8 Nisan 2014 Salı

“Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın! Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.”


Bismillahirrahmanirrahim
      إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
     İnne rabbeke ya'lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meak(meake), vallâhu yukaddirul leyle ven nehâr(nehâre), alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakreû mâ teyessere minel kur'ân(kur’ânî), alime en seyekûnu minkum merdâ ve âharûne yadribûne fîl’ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakreû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenâ(hasenen), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayren ve a'zame ecrâ(ecren), vestagfirûllâh(vestağfirûllâhe), innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 20. Ayet

     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  20. Ayetinin Mekkî olduğunu ileri süren rivayetler olduğu gibi, Medenî olduğunu ileri süren rivayetler de vardır.
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 20. Ayetinde gece kalkıp okumaya, af dilemeye, tövbeye, namaza, zekâta, ödünç vermeye, önden gönderilen iyiliklere; Allah’ın affedici ve esirgeyici olduğuna değinilmektedir.
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 2,3 ve 4. Ayetlerinden yani;  “Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,” “ Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt!”  “Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!” emirlerinden sonra gelen 20. Ayette bir nesh yoktur:
    “Bu Âyet, bazılarının ileri sürdüğü gibi, Sûrenin 2–4. Âyetlerini nesh edip hükümlerini kaldırmamakta, aksine o Âyetleri farklı bir üslûp ile pekiştirmektedir. Peygamberimize 2–4. Âyetlerle verilen talimatların onun tarafından yerine getirildiği beyan edilmekte ve toplum yapısına dikkat çekilmektedir. Buna göre; Kur'ân öğrenme ve öğretme ile meşgul olanlar tıpkı peygamberimiz gibi 2–4. Âyetlerle amel edecekler, bunların dışında (esnaf, tüccar, avcı, çiftçi, asker, hasta) olanlar ise geceleri dinlenecekler, gündüzleri işlerine bakacaklar, sadece Kur'ân'dan kolay geleni öğrenip öğreteceklerdir.
    
     Âyette iki kez geçen O halde Kur'ân'dan kolay geleni okuyun ifadesinin namazla bir ilgisi yoktur. Âyette ifade edilen salt Kur'ân okumak ve öğretmektir. Namaz zaten Âyette açıkça söylenmektedir. Kur'ân'dan kolay gelenin okunması konusunda farklı fikirler ileri sürülmüş ve çeşitli Âyet sayıları verilmiştir. Kolaylık ölçüsünü sayısal olarak değil, mantıksal olarak değerlendirmenin daha doğru olduğu kanısındayız.  ” (1)
      “Ayet, Gece Kıyamı’yla ilgili bir önceki emri neshetmemekte, Gece Kıyamı’nın hafifletilmesine ruhsat vermektedir. Bunun hikmeti ayette açıklanmıştır:
     “Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah’tır; sizin onu kuşatamayacağınızı bildi, böylece size tevbe nasip etti; artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun”: Yani “Sizin geceyi kuşatamayacağınızı, Gece Kıyamı’nın gereğini her daim tamamıyla yerine getiremeyeceğinizi bildi ve tevbenizi kabul etti.” Bunun nedenleri ayetin devamında beyan edilmiş ve ardından “Ondan (Kur’an’dan) kolayınıza geleni okuyun” ifadesi tekrar edilmiştir. “Allah içinizden hastalananların, Allah’ın lütfundan (rızık) aramak için yeryüzünde gezip dolaşanların ve Allah yolunda savaşa çıkanların olacağını bildi; artık ondan kolayınıza geleni okuyun.” (2)
        “Günahlardan kurtulma ve bağışlanma yolu olan tevbe, başlı başına bir ibadet şeklidir. İnsan, dünya hayatında var olduğu sürece her an tevbe edebilir. Ancak insan için ömrün süresi meçhul olduğundan o hiç beklenmedik bir anda sona erebilir. Öyleyse insan, ölümün eşiğinde olduğunu unutmadan işlediği günahlardan bir an önce tevbe etmelidir. Asıl felaket, insanın kendine tanınmış olan imkânlardan yararlanmamasıdır. Tevbe, insana Allah tarafından sunulan bir umut oluğu, kurtulma ve bağışlanma yoludur. Bunun için insan, umutsuzluğa düşmeden geçmişi imkân nisbetinde onarıp daha iyi bir gelecek kurma çabası içinde olmalıdır.
    
