18 Kasım 2013 Pazartesi

“Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara.”

      Bismillahirrahmanirrahim
         وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا          
     Ve zernî vel mukezzibîne ulîn na’meti ve mehhilhum kalîlâ(kalîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 11. Ayet
 

      Allah, Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 11. Ayetinde müşrikleri ve benzerlerini tehtit etmekte, Hz. Muhammed’e onları kendisine bırakmasını ve onlara sure tanımasını buyurmaktadır:

      “ (Ve) Ey Resulüm!. (O nîmet sahipleri o yalancıları) Nail oldukları nîmetlerin, dünyevî servetlerin şükrünü yerine getirmeyen, Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini tasdik eylemeyen Kureyş reisleri olan müşrikler gibi inkarcıları (bana bırak) onların cezalarını bana havale et, ben onlardan senin intikamını alırım: Onları lâyık oldukları cezalara kavuştururum. (Ve onlara biraz mühlet ver) biraz zaman beklesinler, tâ ki: Haklarında takdir edilen zaman geliversin, o vakit cezalarına çarpılmış olacaklardır.

     Rivayete göre bu âyet-i kerîme, Kureyş'in ileri gelenleri hakkında nazil olmuştur. Onlar Islâmiyetle alay ediyorlardı, bu âyet-i celîlenin inişinden biraz sonra Bedr gazvesinde lâyık oldukları dünyevî helake mâruz kalmışlardır. Uhrevî azapları ise elbette ki, daha müthiştir. İşte Yüce Yaratıcı onlara da işaret buyuruyor.” (1)

     Mevdudi bu konuda bir genelleme yapmaktadır:

      “Bu şuna işarettir: Mekke'de o yalanlayan ve türlü hileler ile Allah Rasulü'ne karşı halkın taassubunu kışkırtanlar kavimlerinin zengin olanları idiler. Çünkü İslâm inkilâbına çağrı onlara dokunmaktaydı. Kur'an-ı Kerim bize bunun sadece Hz. Muhammed'e (s.a) yönelik bir şey olmadığını bildirmektedir. Her zaman ıslahatçı bir harekete hep bu zenginler sınıfı karşı çıkmışlardı. Açıklama için bkz. Araf: 60, 66, 75, 88. ayetler. el-Muminun 33. ve es-Sebe: 34,35, ez-Zuhruf: 23.” (2)

     Müddesir Suresi 11. Ayetinde de “Benimle, yarattığım kişiyi başbaşa bırak!” deniyor. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu ayetleri açıklarken Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini belirtiyor.

      Yılmaz da sabretmedeki yarara örnek veriyor:

      “Bu yalanlayıcılardan bir kısmının imana gelmesi muhtemeldir. Onlara süre verilmelidir. Süreyi iyi kullanmadıkları takdirde Allah tarafından mutlaka cezalandırılacakları unutulmamalı, bu konuda aceleci davranılmamalıdır.

     Nitekim başlangıçta bu yalanlayıcıların en şerlisi olan Velid b. Muğîre'nin oğlu Halid daha sonra iman etmiş, İslâm'ın bayraktarı olmuştur.” (3)
 
     Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli
 
------------------------

 
1.      Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı KeriminTürkçe Meali Alisi veTefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/073.html

2.        Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri), http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_16_archive.html

3.      Yılmaz, Hakkı; İşte Kur’an, http://www.istekuran.com/index.php?page=muzemmil

 
Ayrıca bakınız:


 
******************************************
*************************************

 

 

 

 

1 Kasım 2013 Cuma

“Onların söylediklerine sabret! Ve güzelce ayrıl onlardan.”

      Bismillahirrahmanirrahim
     وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا    
     Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecren cemîlâ(cemîlen).
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 10. Ayet
 

      Allah, Hz. Muhammed’e  Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  10. Ayetinde onların, yani müşriklerin çirkin söz ve hareketlerine karşı sabırlı olması ve onların yanından güzelce ayrılması direktifini vermektedir. Hz. Muhammed’in davadan, tebliğden ayrılması istenmemekte; tekrar tebliğ için müşriklerin yanına gidebilmesi için güzelce ayrılmasını, bu arada üzülmemesini istemektedir. Müfessirler bu ayeti  birbirine benzer biçimde açıklamışlardır:

      “İnsanların en önemli işleri asıl olarak sadece iki durumla sınırlandırılmıştır:

       Birisi Allah ile olan muamelelerin nasıl olacağı, birisi de yaratıklarla olan muamelelerin nasıl olacağıdır. Birinci kısım daha önemli olduğu için sûrenin başından buraya kadar onunla ilgili esaslar açıklandıktan sonra, ikinci kısım için de buyruluyor ki;

     Onu vekil tut ve başkalarının diyeceklerine sabret ve onları bir hecr-i cemil ile terket, şimdilik hallerine bırak.

    Hecr-ı cemil, kalben ve fikren onlardan uzak durup yaptıkları işlerde onlara uymamakla beraber kötülülerine karşılık vermeye kalkışmayıp hoşgörü, idare ve güzel ahlâk ile güzel bir muhalefet yapmaktır. Bunun benzeri, "Onun için sen kendilerine aldırma, onlara öğüt ver."(Nisa, 4/63) "Ve cahillerden yüz çevir."(A'râf, 7/199) "Onlardan yüz çevir." (En'âm, 6/68) ve "Bizden yana her bakımdan selamette olunuz. Biz cahillik edenleri aramayız." (Kasas, 28/55) âyetleridir.

