27 Nisan 2014 Pazar

“Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!”


        Bismillahirrahmanirrahim
       يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ          
        Yâ eyyuhel muddessir(muddessiru).
        Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 1. Ayet


“İlk vahiyden sonra, bir müddet vahiy kesilmişti. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir gün Cebrâil -aleyhisselâm-’ı kendi aslî şekliyle görüp ürpermiş, eve gelip yatarak örtülere bürünmüştü. Bunun üzerine de, Müddessir Sûresi’nin ilk âyetlerinin nâzil olduğunu müfessir, muhaddis ve tarihçilerimiz, bize detaylı bir şekilde haber vermektedirler.

 İlk nâzil olan âyetler grubundan olan Müddessir Sûresi’nin ilk âyetleri, Peygamberimiz’i ağır ve son derece önemli bir vazifeyi üstlenmeye çağıran, yüce bir sesleniş ile söze giriyor. Bu vazife; insanlığı uyarma, onu dünyada kötülükten, âhirette cehennemden kurtarma, henüz fırsat elde iken, onu doğru yola iletme görevidir.

 Bu görev, o günlerde bir insana -bu insan bir Peygamber de olsa- yüklenebilecek son derece ağır ve zor bir görevdi. Çünkü o günlerin insanlığı öylesine sapık, öylesine günahkâr, öylesine inatçı, öylesine söz dinlemez, öylesine azgın, öylesine gözü kara, öylesine kaypak, öylesine doğruluk ve gerçekten mahrum, kısacası insanlıktan uzaklaşmış idi ki, onu gerçeğin sesini dinlemeye çağırmak, dünyadaki yükümlülüklerin en ağırı, en sıkıntılısı ve en zoru niteliğinde idi.

 Câbir bin Abdullah -radıyallâhu anh-, Hazret-i Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir.

“Hira Dağı’nda idim. Birden:

«Ey Muhammed! Sen Allah’ın Rasûlü’sün!» diye bana seslenildi. Bunun üzerine sağıma-soluma bakındım, ama hiçbir şey göremedim. Derken yukarı baktım ve o meleği, gök ile yer arasında bir taht üzerinde oturur olarak gördüm. Korktum ve Hatice’nin yanına döndüm. «Beni örtünüz ve üzerime soğuk sular dökünüz.» dedim. Bunun üzerine Cebrâil (o melek) gelip: «Ey örtüsüne bürünen! Kalk, artık insanları uyar!..» âyetlerini indirdi.” (Müslim, Îmân, 257)” (1)

 “Bu mübarek âyetler. Peygamber Efendimizin insanları Allah'ın azabı ile korkutmakla emrolunduğunu bildiriyor. Cenab-ı Hak'kı birlemek ve tenzih etmek ile ve nefisi şeriflerini lâyık olmayan huylardan, başa kakmalardan temiz tutmakla ve inkarcıların eziyetlerine karşı sabıretmekte mükellef bulunduğunu göstermektedir. Şöyle ki:

  (Ey kaftanına bürünmüş) Entari gibi üst elbisesini giyinip rahata dalmak istemiş olan Hz. Muhammedi. Aleyhisselâm.” (2)

“Müzzemmil ve müddessir Kur’an’ın mesani özelliği gereği çift kutuplu kelimelerdir. Müzzemmil üste alınan demek, müddessir ise alta alınan demektir. Müzzemmil ev içerisinde battaniye tarzı bir şeylerle örtünmek müddessir, dış elbisesi olarak palto, pardiso gibi şeyle giyinmek manasına gelir.

 Bütün bu lügavi çerçeveden sonra bizce bu iki kelimenin manası;

 Müzzemmil; ey evde kendi içine kapanmış olan, yatan iyi

 Müddessir; ey çarşı pazarda kendi halinde olan, pasif iyi

Müzzemmil; ey peygamberlik yükünü sırtına alan

Müddessir; ey peygamberlik yoluna çıkmış olan.

 Yani ey köşesine çekilmiş yatan, kendi dünyasına çekilmiş, kendi âlemini yaşayan, kendi kendine varlığını sürdürme çabasında olan, ya da henüz vahiyle inşası gerçekleşmemiş, okumayı yürütmeyen peygamber!” Bize yönelik söyleyecek olursak, “ey kendi köşesine çekilmiş, rahatına yönelmiş, vahiyle diyalog kurmayan, okumaya inanmayan Müslümanlar kalkın!

 İkrime bu ayet için derki; bu iş sana verildi sen bununla kuşatıldın. Kurtubî de şöyle der: Bu nidada, Yüce Allah'tan sevgili kuluna yumuşak bir hitap vardır. Çünkü Yüce Allah Peygamberine "Ey Muhammed!" demeyip o andaki sıfatıyla seslendi ki Rabbinden bir yumuşaklık hissetsin. Peygamber'in Hendek Savaşında Huzeyfe b. el-Yemân'a "Kalk ey uykucu!" diye hitap etmesi de bunun benzeridir.” (3)

 Prof. Dr. Mehmet Okuyan, Müzemmil Suresi ayetinin açıklamasında olduğu gibi bu ayette de  muddesir kelimesinin elbiseyle, battaniyeyle bürünmek anlamında olmadığını söylemektedir. (4)

“Üzerimizi örten şeyler, gaflet uykusu olarak da adlandırılabileceğimiz şeyler, korkularımız, dünyevi kaygılarımız, geçim derdi, mal ve evlat sevgisi mi? Bizleri her türlü kulluktan ve Salih amellerden uzaklaştıran şeyler en büyük örtülerimizdir. Bu örtülerden biran önce sıyrılarak esaretten kurtulmalı görev ve sorumluluk bilinciyle yaşamalıyız. Yatmak; rahatı tercih etmek, ne yapacağını bilememek, bekleyişte olmak demektir. Kalkmak ise; insan olarak yaratılış gayesini idrak ederek sorumluluk yüklenmek, hazırlık yapmak ve yola koyulmaktır. Bu M.Esed’in dediği gibi “Şimdi yalnızlığından vazgeç ve bütün dünyanın önüne bir öğretici ve uyarıcı olarak çık.” Yani kendini yalnızlık duygusuna kaptıran tüm düşüncelerden arın.” (5)

 Özetle, muddesir Suresinin ilk yedi ayeti, Alak Suresinin ilk beş ayetinden sonra inmiştir. Alak Suresi ilk beş ayetinden sonra kavminden uzaklaşıp, içine kapanan Hz. Muhammed’e Allah tarafından “Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!” hitabıyla  seslenilmiştir. Kurtubî ‘nin belirttiği üzere bu hitapta, Yüce Allah'tan sevgili kuluna yumuşak bir hitap vardır.

İletişimde uslup ve hitap şekilleri çok önemlidir. Kur’anı Kerimde otuzun üzerinde hitap şekli olduğu söylenmektedir. (6) (7)

 Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

---------------------------------------

1.      Saraç, Adem; Kalkalım ve Uyaralım; http://www.yuzaki.com/content/view/123/146/#sthash.H42y8LQn.dpuf

2.      Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/074.html    

3.      Aktaş, Şener; Muddesir Suresi; http://www.islammedya.com/yazidetay.asp?yaziid=2543

4.      Prof. Dr. Okuyan, Mehmet; Muddesir Suresinin ilk dört ayeti; http://www.youtube.com/watch?v=CZc2wjMuDOw


6.      Beleda, Ahmet; İletişimde uslûp ve hitap; http://www.ilkadimdergisi.net/node/1421



 ******************************************
*******************************************

004 (074) - Muddesir


İthaf
Muddesir Suresi Hakkında Kısa Bilgi
Muddesir Suresi  Ayetlerinin Açıklamaları
Bismillahirrahmanirrahim
01.  Eygiysisine bürünüp kenara çekilen!

























26.  Onu Sekar'a fırlatacağım.

27.  Bilir misin nedir Sekar?

28.  Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.

29.  İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o.

30.  Üzerinde on dokuz vardır onun.

31.  Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.

32.  Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin olsun Ay'a,

33.  Yemin olsun geceye, sırtını döndüğünde;

34.  Yemin olsun sabaha, ağarıp ışıdığında,

35.  Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.

36.  İnsan için bir uyarıcıdır.

37.  Sizden, öne geçmek yahut arkaya kalmak/erken davranmak yahut gecikmek isteyen için.

38.  Her benlik öz kazancının bir karşılığıdır.

39.  Uğur ve bereket yârânı müstesna.

40.  Bahçelerdedirler. Birbirlerine soruyorlar,

41.  Suçlular hakkında:

42.  "Sizi Sekar'a sürükleyen nedir?"

43.  Cevap verdiler: "Namaz kılıp dua edenlerden değildik."

44.  "Yoksulu yedirip doyurmuyorduk."

45.  "Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik."

46.  "Din gününü yalanlıyorduk."

47.  "Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi."

48.  Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati.

49.  Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar?

50.  Sağa sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler,

51.  Arslandan ürkmüşlerdir.

52.  İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.

53.  Hayır, öyle şey olmaz! Doğrusu şu ki, âhiretten  korkmuyorlar.

54.  Hayır, iş, sandıkları gibi değil! O bir öğüt verici/bir düşündürücüdür.

55.  Dileyen düşünür onu, öğüt alır.

56.  Ve onlar, Allah'ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan O'dur.


Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk 



******************************************

*******************************************



İthaf (Muddesir Suresi)


*****************************************
 
Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) derleme  çalışmamı,
rahmetli hocaların hocası, büyük dedem (Aliosman dedemin babası) Hacı Mehmet Efendi’nin ve onun eşi, asıl ismini bile bilemediğim büyük ninem Çaprazina Hanım’ın
aziz ruhlarına ithaf ediyorum.
 Ruhları şad olsun.
 Sabahattin Gencal
 *******************************************




******************************************
*******************************************

18 Nisan 2014 Cuma

Muddesir Suresi Hakkında Kısa Bilgi

        “Müddessir Sûresi, Mekke-i Mükerreme’de 4. sırada nazıl olmuştur (müzemmil sûresinden önce, 3. sırada nazıl olduğu da rivayet edilir)… 56 ayettir… Adını, ilk ayetinde geçen ve Hz.Rasûlullah’ın da bir ismi olan “el-Müddessir” (elbisesine bürünen, örtünüp gizlenen) den alır (Müddessir’in aslı da Mütedessir’dir)…
                  
        Kur’an vahyinin ilk başlangıcı Alak Sûresi’nin ilk beş ayeti olsa da, vahye ara verilmesinden sonra ve bir daha kesilmemek üzere vahyin ardı arkasına gelmeye başladığı sûre Müddessir Sûresi’dir… Sahabenin tanıklığı ve bildirdiklerine göre Hz. Rasûlullah’a vahiy gelişi, Müddessir Sûresi’nin ilk beş ayetinden sonra kızışmıştır… Nitekim hadis-i şerifte: “Sonra (Müddessir’in başındaki ayetler nazıl olduktan sonra), vahiy kızıştı ve ardı arkasına gelmeye başladı”, buyurulur… Bu nedenle bu sûreyi vahyin başlangıcı sayanlar da vardır…” (1)

        Muhtevâsı:

         Bu mübârek Sûre-i celîle Resulullah Aleyhisselâm’a tebliğ vazifesini büyük bir azimle yerine getirmesini, müşrikleri uyarmasını ve sabırlı olmasını emrederek başlamaktadır.

         Sekizinci Âyet-i kerime’den itibaren üç Âyet-i kerime’de müşrikler tehdit edilmekte, imansızlıklarının karşılığı olarak kıyamet günü başlarına gelecek büyük tehlike haber verilmektedir.

         Yirmi altıncı Âyet-i kerime’ye kadar; Velid bin Muğire adlı bedbaht bir kâfirin iman etmemekle kalmadığı, kavmini de inkârda bırakmak için var gücü ile çalıştığı, bunun için de cehenneme müstehak olduğu anlatılmaktadır.

        Kırk sekizinci Âyet-i kerime’ye kadar; kâfirler için hazırlanmış olan cehennemin, insanı titretip dehşete düşüren korkunç azaplarından, büyük bir belâ olduğundan, onun sert bekçilerinden mevzu edilmektedir.