      Bu ayette, gece ibadetinin hafifletiliş nedenine açıklık getirilmekte; hastalık, meşru işlerle meşgul olmak ve Allah yolunda savaşmak gibi nedenlerle şartların değişebileceği, buna bağlı olarak da hükümlerde değişikliğe gidilebileceği mesajı verilmektedir.
          Demek ki uygulanması güç olan hükümlerde ısrar etmek, zorluktur. Oysa Allah, zorluğu değil, kolaylığı diler; insana gücünün üstünde bir şey teklif etmez. İslam’da bir işin vazife olması, insanın o işi yapmaya güç yetirebilmesine bağlıdır. Bu yüzden İslami hükümler, makul ve adildir; Kur’an da emirlerine bunun için kolaylık atfetmektedir.
    
     Kolaylık, islam’ın en önemli ilkelerinden biridir. Peygamber (as), bu ilkeyi: “Allah’ın dini kolaydır, kolaylık dinidir.” Sözüyle dile getirmiş; o, sözleriyle daima kolaylığı tavsiye etmiş, uygulamaları ile de bizzat kolay olanı yapmıştır. Çünkü zor iş, daha çok ihmale uğrar.
     Hemen belirtelim ki kolaylaştırma, “dini değiştirme ve yapılabilinecek olanı yapmama” anlamına gelmez. Kolaylaştırma, işleri dinin ölçülerine ve eşyanın tabiatına uygun biçimde yapmaktır. Aşırı gidip dinin ölçülerinin ve fıtrat gerçeğinin dışına çıkmak da zorlaştırmadır.
     Allah’ın istediğinden fazla dindar olmak isteyen kimse, sonunda mağlup olur. Bunun için hiç kimsenin, dinin ölçülerini aşarak veya onları kendi arzusuna göre değiştirerek dini zorlaştırma hak ve yetkisi yoktur. ” (3)
     “Allah’ın, kullarına bağışla yöneldiğini belirtmek için, ayette, sizi affetti anlamına gelen “fe-tâbe aleykum” ibaresi kullanılmıştır. Bu ibaredeki tâbe kelimesi, hatadan dönmek, pişman olmak ve affetmek gibi anlamlar taşıyan tvb kökünün türemiş şeklidir. Aynı kökten gelen tevbe kelimesi ise, “insanın günah ve hatasını terk edip Allah’a dönmesini, Allah’ın da kendisinden af dileyen kuluna bağışla yönelmesini” ifade eder. İ’tizar (özür dileme) tevbe değildir. Çünkü mu’tezir yaptığı işte özrü olduğunu düşünür. Tevbe ise her hangi bir özrü olmadığını itiraftır. (Tevbe konusunda daha fazla bilgi için Furkan Suresinin 70. ayetine bakınız)
    
