26 Aralık 2014 Cuma

“Alabildiğine imkânlar döşedim onun için.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيدًا
     Ve mehhedtu lehu temhîdâ(temhîden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 14. Ayet


          Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi  14. Ayetinde Allah Velid b. Muğire gibi inkârcı insanlara da bol miktarda servet, evlatlar ve imkânlar bahşetmiş. Muğireler bütün bunları kendileri kazandığını düşünerek şükür etmemişlerdir. Ahireti düşünmemişlerdir. Aksine şimarmış, hırsa kapılarak daha çoğunu istemişlerdir.

           Kuranda mallar ile ilgili tahmini 83 ayet geçiyor. (1)

          “(Ve onun için bir döşemekle döşeyiverdim.) Onu geniş bir rızka, bir yüksek kavuşturdum, hattâ Mekke-i Mükerreme ile Tâif arasında çeşit çeşit reisliğe servet vasıtalarına sahip bulundu, kendisine "Reyhanetül'Arap = Arabın rızkı" lâkabı verilmiştir. Ve kendisini kavmi aralarında "Vâhid" yâni pek seçkin, eşsiz diye anıyordu. Bütün bu nîmetlerin şükrünü yerine getirmeli değil mi idi?. Bu varlıkları kendisine ihsan etmiş olan Al I âh-ü Teâlâ'yı tasdik ederek ve birleyerek hâlinden çok memnun bir vaziyette bulunmalı değil mi idi?” (2)

          “İslâm’da mülk, Allâh’ındır. Onu elde etmek için insanı sömürmek aslâ yoktur. İslâm iktisâdı, insanın problemini çözmekle başlar. Paylaşmak ve başkalarına, bilhassa ihtiyaç sahiplerine faydalı olmak; şarttır, farzdır.” diyen Osman Nûri Topbaş insan şahsiyetine tesir eden en mühim iki müessir olduğunu da belirtiyor:
 Birincisi kazancı, ikincisi de beraberinde bulunduğu insandır. (3)
          Velid b. Muğireleri günümüz kapitalist toplumunda da görmek mümkün. Bunlar kazançları ve çevrelerindeki  evlatları, taraftarlarlarının çokluğu ile şimararak inkârcı olmakta islâmın gereklerini yerine getirmemektedirler.

          Ahmet Kalkan Cahiliye toplumunda görülen nankörlük ve inkârın günümüzde de görüldüğüne işaret etmektedir. Kalkan, makalesinde beş küfür çeşidi saymaktadır. Bunlardan biri de kendini yeterli görme zannıdır:

           “İstiğnâ (kendisini yeterli görmek zannı):  İnsanın kendi kendini yeterli görmesi ve kendi dışında İlâhî bir güce ihtiyacı  olmadığını zannetmesi yeni değildir. Teknolojinin baş döndürdüğü dünyamızda, insanlar, bu ürünlerinin kulu olarak Allah'ı unutmuşlar ve yaptıklarına tapınmaya başlamışlardır.” (4)

          Alabildiğine imkânlara kavuşturulmasına rağmen bu imkânları kendinden sanan, hırsa kapılık bu imkânlarını çoğaltmak isteyen nankör ve inkârcıların cezasını Allah kuşkusuz ki verecektir.
        
          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
-------------------

2.        Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/074.html
3.        Topbaş,Osman Nuri, Müslümanın para ile İmtihanı; http://www.helalhayat.com/2012/07/17/muslumanin-para-ile-imtihani/
4.        Kalkan, Ahmet; Kur an da Küfür Kavramı (Nankörlük ve İnkâr);  http://www.kardeslereli.org/haber/1109-kur-an-da-kufur-kavrami-nankorluk-ve-inkr.html



******************************************
*******************************************

5 Aralık 2014 Cuma

“Göz doyurucu oğullar verdim.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     وَبَنِينَ شُهُودًا
     Ve benîne şuhûdâ(şuhûden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 13. Ayet

          Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 13. Ayetinde Allah Velid b. Muğire el-Mahzumi’ye genel deyişle Muğire gibilere “ Göz doyurucu oğullar verdim.” diyor. Allah Muddesir suresi 12. Ayette bunlara hesapsız mal verdiğinden, 14. Ayette de alabildiğine imkânlar tanıdığından söz ediyor. Bütün bunlara rağmen onların hırslarının, nankörlüklerinin ve inkârlarının devam ettiği bildiriliyor ki bu davranışlarının cezası elbette verilecektir.

