2 Mayıs 2014 Cuma

“Rabbinin yüceliğini duyur!”


         Bismillahirrahmanirrahim
        وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ       
        Ve rabbeke fe kebbir.
         Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 3. Ayet


        Önceki sure ve ayetlerdeki oku, öğren, uygula buyruklarından sonra Muddesir Suresi ikinci ayetinde kalk da uyar  buyruğunu alan Hz. Muhammed’e (sav) ilk olarak “Rabbinin yüceliğini duyur!” emir verilir. Başka deyişle her şeyden önce  “tevhit inancını” yerleştirmekle işe başlanılmalıdır. Yazarların bu konuya yaklaşımlarını kısaca vermekte yarar görülmektedir:
       

       3’üncü ayette, Peygamber(as)’e, “Rabb’ini yücelt”mesi emredilir. İslam, yeryüzündeki her insan için yeni bir yaşantıdır. İslami yaşantının merkezinde de “tevhid inancı” yer alır. Bunun için insan, öncelikle Allah’ın her şeyden büyük ve yüce olduğunu bilmeli, O’nun büyüklüğünü her fırsatta dile getirmelidir. Bu da, büyüklüğün sadece Allah’ın şanı olduğuna kalben inanmak, bu gerçeği açıkça dile getirmek ve ona uygun davranmakla gerçekleşir.

        Bu ayet, hem tevhid eksenli inanç sisteminin insan hayatında ne kadar önemli ve gerekli olduğuna, hem de insanın öncelikle uluhiyyet gerçeğini çok iyi kavraması gerektiğine işaret eder. Burada asıl amaç, kalpte diri bir “uluhiyyet” inancı, zihinde de “ubudiyyet” bilinci oluşturmaktır.” (1)

      “Müddesir sûresi ile bildirildiği üzere, Resulüllah'ın ilâhî görevi dahilinde ilk yapması gereken şey 'Rabb'i yüceltmek'' ten ibaretti. Fakat bu 'Rabb olan Allah yücedir' veya 'Allah yücedir' biçiminde meydanlarda bağırmakla yapılacak bir iş değildi. Belki zamanla o da gerekecekti, ancak 'Rabb'i yüceltme' işi öncelikle ve asıl muhtevasıyla Rabb sıfatını, (Kur'an'ın vahyolduğu zamanın Arap toplumunda rabb, 'itaat olunan efendi', 'herhangi bir durumu düzelten kimse', 'terbiye eden kişi', 'bir şeyin sahibi olan kimse', 'yöneten', 'ke­male erdiren', 'emretme ve yasaklama iradesine sahip olan1 anlamlarına gelen bir isimdi.) her türlü eksiklikten, ortaktan ayıklayıp, sadece ve sadece Allah ait kılmak biçiminde olmalıydı. Resulüllah, Allah'ın yegâne Rabb olduğunu, insanlar üzerinde O'na rağmen hiç kimsenin sözü dinlenen, kendisine itaat edilen, iradesine boyun eğilen olmadığım ve olamayacağını anlatmalıydı. Rabb'la ilgili mevcut yanlışlıkları tashih etmeliydi. Zaten, Alâk sûresinin ilk ayetleriyle mevcut yanlışlardan bazılarını tashih etmeyi sağlayacak bilgilerden bir kısmı verilmişti. Bazı doğru inançlarla perdelenen yanlış inanç ve kabullerin yerinde bulunması gereken doğrular açıklanmıştı. İnsanların dikkatleri, bu ilâhî yöntemle, hem doğruların gerçek yönlerine ve bütünlüğüne, hem de akledilmediği için fark ettirilmeyen yanlışlıklara çekilmişti.

     'Oku! Yaratan Rabb'in adıyla (Alâk, 96:1) ayeti bunlardan birisi ve ilkiydi. Ayet kısa ama çok önemli bilgi ve mesajlar içeriyordu. Bu ayet 'Yaratanın adıyla' veya 'Allah'ın adıyla? biçiminde değildi; eğer böyle olsaydı mesaj çok değişirdi. Bu iki ifadeyle de müşriklerin yanlış inançlarına müdahale söz konusu olmazdı. Çünkü, müşrikler Yaratanca ve yaratan olarak 'Allah'a inanıyorlardı. Yine aynı ayet 'Rabb'ın adıyla' biçiminde olsaydı, bu da müşrik inancındaki yanlışlığı, en azından ilk planda anlaşılan muhtevasıyla tashih etmeyecekti. Çünkü müşrikler arasında yaygın kullanılan ve anlaşılan biçimiyle rabb olanlar Allah'tan başka şeyler veya kişiler olduğuna göre, eğer ayet ıRabb'ın adıyla' biçiminde olsaydı, müşrikler bununla kendi inançlarının tasdik edilmiş olduğunu düşüneceklerdi. Rabb olarak kabul ettikleri şeyler ve kişiler adına hareket edilmesi gerektiğini anlayacaklardı. Ancak ayet daha farklı biçimdeydi. Ayette, "Yaratan Rabb'in adıyla' deniliyordu.