         Elli üçüncü Âyet-i kerime’ye kadar; kâfirlerin ahiret hayatındaki sefil durumları ve perişanlıkları güzel bir benzetme ile gözler önüne serilmektedir.

        Son olarak da müşriklerin imandan yüz çevirmelerinin sebebi açıklanmakta, Kur’an-ı kerim’in herkes için bir öğüt olduğu beyan edilmektedir. (2)

        “Bu sûre ile Allah-u Teâlâ insanların İslâm'a nasıl davet edileceğini ve bir davetçide bulunması gereken vasıfları Rasûlullah'a bildirmiştir.

         Bu sûre Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra davet vazifesini yüklenen dava erleri için de bir yol gösterici ve bir rehberdir.” (3)

        “Rabbimiz; Müzzemmil suresinde, örtüye bürünen Resulüne ve arkadaşlarınaeğitim için kalkmalarını emrederken, Müddessir Suresi'nde, bireysel inşa surecinden (dava dönemi), toplumsal inşa surecine (davet dönemi) geçilmesi gerektiğini bildiriyor. Artık toplumsal temsillik başlıyor. Öncelikle; her şeyi Rabbin adına yapacaksın, her türlü insan kaynaklı değerleri hayat ölçüsü yapmayacaksın, elde ettiğin tüm başarının Rabbinden olduğu bilinciyle büyüklenmeyeceksin, yoluna çıkacak tüm engellere ve engellemelere karşı sabredeceksin. Eğer bu ilkelere uyarsan, tüm delillere rağmen inanmayanların yapmak istediklerine karşı tek yardımcın Ben olacağım.” (4)

         Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli

----------------------




4.      http://www.islamvehayat.com/6296_mu-ogrencilerinden-muddessir-suresi-nin-bize-ogrettikleri.html


******************************************
*******************************************



8 Nisan 2014 Salı

“Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın! Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.”


Bismillahirrahmanirrahim
      إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
     İnne rabbeke ya'lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meak(meake), vallâhu yukaddirul leyle ven nehâr(nehâre), alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakreû mâ teyessere minel kur'ân(kur’ânî), alime en seyekûnu minkum merdâ ve âharûne yadribûne fîl’ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakreû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenâ(hasenen), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayren ve a'zame ecrâ(ecren), vestagfirûllâh(vestağfirûllâhe), innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi (73) 20. Ayet

     Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi  20. Ayetinin Mekkî olduğunu ileri süren rivayetler olduğu gibi, Medenî olduğunu ileri süren rivayetler de vardır.
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 20. Ayetinde gece kalkıp okumaya, af dilemeye, tövbeye, namaza, zekâta, ödünç vermeye, önden gönderilen iyiliklere; Allah’ın affedici ve esirgeyici olduğuna değinilmektedir.
      Kur’an-ı Kerim Muzemmil Suresi 2,3 ve 4. Ayetlerinden yani;  “Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,” “ Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt!”  “Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!” emirlerinden sonra gelen 20. Ayette bir nesh yoktur:
    “Bu Âyet, bazılarının ileri sürdüğü gibi, Sûrenin 2–4. Âyetlerini nesh edip hükümlerini kaldırmamakta, aksine o Âyetleri farklı bir üslûp ile pekiştirmektedir. Peygamberimize 2–4. Âyetlerle verilen talimatların onun tarafından yerine getirildiği beyan edilmekte ve toplum yapısına dikkat çekilmektedir. Buna göre; Kur'ân öğrenme ve öğretme ile meşgul olanlar tıpkı peygamberimiz gibi 2–4. Âyetlerle amel edecekler, bunların dışında (esnaf, tüccar, avcı, çiftçi, asker, hasta) olanlar ise geceleri dinlenecekler, gündüzleri işlerine bakacaklar, sadece Kur'ân'dan kolay geleni öğrenip öğreteceklerdir.
    
     Âyette iki kez geçen O halde Kur'ân'dan kolay geleni okuyun ifadesinin namazla bir ilgisi yoktur. Âyette ifade edilen salt Kur'ân okumak ve öğretmektir. Namaz zaten Âyette açıkça söylenmektedir. Kur'ân'dan kolay gelenin okunması konusunda farklı fikirler ileri sürülmüş ve çeşitli Âyet sayıları verilmiştir. Kolaylık ölçüsünü sayısal olarak değil, mantıksal olarak değerlendirmenin daha doğru olduğu kanısındayız.  ” (1)
      “Ayet, Gece Kıyamı’yla ilgili bir önceki emri neshetmemekte, Gece Kıyamı’nın hafifletilmesine ruhsat vermektedir. Bunun hikmeti ayette açıklanmıştır:
     “Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah’tır; sizin onu kuşatamayacağınızı bildi, böylece size tevbe nasip etti; artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun”: Yani “Sizin geceyi kuşatamayacağınızı, Gece Kıyamı’nın gereğini her daim tamamıyla yerine getiremeyeceğinizi bildi ve tevbenizi kabul etti.” Bunun nedenleri ayetin devamında beyan edilmiş ve ardından “Ondan (Kur’an’dan) kolayınıza geleni okuyun” ifadesi tekrar edilmiştir. “Allah içinizden hastalananların, Allah’ın lütfundan (rızık) aramak için yeryüzünde gezip dolaşanların ve Allah yolunda savaşa çıkanların olacağını bildi; artık ondan kolayınıza geleni okuyun.” (2)
        “Günahlardan kurtulma ve bağışlanma yolu olan tevbe, başlı başına bir ibadet şeklidir. İnsan, dünya hayatında var olduğu sürece her an tevbe edebilir. Ancak insan için ömrün süresi meçhul olduğundan o hiç beklenmedik bir anda sona erebilir. Öyleyse insan, ölümün eşiğinde olduğunu unutmadan işlediği günahlardan bir an önce tevbe etmelidir. Asıl felaket, insanın kendine tanınmış olan imkânlardan yararlanmamasıdır. Tevbe, insana Allah tarafından sunulan bir umut oluğu, kurtulma ve bağışlanma yoludur. Bunun için insan, umutsuzluğa düşmeden geçmişi imkân nisbetinde onarıp daha iyi bir gelecek kurma çabası içinde olmalıdır.
    
      Bu ayette, gece ibadetinin hafifletiliş nedenine açıklık getirilmekte; hastalık, meşru işlerle meşgul olmak ve Allah yolunda savaşmak gibi nedenlerle şartların değişebileceği, buna bağlı olarak da hükümlerde değişikliğe gidilebileceği mesajı verilmektedir.
          Demek ki uygulanması güç olan hükümlerde ısrar etmek, zorluktur. Oysa Allah, zorluğu değil, kolaylığı diler; insana gücünün üstünde bir şey teklif etmez. İslam’da bir işin vazife olması, insanın o işi yapmaya güç yetirebilmesine bağlıdır. Bu yüzden İslami hükümler, makul ve adildir; Kur’an da emirlerine bunun için kolaylık atfetmektedir.
    
     Kolaylık, islam’ın en önemli ilkelerinden biridir. Peygamber (as), bu ilkeyi: “Allah’ın dini kolaydır, kolaylık dinidir.” Sözüyle dile getirmiş; o, sözleriyle daima kolaylığı tavsiye etmiş, uygulamaları ile de bizzat kolay olanı yapmıştır. Çünkü zor iş, daha çok ihmale uğrar.
     Hemen belirtelim ki kolaylaştırma, “dini değiştirme ve yapılabilinecek olanı yapmama” anlamına gelmez. Kolaylaştırma, işleri dinin ölçülerine ve eşyanın tabiatına uygun biçimde yapmaktır. Aşırı gidip dinin ölçülerinin ve fıtrat gerçeğinin dışına çıkmak da zorlaştırmadır.
     Allah’ın istediğinden fazla dindar olmak isteyen kimse, sonunda mağlup olur. Bunun için hiç kimsenin, dinin ölçülerini aşarak veya onları kendi arzusuna göre değiştirerek dini zorlaştırma hak ve yetkisi yoktur. ” (3)
     “Allah’ın, kullarına bağışla yöneldiğini belirtmek için, ayette, sizi affetti anlamına gelen “fe-tâbe aleykum” ibaresi kullanılmıştır. Bu ibaredeki tâbe kelimesi, hatadan dönmek, pişman olmak ve affetmek gibi anlamlar taşıyan tvb kökünün türemiş şeklidir. Aynı kökten gelen tevbe kelimesi ise, “insanın günah ve hatasını terk edip Allah’a dönmesini, Allah’ın da kendisinden af dileyen kuluna bağışla yönelmesini” ifade eder. İ’tizar (özür dileme) tevbe değildir. Çünkü mu’tezir yaptığı işte özrü olduğunu düşünür. Tevbe ise her hangi bir özrü olmadığını itiraftır. (Tevbe konusunda daha fazla bilgi için Furkan Suresinin 70. ayetine bakınız)
    
     Kur’an’ın, İslam’a özgü bir dünya görüşü oluşturmak için kullandığı anahtar kavramlardan biri de sebilullah terkibidir. Allah’ın yolu anlamına gelen “sebilullah” terkibi, muhtemelen nüzul sürecinde ilk kez bu ayette geçer.
      Sebilullah terkibi, İslam öğretilerinin tümünü ifade etmek için kullanılır. Çünkü Allah’ın yolu, iyilik nev’inden O’nun emrettiği her şeyi içeren ve Kur’an vahyi aracılığı ile insana bahşedilen hidayet yoludur. Ayrıca bu terkip, çoğunlukla cihat ayetleri içinde yer aldığından cihat vasıtaları olarak da yorumlanmıştır. Cihat, Allah yoluna konan engellerin kaldırılması ve bu yolun açılması için girişilen bir eylem olsa da Allah’ın yolu tabiri, cihattan daha genel bir anlam taşır. Bunun için Yüce Allah, bu yola hikmetle, güzel öğütle çağırmayı; İslam’ın, hayatı belirleyen bir sistem olmasına karşı çıkanlarla en güzel biçimde mücadele etmeyi istemiştir.
      Vahiy kronolojisinde ilk kez bu ayette geçen zekât kelimesi, artmak, gelişmek, arınmak ve temizlik gibi anlamlara gelen zky kökünün türemiş şeklidir. Zengin olan kişinin, malının belli bir miktarını fakirlere vermesine zekât denir. (Daha fazla bilgi için Neml Suresinin 3. ayetine bakınız)
    
      Karzen hasenen: Güzel borç demek ise de Hadid: 57/11'de malın en iyisini seçip Allah rızası için ihlâs ile en uygun yere harcamadır. Karz ise ödünç vermek demektir. Yani, başlangıcı ariyet/ödünç verme, sonrası, bey'i sarf (para ve değerli maden gibi alış veriş araç­larının alınıp satılması) olan bir alışveriş biçimidir. Deyn kelimesi de borç anlamına gelir. Bu manada karz; altın olarak ödemek üzere birinden altın almaktır. Bu miktar geri ödeyinceye kadar senin üzerinde deyn (borç) olarak kalır. Bu durumda her karz “deyn”dir, her deyn ise “karz” değildir.” (4)
         Zekâtın, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındığına inanılır. Kur'anda zekâttan Ahzap Suresi 33, Araf 156, Bakara 43, 83, 110, 177, 277, Beyyine 5, Enbiya 73, Fussilet 7, Hac 41, 78, Lokman 4, Maide 12, 55, Meryem 31, 55, Mücadele 13, Müminun 4, Müzzemmil 20, Neml 3, Nisa 77, 162, Nur 37, 56, Rum 39, Tevbe 5, 11, 18, 60, 71. ayetlerinde bahsedilir.. (5)
         “Allah-u Teâlâ gece namazını çoğaltmanın ve farz olan beş vakit namazı kılmanın başka başka ibadetler olduğunu belirtmek için şöyle buyurmaktadır:
    “Namazı kılın, zekâtı verin.” (Müzzemmil: 20)
      Zekât ibadeti Kur’an-ı kerim’de birçok Âyet-i kerime’lerde namaz ibadeti ile birlikte emredilmiştir. Namaz emredilip de hemen akabinde zekâtın emredilmediği yer pek yok gibidir. Bunun da sebebi namaz ile zekât arasında kuvvetli bir bağlılığın oluşudur. Namaz İslâm’ın direğidir, namazı terkeden dinini yıkmış olur. Zekât ise İslâm’ın köprüsüdür. Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez.
      Zekâtın dışında bir de nafile olarak verilen sadakalar vardır.
      Allah-u Teâlâ’nın kendisine verdiği malı, kişinin Rızâ-î Bâr-î yolunda sarfetmesi, Kur’an-ı Kerim’inde “Güzel Bir Borç” mânâsına gelen “Karz-ı hasen” olarak vasıflandırılmaktadır:
      “Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun.” (Müzzemmil: 20)
      Ahirette sevabını almak üzere, ödünç verir gibi hayır yolunda harcamalar yapın. Allah-u Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmak için hayrat ve hasenatta bulunun, fakirlere sadaka verin, yoksulları araştırın, zaruri ihtiyaçlarını görün.
      Önceden kendiniz için takdim ettiğiniz her şey, o gün yine size takdim edilecektir. Dünyada iken sakladığınız şeylerin en hayırlısı bunlardır.
      Allah-u Teâlâ ihtiyaçtan münezzeh olduğu halde “Borç istemek” Zât-ı akdes’ine izâfe edilmiştir. Allah-u Teâlâ kullarını infaka teşvik için, Allah yolunda vermeye tahrik için, sarfettikleri şeylerin Zât-ı akdes’ine verilmiş bir borç olduğunu belirtmektedir.
     “Kendiniz için önden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu hem de daha üstün ve mükâfâtça daha büyük olmak üzere bulursunuz.” (Müzzemmil: 20)
      İnfakın karz-ı hasen olabilmesi için; gönül hoşnutluğu ile verilmesi, mümkün oldukça gizli verilmesi, riyâ karıştırılmaması, verdiği her ne kadar çok olsa da az kabul edilmesi, verilirken başa kakılmaması şarttır.
      Hâlis bir niyetle Allah yolunda infak edilen her şey bu Âyet-i kerime’nin şümulüne girer.
     Allah-u Teâlâ kuluna verdiği rızkın fazlasını ödünç olarak istemekte, sonra da bu borcun karşılığını kat kat iâde edeceğini vâdetmektedir. Dünyada malına bereket, kendisine saâdet ve selamet verir. Ahirette ise mükâfât olarak birçok sevaplar ihsan buyurur.
     “Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” (Müzzemmil: 20)
Çünkü insanlar bu hususta kusur etmiş olabilirler. Allah-u Teâlâ’ya yönelmeleri, niyetlerini düzeltmeleri, tevbe ve istiğfarda bulunmaları için müracaat kapısı her zaman için açıktır. Çünkü O kullarının tevbe ve istiğfârından çok hoşlanır, onlara azap etmek istemez, rahmeti gadabından önce gelir.” (6)
      Affetmek İslâm’da Allah ve insan ilişkisinin temel ilkesidir. İnsan günahkârdır ve eksiktir, buna mukabil Allah bağışlayandır. Allah’ın isimlerinin önemli bir kısmı günahları affetmek, bağışlamak, silmek ile ilgilidir.” söylüyor Ekrem Demirli ve insanın gerçek manada ahlaklı olmasının, Allah ahlakına sahip olmasının Allah’a benzemeye çalışmasıyla mümkün olabileceğine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Demirli, konuyu şu şekilde açıklıyor: “Yani Allah nasıl affederse insan da öyle affedici olarak Allah’a benzemek ister. Affediciliği, Allah’ın bir vasfı olarak görmek lazım. Affeden Allah’tır, insan ise Allah’a tabi olarak ve O’nun ahlakını taklit ederek affeder.” (7)
   Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.     Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 
4.     Aktaş, Sener; Muzemmil Suresi, http://www.islammedya.com/yazidetay.asp?yaziid=2540
7.     Gül, Reyhan; Affet ki Affedilesin;
 ******************************************
*******************************************