          Elmalılı  Velid b. Muğire’nin on veya onüç oğlu olduğunu yazmaktadır:

            “Şühûd, şahid kelimesinin çoğuludur. Yani hepsi yanında hazır, göz önünde, çalışmak için şuraya buraya gitme ihtiyacı duymayan, meclis ve lokallerde babalarının yanında hazır bulunan oğullar verdim. Yahut, önemli işlerde şahitliklerine, görüşlerine ve bilgilerine başvurulan oğullar verdim demektir. Rivayete göre Velid b. Muğire'nin hepsi mevki sahibi kişilerden olmak üzere on veya onüç oğlu vardı.” (1)

          “İnsanın mal tutkusu bütün zamanlarda aşağı yukarı aynı kalmış fakat hakimiyet kurma eğilimini kamçılayan çok oğul/çocuk sahibi olma isteği hep değişmiştir. Bu eğilim ortaçağda, kabile ve ırk taassubu, siyasi yandaşlık ve mezhepçilik olarak ortaya çıkar. İnsanın bu zaafı şimdiki zamanlarda kendisini makam hırsı, cemaatçilik, kulüp ve dernek yandaşlıkları olarak gösteriyor.
 
          Kur’ân, servet ve oğullar gibi insanı gerçeğe karşı oyalayan şeylere lehv der. Bütün zamanlarda insanın yakasını bırakmayan ihtirası da bu lehv cümlesinden sayar.” (2)

          Bazıları servetleri dolayısıyla kendilerine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmiyor; göz önünde olan oğullarında ötürü Allah’a şükretmiyor; üstelik hırsları, nankörlükleri, Kur’anı yalanlamaları devam ediyor. Allah bunlara gereken cezayı verecektir elbet.

          Müminler servetin de evlatların da imtihan için verildiğinin bilincinde olarak şükürden aciz olmamalı.

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

-----------------------

1.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili;   http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm
2.       Baydar, Ahmed; Çokla Övünme ve “Nâim”; http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=5546




******************************************
*******************************************

21 Kasım 2014 Cuma

“Hesapsız bir mal verdim ona.”

     Bismillahirrahmanirrahim
     وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَّمْدُودًا
     Ve ce’altu lehu mâlen memdûdâ(memdûden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 12. Ayet

          Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 12. Ayetinde Allah Velid b. Muğire el-Mahzumi’ye genel deyişle Muğire gibilere hesapsız bir mal verdiğinden söz ediyor. Allah inkârcılara da nimet verir. (1)

          Yılmaz Yunak, bir yazısında “Bakalım, Kuran, -herkesin ailesine yetecek kadar olanı dışında- mal-mülk konusunda neler söylüyor…”diyerek bu konudaki Kuran ayetlerini sıralıyor. Bu arada mal ve mülklerinin gereğini yapmayanların nasıl ve ne ile tehtit edildiği üzerinde duruyor. (2)

          “Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

         Evet, insanlar dünyadaki değerlere bağlanmakta ve ahireti unutmaktadırlar. Üstelik düşünmedikleri önemli bir gerçek daha vardır. Bağlı oldukları değerler, sahip olmaya çalıştıkları "süsler" kendilerine dünyada da gerçek mutluluğu verememektedirler. Bunun en önemli nedenlerinden biri insanın bitmek bilmeyen hırsı ve hep daha fazlasını isteyen nefsidir. İnsanların değer verdikleri şeylerin "en üstününe" sahip olmaları, içinde bulundukları dünya koşullarında mümkün değildir. Sahip oldukları her ne olursa olsun muhakkak daha üstünü, daha iyisi, daha güzeli vardır.
          …
          Şuurlu bir insanın düşünmesi gereken şudur; en fazla evi olan, en pahalı arabaları satın alan, en çok kıyafeti olan kısacası en zengin olan insanın da, oturabileceği ev, kullanacağı araba, yiyeceği yemek, yatacağı yatak, giyeceği kıyafet sınırlıdır.” (3)

          Kur’anda hırs ve tamahkarlık kötülenmekte, kanaat etmek övülmektedir. (4) Bu ayette  serveti çok olanların doymazlığı, servetlerine servet katma hırsları, Kur’an ayetlerini inkâr etmeleri ve nankörlükleri  ima ediliyor.
           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
----------------------





******************************************
*******************************************

15 Ekim 2014 Çarşamba

“Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!”