     Bu mevcut inancı toptan değiştiren bir ifadeydi. Müşriklere göre, yaratan irade rabb değildi, rabb olanlar da yaratan değillerdi. Zira, inandıkları rabblerin yaratma özelliği yoktu. O halde bu ayetin kendilerini, kendi İnsan rablerini ifade etmediği açıktı.-Ayette 'Yaratma' sıfatı 'Rabb'e değil, 'Rabb' sıfatı tamamıyla 'Yaratan ait kılmıyordu; bir diğer söyleyişle kendilerinin de inandıkları Allah'a. 'Rabb' vasfı tamamıyla 'Yaratan'a ait kılındığı zaman da müşriklerin inandıkları yanlış rabb anlayışları tamamıyla reddediliyor; 'yaratan'dan başkasına rabb sıfatından herhangi bir pay verilmemiş oluyordu. Bu da demekti ki; Allah, her şeyin Rabb'dir. Hiçbir şey O'nun egemenliğinin dışında değildir. Takip eden ayetler ise, Allah'ın rabb oluşunun insanla ilgili kısmına değinmesi açısından daha da önemliydi: 'O, insanı alâktan yarattı. Oku Rabb'in büyük kerem sahibidir.(Alâk, 96:2,3)” (2)

        “Rivayet olunur ki, bu âyet inince Resulullah (s.a.v) "Allahu ekber" demiş; Hz. Hatice de tekbir almış, sevinmiş ve bunun vahy olduğunu iyice anlamıştı. Burada nin önce söylenmesi "sadece Rabbini" mânâsını ifade etmek içindir. kelimesinin başındaki "fâ" harfi, bir şarta karşılık olma mânâsını ifade ederek önce gelen kısmın sonra gelen kısma bağlı olduğunu anlatır. Buna göre mânâ şöyle demek olur: Ve Rabbini, ancak Rabbini büyükle. Her ne olay olursa olsun hiçbir nedenle artık onu tekbir ile büyükleme görevini bırakma.” (3)

        “Allah büyüktür” tâbiri yanlıştır, bâtıldır! Allah için “büyük”tâbiri kullanılamaz!

        “Büyük”, küçüğün büyüğü anlamındadır. Şu nesne, bu nesneden daha büyüktür.

       Büyüklük izâfidir, göre’dir; birşeye göredir.

       Allah, bir şeye göre kıyaslanmaktan münezzehtir! Çünkü Allah’ın kıyaslanacağı bir başka varlık yoktur!

      Allah öyle sonsuz-sınırsız bir Tek’tir ki kendisinin dışında başka bir varlık mevcut değildir. Kendisinin dışında başka bir varlık olmaması hasebiyle de O’nun büyüklüğünden söz etmek, gafletten başka bir şey değildir!

       "Allahû Ekber" demek, Allah "büyüktür" ya da "en büyüktür" gibi bir anlama alınmaz. Çünkü Allah "büyüklük" kavramından münezzehtir!

      Allah'ın, misli, dengi, benzeri, makro ya da mikro plânda bir ikincisi yoktur ki, "ondan büyüklüğü" bahis konusu edilsin!

        "Ekber" kelimesini, "Allah" ismi yanında gördüğümüz zaman, asla normal biçimde, herhangi bir şeyden büyüklük olarak anlayamayız. Çünkü, az önce de söylediğim gibi, O'nun daha büyük olduğu, ikinci bir varlıktan sözetmek mümkün değildir.” (4)

        Özetle, büyük olan, toplumu siyasi ve ekonomik olarak sömürenler ve onların putları değil yüce Allahtır. Şirk içinde olan topluma Rabbin yüceliğini bildirmek, bu konuda uyarılarda bulunmak ilk görevdir.
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

------------------

1.      Yıldız, Fahrettin; Muddesir Suresi; http://kuran.mediax.com.ro/kutuphane/kuran/Fahrettin_Yyldyz/004%20muddesir.htm


3.      Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm





 ******************************************
*******************************************


4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    İniş sırasına göre ele aldığınız Yüce kitabımızın Müddesir suresinin 3. ayetine gelmişsiniz. İlk vahiyden bu ayete kadar Rabb'imiz Kendisini "ekrem, yaratan ve kalemle öğreten olarak tanıtmıştı. Şimdi de "ekber" (en büyük) olarak tanıtmaktadır. Allah'ın kendisini tanıtması süreci bundan sonra da devam edecektir.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve tamamlayıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
      İnanıyorum ki bu yorumlar okuyuculara yararlı olacaktır.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    "Ekber" tek başına büyük ve en büyük anlamını taşımaktadır. "Allahu Ekber" dediğimiz zaman da "Allah en büyüktür" anlamına gelmiyor mu? Yazınızda geçen ibareyi dikkate aldığımız da o zaman "Allah Uludur", "Allah Yücedir" mi şeklinde açıklamamız gerekiyor. Ya da Allah'ın, her şeyden üstün ve tek olduğunu belirtmek ve yüceltmek anlamında mıdır?
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Tekrar ziyaretiniz için memnun oldum. Tekrar teşekkür ederim.
      İlahiyatçı olmadığım için konunun ince ayrıntılarına giremiyorum; ancak derlemelerle yetiniyorum. Açık deyişle bir cevap veremiyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil