otorite tanımamak, Allah'ın belirlediği yolda yürüyüp kimsenin dümen suyunda gitmemektir. (3)

   “Zikir; Anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma demektir. Aynı kökten gelen ‘mezkûr’, zikredilen, anılan şey demektir. Zikrâ: Çok zikir, yoğun zikir demektir ki bu, ‘zikir’ kavramından daha geniş bir manayı kapsamaktadır. ‘Zikir’ kökünden gelen ‘zeker’, ‘müzekker’, ‘zükür’ kelimeleri ise, dişinin karşıtı olarak erkekliği ifade ederler. Aynı kökten gelen bir başka kelime ise ‘tezekkür’dür. Bu da düşünüp öğüt almak, ibret almak demektir.
  
    Tebettül: Lügatte, kesmek demektir. Nitekim her şeyle ilgisini kesip Allah'a ibadet ettiği için Hz. Meryem'e "Betül" denilmiştir. Erkeklere karşı istek ve arzu duymayan kadına da Betül denir. Nahletun mubtel: tek başına kalmış hurma ağacına derler. Tebettül bir bakıma ruhbanlık anlamında da kullanılmaktadır. İslâm dininin ibadet anlayışı yozlaşmış dinlerden farklı olduğundan, başta Mâide Suresinin 87. Ayeti, Hadid Suresinin 27. Ayeti ve diğer bazı Ayetlerle ruhbanlık ve "ruhbanlık" anlamındaki tebettül yasaklanmıştır. Bazı çevrelerin zahitçe bir hayat yaşama arzusuyla dünya ile ilişkilerini kesmeleri, bu doğrultuda mal, mülk ve eş gibi nimetlerden uzaklaşmaları İslâm'a ters bir anlayıştır.

     Buradaki tebettül yalnızca Allah'ı dikkate almak, kendini tümüyle o’na vakfetmektir.

     Tebtîl: İyice ve tamamen kesmek; tebettül ise çalışarak kesilip çekilmektir.

     Razi şöyle der: “Vetebettel ileyhi tebettülen” veya “Betelu nefseke tebtîlen” buyrulmayıp “Vetebettel ileyhi tebtîlen” buyrulması ince bir manayı ifade eder. Şöyle ki, asıl maksat, her şeyden kesilip Allah'a dönmektir.  

     Tebtilde ise, Allah'a yönelmek için bir iş yapma manası vardır. Bir işle meşgul olan kendini tamamen Allah'a vermiş olamaz. Zira Allah'tan başkasıyla meşgul olan, Allah için her şeyden ilgisini kesmiş olmaz. Fakat "tebettül"ün yani Allah'a çekilmenin meydana gelebilmesi için de önce "tebtîl" yani kendini her şeyden çekmek gerekir.

    Ayetin asıl amacı, sosyal görevleri olan insanı dünyada yapması gereken işlerden ve faaliyetlerden uzaklaştırmak değil, tam aksine onun, Allah’ı hatırdan çıkarmadan ve İslam’ın doğruluk ölçülerinden sapmadan dünyada iş yapmasını sağlamaktır.

     Gündüzün meşguliyeti anlatıldıktan sonra "Rabbinin adını an" buyrulmaktadır. Bundan şu anlam çıkar; dünyada bir iş yaparken daima ve her durumda Allah'ın adını zikretmeli ve O'ndan gafil olunmamalıdır.

     Allah bizden kendisini gündeme almamızı, kitabını ve elçisini gündeme almamızı istiyor. Zikir budur zaten, Allah bizden zikir istiyor ve betül olmamızı istiyor.”  (4)

     Tebettül ve tebtil kavramları biraz daha geniş olarak aşağıda tekrarlanmaktadır:

   Kesmek anlamındaki ‘betl’ kökünden tefa’ul veznindeki tebettül, ilgi ve alâkayı tek bir yere yöneltme ve tek bir yere odaklanma demektir. Nitekim ibadet ederken her şeyden alâkayı kesip sadece Allah (c.c.)’a yöneldiği için Hz. Meryem’e ‘betül’ denilmiştir.

     Ayrıca tebettül, erkeklere arzu duymamak, dünyayı terk edip her şeyi Allah (c.c.) katında aramak ve onu elde etmeye çalışmak anlamlarını da içerir.

     Müzemmil süresinin “Rabbinin adını an ve tam anlamıyla O’na tebettül et (her şeyden ilgini keserek kendini Rabbine ver).” (Müzzemmil sûresi, 73/8.)  ayetiyle Peygamber (s.a.v.)’e, bütün gönlü ile Allah (c.c.)’a yönelmesi emredilmiştir. Çünkü : “Kabul görecek, yarar sağlayacak dua, O’na yapılan duadır. Ondan başkasına yalvaran kimse, ırmağın kıyısında ellerini suya uzatanın durumuna benzer. Susuz kimse, suya elini daldırmadıkça su, nasıl elini uzatanın ağzına varmazsa Allah’tan başka şeylere yalvaran da yalvardıklarından bir hayır görmez.” (Ra’d sûresi, 13/14 )  

     Tebettül her şeyden soyutlanıp yalnız Allah (c.c.)’a yönelmek yani ‘tecrîd-i mahz’(Allah’tan gayri her şeyden uzak durmak)’dır.