     Râzi der ki: Bir kısım tefsirciler bu âyetin "savaş" emrinden önce inip sonra savaş emri ile hükmünün kaldırıldığı görüşünü benimsemişlerdir. Diğer bazı âlimler ise, bunun kabul edilmeye daha çok vesile olan şeyler hususunda Allah'ın iznine tutunmak olduğunu ve bu gibi hususların hükmünün kaldırılamıyacağını söylemişlerdir ki, en sahih olan da budur" (1)

      “Gece ibadetine ve Allah'ı anmaya ilişkin direktifi izleyen bu ayetlerde Peygamberimizin sabretmeye yöneltildiği görülüyor. Çünkü gece ibadeti ve zikir ile sabır bu çağrı hareketinin uzun ve sıkıntılı yolu boyunca kalbi besleyecek olan iki önemli ve birbirinden ayrılmaz azık türüdürler. Bu iki azık türü, bu çağrının hem vicdanların kuytu köşelerine yönelik iç yolculuğu sırasında hem de çağrının düşmanlarına yönelik dış yolculuğu sırasında aynı oranda gereklidir. Çünkü her iki yolculuk da aynı derecede zor ve sıkıntılıdır. Bu yüzden Peygamberimize "Müşriklerin senin için söylediklerine sabret" direktifi veriliyor. Yani müşriklerin kin ve nefret güdüsü ile senin hakkında söyledikleri bütün çirkin sözleri sabırla karşıla. Bunun yanısıra;

           "Yanlarından nazik bir şekilde ayrıl."

      Yani onları paylama, onlara kızma, onlara küsme, onlara kırıcı karşılıklar verme. Bu direktif, bu çağrı hareketin Mekke dönemine -Özellikle bu dönemin ilk yıllarına- ilişkin yöntemini yansıtıyor. Bu yöntem sırf kalplere ve vicdanlara seslenmekten, soğukkanlı duyurma ve anlatma girişiminden ibaretti.

     Kaba davranışları ve yalanlamaları nezaketle karşılayarak tartışma ortamından tatlılıkla ayrılmak Allah'ı anmanın yanısıra sabırlı olmayı gerektirir. Yüce Allah bütün peygamberlerine ve bu peygamberlere inanan "mümin" kullarına ısrarla sabırlı olmayı öğütlemiştir.

     Sabır bu davayı omuzlayacak kimselerin azığı, cephanesi, kalkanı, silahı, sığınağı ve korunağıdır. Sabır, cihaddır. Nefse karşı, nefsin arzu ve ihtiraslarına karşı, nefsin sapmalarına karşı, nefsin zaaflarına karşı, nefsin yalpalanmalarına karşı, nefsin aceleciliklerine ve umutsuzluklarına, onların yöntemlerine, önlemlerine, komplolarına, eziyetlerine ve baskılarına karşı cihaddır. Genel olarak bütün nefislere karşı cihaddır. Çünkü nefisler bu davanın yükümlülüklerinden kaytarmaya, sıyrılmaya çalışırlar; bu davanın özü ile bağdaşmayan, onunla çelişen çeşitli kılıklar arkasında saklanmaya girişirler. Dava adamının bütün tehlikeler karşısındaki tek azığı sabırdır. Allah'ı anmak ise hemen hemen her durumda sabrın ayrılmaz yoldaşıdır.

      Senin için söylediklerine sabret, yanlarından nezaketle ayrıl ve o yalanlayıcılar ile aramızdan çekil, onların hakkından ben gelirim?!” (2)

     “Peygamberimiz göreve başlayınca, Mekke toplumunun müşrik ileri gelenleri daha önce duydukları saygıyı bırakıp ona "mecnûn, sihirbaz, şair, ebter" gibi çirkin nitelikler yakıştırmaya başlayacaklardır. Bu Âyette ona bu tür çirkin ithamlarda bulunanlardan nezaketle uzaklaşması emredilmektedir. Çünkü peygamberimiz onlarla tekrar karşılaşacak, yüz yüze bakacak ve tebliğine devam edecektir. Eğer ayrılış nezaketle olmazsa, aradaki iletişim kopabilir ve sonraki karşılaşmalarda hiç dinlenmeme riski ortaya çıkabilir.

     Bu emir ilerideki Sûrelerde de Kaf Sûresinin 39–40 ve Tâ-Hâ Sûresinin 130. Âyetlerinde tekrarlanacak ve yine peygamberimizden onlara karşı sabretmesi istenecektir.

Ancak bu emir hiçbir zaman davetten bunalarak davadan vazgeçmesi istendiği anlamına gelmez. Ondan istenen, itham edenlere sert değil yumuşak cevap vermesi, kaba davrananlara aldırmaması, şımarıkları kendi hallerine bırakıp davetini kitlelere nezaketle iletmesidir.” (3)


     Kısaca, sabırlı olabilmek ve  nezaket gösterbilmek güç veren, işleri kolaylaştıran büyük meziyetlerdir.

      Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

     ----------------------

 
1.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi,  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muzzemmil.htm

2.      Prof. Dr. Kutub, Seyyid;  Fizilal’il Kur’an;  http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

3.       Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 







******************************************

*************************************