     Bismillahirrahmanirrahim
ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
     Zernî ve men halaktu vahîdâ(vahîden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 11. Ayet

     “Abdullah b. Abbas, Mücahid, Katade, İbn-Î Zeyd ve Dehhak´tan nakledildiğine göre bu âyette ve bundan sonraki âyetlerde sıfatlan zikredilen bu kişiden maksat, Velid b. Muğire el-Mahzumi´dir.” (1)
     Genelleştirerek söylenirse Velid b. Muğire el-Mahzumi’nin şahsında, onun gibi olan servet ve taraftar sahibi ve mal hırsı içinde olanların tevhit mesajı karşısında takındıkları olumsuz durum nedeniyle Allah bunların kendisine bırakılmasını istiyor.
      Müzemmil Suresi 11. Ayetinde de Allah, peygambere sabretmesini ve bu tür kişilerin kendine bırakmasını buyuruyor. Sabrın iyi olduğu Velid b. Muğire’nin oğlu olan Halid’in islam sancaktarı olmasından da anlaşılmaktadır.
       Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile kul arasına kimsenin girmemesi gerektiğini Müzemmil Suresi 11. Ayet ile, Muddesir Suresi 11. Ayetten örnek vererek söylemektedir. Aynı konuda …’da şu ifade yer almaktadır:
      “Allah, Nebisine bile, yarattığı insanların hidayet ve dalaleti konusunda şahsi yetkiler vermiyor. Nebi sadece tebliğ  görevini yapacak ve gerisine karışmayacaktır” (2)
       11- 17. Ayetlerin Muğire’in şahsında Mekkeli ileri gelen müşrikler hakkında indiği müsessirler tarafından söylenmektedir.  Ancak ifadeler genel olup bugünkü ve yarınlardaki Muğireleri konu edinmektedir.
       Elmalılı da diğer müfessirlere benzer ifadeler kullanmakla birlikte farklı bir yaklaşım da göstermektedir:
      "Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak". Burada "tek olarak" mânâsına gelen kelimesi, hem yaratanın hem de yaratılanın durumunu gösterebilir. Yani "benimle bırak, hiçbir ortağım olmadığı halde tek başıma yarattığım o kimseyi" yahut "kendisini tek başına, hiç kimsesi olmadığı halde yapayalnız yarattığım o kimseyi" demek de olabilir. Bu mânâ "Andolsun sizi ilk defa nasıl yaratmışsak, onun gibi yapayalnız ve teker teker huzurumuza gelirsiniz."(En'âm, 6/94) buyrulduğu üzere her kişi hakkında sahih olur. Bununla kıyametin de yaratılış gibi özellikle her fert için ayrı bir safhasının olduğuna işaret edilmiş demektir.
     Âyetin özel bir olay ve şahısla ilgili olarak inmesi hüküm ve uyarmanın vasıflara göre genel olmasına engel de değildir. Bu âyetin iniş sebebinin Velid b. Muğire el-Mahzumi olduğu rivayet ediliyor. Burada onun Nûn sûresinde geçtiği gibi soysuz, piç olduğuna ima ve "vahid=tek başına" namiyle anıldığına işaret olduğu söylenmiştir.” (3)
       Seyyid Kutub bu konuda birkaç rivayet anlatır. Bunlardan biri şudur:
     “Başka bir rivayete göre Velid'in Peygamberimize karşı yumuşaması üzerine ileri gelen Kureyşliler "Eğer Velid, dininden dönerse bütün Kureyşliler dinlerinden dönerler" derler. Bunun üzerine bu işi bana bırakın, hepiniz adına onu çözerim diyen Ebu Cehil, hemen Velid'in yanına koşar. Velid uzun uzun düşündükten sonra Peygamberimizden dinlediği Kur'an hakkında "O eskilerden aktarılmış bir büyüdür. Görmüyor musunuz, karı ile kocayı, evlad ile babayı, köle ile efendiyi birbirinden ayırıyor" der.
        İşte rivayetlerin bize aktardıkları olay budur. Kur'an burada ona canlı ve etkileyici bir anlatımla değiniyor. Söze şu bel kırıcı, korkunç tehditle giriyor: "Şu adamın işini bana bırak."
        Ayet, Peygamberimize sesleniyor. Anlamı şu: Şu adamı bana bırak. Ben onu yaratırken yalnız başına idi. Şimdi gururlandığı bol servetin, gözünden ayırmadığı evlatların, şımarmasına ve daha çoğunu istemesine yol açan öbür dünya nimetlerin hiçbiri o zaman yanında yoktu. Onun işini bana bırak. Hileleri ve tuzakları ile kafanı yorma. Onunla doğrudan doğruya ben savaşacağım.
        Bu ayeti okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Yüce Allah'ın ezici, kahredici gücünün harekete geçtiğini düşününce yüreklerde zelzele kopuyor. Çünkü bu ezici güç şu zavallı, miskin, güçsüz ve minnacık yaratığı tepelemek için harekete geçiyor. Ayet bu zelzeleyi bu zelzeleye tutulması sözkonusu olmayan okuyucunun ve dinleyicinin kalbinde kopardığına göre bu zelzeleye tutulan zavallının hâlini varın siz düşünün! (4)
       Diriliş günü inkârcıların düşeceği durumlar birçok ayette belirtilmektedir. (5)
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
       ---------------------
1.       et-Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir; Tefsiri Taberi; http://www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=5403&BID=62
3.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm
4.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm




******************************************
*******************************************

10 Ekim 2014 Cuma

“Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.”


       Bismillahirrahmanirrahim
       عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ     
      Alel kâfirîne gayru yesîr(yesîrin).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 10. Ayet

      Seyyid Kutub da Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 8, 9 ve 10. Ayetlerini birlikte açıklamaktadır:
      “8- O Sur â üflendiği zaman,
       9- O gün çetin bir gündür.
     10- Kafirler için hiç de kolay değildir.
     Ayetin orjinalinde geçen "Nakr finnakur" ifadesi başka ayetlerde yeralan "Sur'a üfleme" deyiminin verdiği anlamın aynısını taşır. Fakat buradaki ifade daha güçlüdür, meydana gelen yüksek sesin frekans şiddetini daha çarpıcı biçimde somutlaştırır. Bizleri sürekli çınlayân bir ses kaynağı ile yüzyüze getirir. Çünkü "kulağı çınlatan ses" imajı, "kulağın işittiği ses" imajından daha etkilidir. Bundan dolayı "o gün" Kafirler için zorlu bir gündür. Bir sonraki ayette kolaylığın en zayıf gölgesi bile dışlanarak "zorluk" imajı pekiştiriliyor.
     "Kafirler için hiç de kolay değildir."
     O gün kafirler için katıksız zorluktan ibarettir. Bu zorluğun arasına kolaylığın kırıntısı bile karışmaz. Sözkonusu zorluğun ayrıntısına girilmiyor. Tersine kavram belirsiz ve bilinmez bırakılıyor. Bu da bunalım, sıkıntı ve ızdırap imajlarını güçlendiriyor. Aslında kafirler Sur'a üflenmeden, o son derece çetin günle yüzyüze gelmeden önce uyarılmaya ne kadar muhtaçtırlar!” (1)
     “Kâfirlere kolay değil. Bir önceki âyette "pek zor" denildikten sonra "kolay değil" demek ilk bakışta gereksiz gibi görünür. Fakat zorluk iki türlüdür: Birisi, önce çok zor olmakla beraber, gittikçe kolaylaşır, yenilebilir. Birisi de, gittikçe zorlaşır, hiç kolaylaşmaz. O günün herkes için zor olacak olduğu bildirilmek üzere denildikten sonra buyrulmuştur.”
       “9 ve 10’uncu ayetlerde, kıyamet gününün, hakikati kabul etmeyenler için pek zor bir gün olacağı bildirilir. Kuran’da, kıyamete ait pek çok isim zikredilir. Bunlardan biri de, bu ayette geçen yevmün asir dir. Yevmün asir, “zor ve ıstıraplı bir gün” demektir. Bu zor günün dehşeti, Kuran’da şöyle dile getirilir: «Çağrı sesinin, insanı, aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı gün, onlar kederli gözlerle rüzgârın dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar. Çağrı sesine doğru şaşkınlıkla koşacaklar; (işte o vakit) hakikati inkâr edenler: ‘Bu ne felaket bir Gün’dür !’ diye haykıracaklar.»
        Bu ayetlerde, Kıyamet gününün, inkârcılar açısından pek zor bir gün olacağı özlü biçimde ve insanların alışageldikleri kavramlarla ifade edilmiştir. Bundan maksat, inkârcı ve inatçı kimseleri uyarıp onları içine düştükleri kötü durumdan kurtarmaktır.”

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
        -------------------------
1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm
2.       Yazır,  Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm



******************************************
*******************************************

18 Temmuz 2014 Cuma

“İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.”

       Bismillahirrahmanirrahim
      فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
       Fe zâlike yevme izin yevmun asî(asîrun).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 9. Ayet
       Müfessirler, genellikle  Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresinin  8, 9 ve 10. Ayetlerini birlikte açıklamışlardır:

        “Bu surenin ilk ayetleri, Allah Rasulü'nün peygamberliğini açıkça ilan etmeye başlamasından sonra nazil olmuştur. Bu, İslâm'ın açıkça tebliğinden sonraki ilk hacc zamanıydı. Kureyş'in ileri gelenleri bir araya gelerek gelen hacılara, onları Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (s.a. v) hakkında yanlış düşüncelere sevkedecek propaganda yapılmasını kararlaştırmışlardı. İşte bu ayetlerde kafirlerin bu planlarının yorumu yapılmaktadır. En önce buyurulmaktadır ki, "Ne yaparsanız yapın, belki bu dünyadaki maksadınıza erebilirsiniz, ama o kıyamet günü Sur'a üflendiğinde o kötü sonunuzdan nasıl kurtulabileceksiniz bakalım?" Sur hakkında izah için bkz. Enam an: 47; İbrahim an: 57; Taha an: 78; Hacc an: 1; Yasin an: 46-47; Zümer an: 97; Kaf an: 52.” (1)

        “8–10.   Çünkü o boruya üflendiğinde, işte o gün, çok zorlu, çok çetin bir gündür. Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.

        Bu Âyetlerde de âhiret teması işlenmekte ve insanlar ahrete iman etmeye yöneltilmektedir.” (2)

        “Surenin 8-10. ayetlerinde hesap gününe dikkat çekiliyor ki, oldukça manidardır. İlginçtir ki, bu üç ayet müstakil olarak inmiş ve 1-7. ayetler ile 11-37. ayetlerin arasına yerleştirilmiştir. Bütün ayetler gibi bu ayetler de önceki ve sonraki ayetlerle bütünlük içerisindedir. Talimatların sıralandığı ilk yedi ayetin ardından hesap gününe dikkat çekilmesi, bir bakıma “Aksi halde…” anlamını ihtiva eder. Yani “Aksi yönde tutum ve davranışlarda bulunursan/ız, bil/in ki, o diriliş borusuna üflendiğinde, işte o gün zorlu bir gündür; kâfirler için kolay değildir!” Bu üç ayeti (surenin 8-10. ayetlerini), sonraki ayetlere bağladığımızda ise “Öyleyse…” ifadesini kullanabiliriz. Yani, “O diriliş borusuna üflendiğinde, işte o gün zorlu bir gündür, kâfirler için kolay değildir; (öyleyse) tek başıma yarattığım o kişiyi bana bırak!…” Metinde “aksi halde” ve “öyleyse” ifadeleri yer almıyor; biz, ayetlerin nasıl birbirine bağlanacağını gösterebilmek için bu ifadeleri kullandık.” (3)
       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli 

-------------------------

1.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri ; http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_17_archive.html

1.      Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 
 http://www.istekuran.com/index.php?page=mudessir


 ******************************************
*******************************************

10 Temmuz 2014 Perşembe

“O boruya üfürüldüğünde”


       Bismillahirrahmanirrahim
       فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
       Fe izâ nukıre fîn nâkû(nâkûri).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 8. Ayet

        “Kelime olarak sûr, "seslenmek, boru, üflenince ses çıkaran boynuz" anlamlarına gelir. Terim olarak "kıyametin kopuşunu belirtmek ve kıyamet koptuktan sonra bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için İsrâfil (a.s.) tarafından üfürülecek olan boru"ya sûr denilir. Hz. Peygamber bir hadislerinde sûrun, kendisine üflenen bir boru ve boynuz olduğunu haber vermişlerdir (Tirmizî, "Kıyâmet", 8). Fakat bu borunun mahiyeti insanlar tarafından bilinemez. Sûr da bütün âhiret hallerinde olduğu gibi dünyadaki borulara benzetilemez.

        Kur'an âyetlerinden anlaşıldığına göre, İsrâfil (a.s.) sûra iki defa üfürecektir. İlkinde Allah'ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olan her şey dehşetinden sarsılacak (nefha-i feza`=korku üfürüşü) ve her şey yıkılıp ölecek ve kıyamet kopacak (nefha-i sâik=ölüm üfürüşü), ikincisinde de insanlar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rablerine koşacaklardır (nefha-i kıyâm=kalkış üfürüşü) (en-Neml 27/87; Yâsîn 36/51; ez-Zümer 39/68; el-Hâkka 69/13-16).

        İsrâfil'in sûra iki defa üfürmesi arasında geçecek zaman ise kesin olarak bilinmemektedir.” (1)

        “Ebu Said el-Hudri’den; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ben nasıl rahat edebilirim ki sur sahibi sur’u ağzına almış, alnını yere eğmiş ve kulağını dinlemeye vermiş sur’a üfleme emrini beklemektedir.’ Bunun üzerine sahabiler: ‘Ey Allah’ın Resulü, bize neyi emredersin?’ dediler. Resulullah da onlara: ’Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz Allaha’a tevekkül ettik deyin’ diye buyurdu.”

        Evet, en büyük insan, en büyük peygamber ben nasıl rahat edebilirim derken, biz hâlâ rahat bir hayat sürüyorsak, acaba binlerce kez vay halimize dememiz gerekmez mi? O peygamber bu kadar korkup çekinirken, bizim gözlerimizin daima nemli olması, o günü düşünüp keyfimizin kaçması gerekmiyor mu?

        Ama heyhat ki, bu hal bize çok uzaktır. Ne ağlayan bir göze ne de titreyen bir kalbe sahibiz. Peygamber rahat değilken biz gayet rahatız. Allah cümlemize ağlayan bir çift göz, titreyen bir kalp nasip etsin. (Amin!)” (2)

        Prof. Dr. Mehmet Okuyan Kur’anda Son Saat ayetlerini okuduktan sonra Cenab u Hakkın Peygamberimize Gaybın kimse tarafından bilinemeyeceğini söyletiyor. (3)

        Özetle, Son Saati kimse bilemez; onun için son anda imişiz gibi davranmalıyız.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

--------------------


2.      Hakseven, Mücahid; Sura üfürüldüğü Gün; http://www.baktabul.net/inanc-dunyasi/221906-sura-ufuruldugu-gun.html

3.      Prof. Dr. Okuyan, Mehmet; Kur’anda Son Saat (Kıyamet) Ayetleri; (video) http://www.youtube.com/watch?v=GUT7VLrFvyI


 ******************************************
*******************************************


1 Temmuz 2014 Salı

“Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği!”

       Bismillahirrahmanirrahim
       وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ
      Ve li rabbike fasbir.
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 7. Ayet
        “Rabbin için sabret” emrinin, daha önceki altı ayette sıralanan bütün emir ve nehiyleri tamamladığına dikkat edilmelidir; zira bu emir ve nehiylere layıkıyla riayet edebilmenin yolu sabretmekten geçer. Bir başka ifadeyle sürekliliği sağlayan temel unsur sabırdır.” (1)

        “Yani, sana verilen bu görev çok zor bir iştir. Bu yüzden birçok musibet ve eziyetlerle karşı karşıya kalacaksın. Senin halkın bile sana düşman olacak. Bütün Arap Yarımadası sana karşı cephe alacak. Ama ne olursa olsun Rabbinin hatırı için bunlara sabret ve bu vazifeyi sebat ve karar ile yerine getir. Hiçbir korku, hırs, dostluk, düşmanlık ve sevgi seni bu davadan vazgeçirmek için araya girmesin. Bunlara rağmen kendi yolunda ısrarla devamını sürdür.” (2)

        “Sabır, sadece zorluklar karşısında değil, hayatın her anında yaşanması gereken güzel bir ahlak özelliğidir.

        Sabır; ‘ Rabbin için sabret.’  (Müddessir Suresi,7) ayetinden de anlaşılacağı gibi yalnızca Allah rızası içindir. İnsan ancak Allah'a olan imanı ve yakınlığı oranında sabır gösterebilir. Karşılaştığı olumsuz olaylarda gösterdiği güzel ahlak süreklidir. ‘İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.’ (Fussilet Suresi, 34-35) Ayetten de anlaşıldığı gibi ‘sürekli’ olan güzel ahlakı sabredenlerden başkası gösteremez. Müminler her zaman en güzel davranışı ve en güzel ahlakı gösterme konusunda kararlıdır ve en ufak bir gevşeme göstermeden bu ibadeti yerine getirmeye devam ederler. Başına ne kadar büyük felaketler gelirse gelsin onlar için fark etmez. "Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın..." (Al-i İmran Suresi, 200)  ayetinde buyrulduğu üzere hayırlarda yarışır gibi, sabırda da yarışmak bir mümin özelliğidir.

        Karşılaşılan her türlü olay mümin için bir sınav konusudur. Göstereceği sabrın önemini çok iyi bilir ve Allah’ın razı olacağı tavrı göstermek için yoğun bir çaba sarfeder. Bunu yaparken de en ufak bir huzursuzluk ve sıkıntı duymaz. Çünkü her şeyde mutlaka bir hayır olduğunu düşünür ve sonsuz bir tevekkülle Allah’a sığınır, yardımı da sabrı da yalnızca O’ndan diler. Kader gerçeğini bilen ve her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğine inanan mümin, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık geleceğini ve Allah’ın kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyeceği gerçeğini bilir. "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah Suresi, 5–6) "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez..." (Bakara Suresi, 286)” (3)

        “Rabb'in için sabret. Yani yanlışlıklar içerisinde olduklarını kabul edemedikleri için tepki gösteren restlere kötülere, yanlış gidişatı hayat tarzı edinmişlere, zalimlere, zorbala­ra- yanlış baştan çıkarıcı istek ve arzulan nedeniyle nefsine karşı diren; hak dava gerileten veya saptıran geri adım(lar) atma, zorluklara teslim olma, dosdoğru olan yolunda ilerlemekte bıkkınlık gösterme, her türlü olumsuz söz ve davranışa karşı dirençli ol; tam bir kararlılık içerisinde, vahiyle bildirilen yol üzere, verilen ilâhî talimatların gereğini aynen yerine getir ve tüm bunları yaparken sadece Al­lah'a güven.”(4)

       Özetle, tüm görevlerimizi gereği gibi yerine getirebilmemiz için her türlü olumsuzluğa rağmen, Allah rızası için sabır göstermemiz gerekir.
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

---------------------


2.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri); http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_17_archive.html

3.       Öztürk, Altuğ; Sabır; http://www.hicrandergisi.com/konuk-yazilar/sabir.html

4.      Şeyma-i Nur; İlk Talimatlar; http://www.ilimdunyasi.com/hz-muhammedin-islam-daveti/ilk-talimatlar/?imode



******************************************
*******************************************