     İbn Kayyım el-Cevziyye, tecrîd-i mahz’ı ‘ücret karşılığı çalışan işçi durumuna düşmemek için karşılık beklemeden kulluk etmek’ şeklinde açıklamaktadır. Ücret için çalışan kul, ücretini alınca dönüp gider. Ama ücret için değil, sırf efendisine hizmet için çalışan kul, Âbik olup isyanâ düşmedikçe efendisinin kapısından ayrılmaz. Âbik, kulluğun kemalinden çıkan, fakat tam hürriyete de kavuşamayan kuldur. Nefs için en büyük şeref, Allah (c.c.)’a zoraki değil, gönülden ve sevgi ile kulluk etmektir. İşte gerek bilgi,  gerek zevk ve hal bakımından Allah (c.c.)’a gönülden, sevgi ile itaat eden kul, tebettül ve tecrid-i mahz makamına ulaşmış olur.

     Tebettül’ün  üç derecesi vardır:

     1- Allah (c.c.)’tan başkasından korkmadan ve yine O’ndan başkasından bir şey beklemeden, O’nun rızâsından başka bir şey düşünmeden Allah’a yönelmektir.

     2- Nefsin arzulara kaçmasına, üns rahatlığına ve keşif yıldırımlarının çakmasını beklemesine fırsat vermeden, tam bir azim ve irade ile Allah’a yönelmektir.

     3- İstikameti düzelterek Hakk’a kavuşma  ve O’nunla birleşme umuduyla Hakk yolunda ilerlemektir.

     Burada belirtilmesi gereken diğer önemli bir husus da Tebettül’ün bekârlığı tercih etme olmadığıdır. Çünkü İslâm dini evlenmeyi teşvik eder. Cinsî arzunun ihmal edilmesine taraftar olmayan Hz. Peygamber (s.a.v.) şu veya bu mülâhaza ile bekârlığı ihtiyâr etmeye de (tebettül) şiddetle karşı çıkmış, buna karar veren Osmân İbnu Maz'ûn'u bundan men etmiştir. Bu yasağa, ‘Dul olarak Allah'a kavuşma’ gibi tavsiyeler de eklenince ashab-ı kiram bekâr olarak ölmekten şiddetle kaçınmıştır. Hz. Ömer (r.a.)'in: ‘Üç gün sonra öleceğimi de bilsem bekâr gitmektense evlenmeyi tercih ederim’ dediği rivayet olunur. Buna uygun olarak Suyûtî, Kur'an-ı Kerim'de geçen: ‘Ancak Müslümanlar olarak ölün!” (Al-i İmran sûresi, 3/102.) ayetine: ‘Ancak evli olduğunuz halde ölün, zira sizler o vakit kâmil olursunuz.’ manasını verir. (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İ. Canan, 3/310-311.” ) (5)

     Özetle, her işte Allah’ın adını anarak, Allah’a odaklanmak, yalnız Allah’a yönelmek gerekir.


    Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli


               ------------------

1.      Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş , Kur’an Yolu, http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#73:8

2.      Prof. Dr. Kutub, Seyyid;  Fizilal’il Kur’an;   http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

3.      Yılmaz, Hakkı, İşte Kur’an, http://www.istekuran.com/index.php?page=muzemmil



 

******************************************

*************************************

7 Eylül 2013 Cumartesi

Kuşkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma/yoğun bir uğraş vardır.


Bismillahirrahmanirrahim
     إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلً ا
      İnne leke fîn nehâri sebhan tavîlâ (tavîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 7. Ayet
 

     Allah, gece kıyamına, eğitimine kalkılması gerektiğinin bir nedeni olarak da gündüzün bir uğraş olmasını gösteriyor.

     Elmalılı, Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 7. Ayetini açıklarken diğer müfessirlerden farklı olarak sebhan kelimesinin üçüncü anlamını da vermektedir:

      “Çünkü senin için gündüzün uzun bir yüzüş var. Burada sebh, yani yüzmek iki şekilde tefsir edilmiştir:

       Birisi, Gündüzün yer yüzünde hareket; insanı meşgul edecek, okumaya ve ibadete engel işler vardır. Bunların arasında, geceki huzur ve neşe bulunmaz demektir.

       İkincisi de diğer ihtiyaçlarını ve önemli işlerini görecek uygun bir zaman vardır, demek olur.

     Üçüncü bir mânâ da, kalkmakla emrolunduğun bu gecenin bir gündüzü gelecektir ki sen o zaman uzun bir paklığa ve temizliğe ereceksin mânâsında gelecek için bir müjde olur. "Ve açtığı sıra o sabaha andolsun. " (Müddessir, 74/34) âyetinde olduğu gibi.” (1)
 
       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
     -------------------

1.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi,  Hak Dini Kur’an Dili, http://www.kuranikerim.com/telmalili/muzzemmil.htm

 

******************************************
 
*************************************