     Kur’an’ın, İslam’a özgü bir dünya görüşü oluşturmak için kullandığı anahtar kavramlardan biri de sebilullah terkibidir. Allah’ın yolu anlamına gelen “sebilullah” terkibi, muhtemelen nüzul sürecinde ilk kez bu ayette geçer.
      Sebilullah terkibi, İslam öğretilerinin tümünü ifade etmek için kullanılır. Çünkü Allah’ın yolu, iyilik nev’inden O’nun emrettiği her şeyi içeren ve Kur’an vahyi aracılığı ile insana bahşedilen hidayet yoludur. Ayrıca bu terkip, çoğunlukla cihat ayetleri içinde yer aldığından cihat vasıtaları olarak da yorumlanmıştır. Cihat, Allah yoluna konan engellerin kaldırılması ve bu yolun açılması için girişilen bir eylem olsa da Allah’ın yolu tabiri, cihattan daha genel bir anlam taşır. Bunun için Yüce Allah, bu yola hikmetle, güzel öğütle çağırmayı; İslam’ın, hayatı belirleyen bir sistem olmasına karşı çıkanlarla en güzel biçimde mücadele etmeyi istemiştir.
      Vahiy kronolojisinde ilk kez bu ayette geçen zekât kelimesi, artmak, gelişmek, arınmak ve temizlik gibi anlamlara gelen zky kökünün türemiş şeklidir. Zengin olan kişinin, malının belli bir miktarını fakirlere vermesine zekât denir. (Daha fazla bilgi için Neml Suresinin 3. ayetine bakınız)
    
      Karzen hasenen: Güzel borç demek ise de Hadid: 57/11'de malın en iyisini seçip Allah rızası için ihlâs ile en uygun yere harcamadır. Karz ise ödünç vermek demektir. Yani, başlangıcı ariyet/ödünç verme, sonrası, bey'i sarf (para ve değerli maden gibi alış veriş araç­larının alınıp satılması) olan bir alışveriş biçimidir. Deyn kelimesi de borç anlamına gelir. Bu manada karz; altın olarak ödemek üzere birinden altın almaktır. Bu miktar geri ödeyinceye kadar senin üzerinde deyn (borç) olarak kalır. Bu durumda her karz “deyn”dir, her deyn ise “karz” değildir.” (4)
         Zekâtın, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındığına inanılır. Kur'anda zekâttan Ahzap Suresi 33, Araf 156, Bakara 43, 83, 110, 177, 277, Beyyine 5, Enbiya 73, Fussilet 7, Hac 41, 78, Lokman 4, Maide 12, 55, Meryem 31, 55, Mücadele 13, Müminun 4, Müzzemmil 20, Neml 3, Nisa 77, 162, Nur 37, 56, Rum 39, Tevbe 5, 11, 18, 60, 71. ayetlerinde bahsedilir.. (5)
         “Allah-u Teâlâ gece namazını çoğaltmanın ve farz olan beş vakit namazı kılmanın başka başka ibadetler olduğunu belirtmek için şöyle buyurmaktadır:
    “Namazı kılın, zekâtı verin.” (Müzzemmil: 20)
      Zekât ibadeti Kur’an-ı kerim’de birçok Âyet-i kerime’lerde namaz ibadeti ile birlikte emredilmiştir. Namaz emredilip de hemen akabinde zekâtın emredilmediği yer pek yok gibidir. Bunun da sebebi namaz ile zekât arasında kuvvetli bir bağlılığın oluşudur. Namaz İslâm’ın direğidir, namazı terkeden dinini yıkmış olur. Zekât ise İslâm’ın köprüsüdür. Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez.
      Zekâtın dışında bir de nafile olarak verilen sadakalar vardır.
      Allah-u Teâlâ’nın kendisine verdiği malı, kişinin Rızâ-î Bâr-î yolunda sarfetmesi, Kur’an-ı Kerim’inde “Güzel Bir Borç” mânâsına gelen “Karz-ı hasen” olarak vasıflandırılmaktadır:
      “Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun.” (Müzzemmil: 20)
      Ahirette sevabını almak üzere, ödünç verir gibi hayır yolunda harcamalar yapın. Allah-u Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmak için hayrat ve hasenatta bulunun, fakirlere sadaka verin, yoksulları araştırın, zaruri ihtiyaçlarını görün.
      Önceden kendiniz için takdim ettiğiniz her şey, o gün yine size takdim edilecektir. Dünyada iken sakladığınız şeylerin en hayırlısı bunlardır.
      Allah-u Teâlâ ihtiyaçtan münezzeh olduğu halde “Borç istemek” Zât-ı akdes’ine izâfe edilmiştir. Allah-u Teâlâ kullarını infaka teşvik için, Allah yolunda vermeye tahrik için, sarfettikleri şeylerin Zât-ı akdes’ine verilmiş bir borç olduğunu belirtmektedir.
     “Kendiniz için önden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu hem de daha üstün ve mükâfâtça daha büyük olmak üzere bulursunuz.” (Müzzemmil: 20)
      İnfakın karz-ı hasen olabilmesi için; gönül hoşnutluğu ile verilmesi, mümkün oldukça gizli verilmesi, riyâ karıştırılmaması, verdiği her ne kadar çok olsa da az kabul edilmesi, verilirken başa kakılmaması şarttır.
      Hâlis bir niyetle Allah yolunda infak edilen her şey bu Âyet-i kerime’nin şümulüne girer.
     Allah-u Teâlâ kuluna verdiği rızkın fazlasını ödünç olarak istemekte, sonra da bu borcun karşılığını kat kat iâde edeceğini vâdetmektedir. Dünyada malına bereket, kendisine saâdet ve selamet verir. Ahirette ise mükâfât olarak birçok sevaplar ihsan buyurur.
     “Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” (Müzzemmil: 20)
Çünkü insanlar bu hususta kusur etmiş olabilirler. Allah-u Teâlâ’ya yönelmeleri, niyetlerini düzeltmeleri, tevbe ve istiğfarda bulunmaları için müracaat kapısı her zaman için açıktır. Çünkü O kullarının tevbe ve istiğfârından çok hoşlanır, onlara azap etmek istemez, rahmeti gadabından önce gelir.” (6)
      Affetmek İslâm’da Allah ve insan ilişkisinin temel ilkesidir. İnsan günahkârdır ve eksiktir, buna mukabil Allah bağışlayandır. Allah’ın isimlerinin önemli bir kısmı günahları affetmek, bağışlamak, silmek ile ilgilidir.” söylüyor Ekrem Demirli ve insanın gerçek manada ahlaklı olmasının, Allah ahlakına sahip olmasının Allah’a benzemeye çalışmasıyla mümkün olabileceğine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Demirli, konuyu şu şekilde açıklıyor: “Yani Allah nasıl affederse insan da öyle affedici olarak Allah’a benzemek ister. Affediciliği, Allah’ın bir vasfı olarak görmek lazım. Affeden Allah’tır, insan ise Allah’a tabi olarak ve O’nun ahlakını taklit ederek affeder.” (7)
   Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.     Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 
4.     Aktaş, Sener; Muzemmil Suresi, http://www.islammedya.com/yazidetay.asp?yaziid=2540
7.     Gül, Reyhan; Affet ki Affedilesin;
 ******************************************
*******************************************

2 yorum:

  1. Merhabalar Sayın Sabahattin Hocam.

    Henüz blog sayfama dönemedim ama, bir fırsatını bulduğum da zaman zaman bloglara bakıyor ve müsait olduğum zamanlar okuyarak yorumda bulunuyorum.

    Bu bloğunuzda yazınıza kısa bir başlık vermeden, paylaştığınız ayetin mealinin tamamını başlık yerine yazdığınız için blog sayfalarımızda takip ettiğimiz blog eklentisinde bayağı uzunca bir yer tutmaktadır. Bu durumu, sayfama gelip baktığınızda görebilirsiniz.

    Kur'an davetçilerinin Rabb'lerinin, doğunun ve batının Rabb'i olduğunu O'ndan başka ilah olmadığını iyi kavramalı, Allah'ı vekil tayin edip, sadece O'na güvenmelidirler.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Bloglara bakmanıza ve yorum yazmanıza memnun oldum. İnşallah blog sayfanıza da döner ve yararlı, güzel yazılarınıza başlarsınız.
      Blog eklentisinde uzunca yer tutma sorunu hakkındaki uyarınız için de teşekkür ederim. Yeni bir sureye başlayarak bu sorun giderilmiştir.
      Yorumunuza katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil