18 Temmuz 2014 Cuma

“İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.”

       Bismillahirrahmanirrahim
      فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
       Fe zâlike yevme izin yevmun asî(asîrun).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 9. Ayet
       Müfessirler, genellikle  Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresinin  8, 9 ve 10. Ayetlerini birlikte açıklamışlardır:

        “Bu surenin ilk ayetleri, Allah Rasulü'nün peygamberliğini açıkça ilan etmeye başlamasından sonra nazil olmuştur. Bu, İslâm'ın açıkça tebliğinden sonraki ilk hacc zamanıydı. Kureyş'in ileri gelenleri bir araya gelerek gelen hacılara, onları Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (s.a. v) hakkında yanlış düşüncelere sevkedecek propaganda yapılmasını kararlaştırmışlardı. İşte bu ayetlerde kafirlerin bu planlarının yorumu yapılmaktadır. En önce buyurulmaktadır ki, "Ne yaparsanız yapın, belki bu dünyadaki maksadınıza erebilirsiniz, ama o kıyamet günü Sur'a üflendiğinde o kötü sonunuzdan nasıl kurtulabileceksiniz bakalım?" Sur hakkında izah için bkz. Enam an: 47; İbrahim an: 57; Taha an: 78; Hacc an: 1; Yasin an: 46-47; Zümer an: 97; Kaf an: 52.” (1)

        “8–10.   Çünkü o boruya üflendiğinde, işte o gün, çok zorlu, çok çetin bir gündür. Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.

        Bu Âyetlerde de âhiret teması işlenmekte ve insanlar ahrete iman etmeye yöneltilmektedir.” (2)

        “Surenin 8-10. ayetlerinde hesap gününe dikkat çekiliyor ki, oldukça manidardır. İlginçtir ki, bu üç ayet müstakil olarak inmiş ve 1-7. ayetler ile 11-37. ayetlerin arasına yerleştirilmiştir. Bütün ayetler gibi bu ayetler de önceki ve sonraki ayetlerle bütünlük içerisindedir. Talimatların sıralandığı ilk yedi ayetin ardından hesap gününe dikkat çekilmesi, bir bakıma “Aksi halde…” anlamını ihtiva eder. Yani “Aksi yönde tutum ve davranışlarda bulunursan/ız, bil/in ki, o diriliş borusuna üflendiğinde, işte o gün zorlu bir gündür; kâfirler için kolay değildir!” Bu üç ayeti (surenin 8-10. ayetlerini), sonraki ayetlere bağladığımızda ise “Öyleyse…” ifadesini kullanabiliriz. Yani, “O diriliş borusuna üflendiğinde, işte o gün zorlu bir gündür, kâfirler için kolay değildir; (öyleyse) tek başıma yarattığım o kişiyi bana bırak!…” Metinde “aksi halde” ve “öyleyse” ifadeleri yer almıyor; biz, ayetlerin nasıl birbirine bağlanacağını gösterebilmek için bu ifadeleri kullandık.” (3)
       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli 

-------------------------

1.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri ; http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_17_archive.html

1.      Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 
 http://www.istekuran.com/index.php?page=mudessir


 ******************************************
*******************************************

10 Temmuz 2014 Perşembe

“O boruya üfürüldüğünde”


       Bismillahirrahmanirrahim
       فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
       Fe izâ nukıre fîn nâkû(nâkûri).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 8. Ayet

        “Kelime olarak sûr, "seslenmek, boru, üflenince ses çıkaran boynuz" anlamlarına gelir. Terim olarak "kıyametin kopuşunu belirtmek ve kıyamet koptuktan sonra bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için İsrâfil (a.s.) tarafından üfürülecek olan boru"ya sûr denilir. Hz. Peygamber bir hadislerinde sûrun, kendisine üflenen bir boru ve boynuz olduğunu haber vermişlerdir (Tirmizî, "Kıyâmet", 8). Fakat bu borunun mahiyeti insanlar tarafından bilinemez. Sûr da bütün âhiret hallerinde olduğu gibi dünyadaki borulara benzetilemez.

        Kur'an âyetlerinden anlaşıldığına göre, İsrâfil (a.s.) sûra iki defa üfürecektir. İlkinde Allah'ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olan her şey dehşetinden sarsılacak (nefha-i feza`=korku üfürüşü) ve her şey yıkılıp ölecek ve kıyamet kopacak (nefha-i sâik=ölüm üfürüşü), ikincisinde de insanlar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rablerine koşacaklardır (nefha-i kıyâm=kalkış üfürüşü) (en-Neml 27/87; Yâsîn 36/51; ez-Zümer 39/68; el-Hâkka 69/13-16).

        İsrâfil'in sûra iki defa üfürmesi arasında geçecek zaman ise kesin olarak bilinmemektedir.” (1)

        “Ebu Said el-Hudri’den; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ben nasıl rahat edebilirim ki sur sahibi sur’u ağzına almış, alnını yere eğmiş ve kulağını dinlemeye vermiş sur’a üfleme emrini beklemektedir.’ Bunun üzerine sahabiler: ‘Ey Allah’ın Resulü, bize neyi emredersin?’ dediler. Resulullah da onlara: ’Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz Allaha’a tevekkül ettik deyin’ diye buyurdu.”

        Evet, en büyük insan, en büyük peygamber ben nasıl rahat edebilirim derken, biz hâlâ rahat bir hayat sürüyorsak, acaba binlerce kez vay halimize dememiz gerekmez mi? O peygamber bu kadar korkup çekinirken, bizim gözlerimizin daima nemli olması, o günü düşünüp keyfimizin kaçması gerekmiyor mu?

        Ama heyhat ki, bu hal bize çok uzaktır. Ne ağlayan bir göze ne de titreyen bir kalbe sahibiz. Peygamber rahat değilken biz gayet rahatız. Allah cümlemize ağlayan bir çift göz, titreyen bir kalp nasip etsin. (Amin!)” (2)

        Prof. Dr. Mehmet Okuyan Kur’anda Son Saat ayetlerini okuduktan sonra Cenab u Hakkın Peygamberimize Gaybın kimse tarafından bilinemeyeceğini söyletiyor. (3)

        Özetle, Son Saati kimse bilemez; onun için son anda imişiz gibi davranmalıyız.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

--------------------


2.      Hakseven, Mücahid; Sura üfürüldüğü Gün; http://www.baktabul.net/inanc-dunyasi/221906-sura-ufuruldugu-gun.html

3.      Prof. Dr. Okuyan, Mehmet; Kur’anda Son Saat (Kıyamet) Ayetleri; (video) http://www.youtube.com/watch?v=GUT7VLrFvyI


 ******************************************
*******************************************


1 Temmuz 2014 Salı

“Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği!”

       Bismillahirrahmanirrahim
       وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ
      Ve li rabbike fasbir.
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 7. Ayet
        “Rabbin için sabret” emrinin, daha önceki altı ayette sıralanan bütün emir ve nehiyleri tamamladığına dikkat edilmelidir; zira bu emir ve nehiylere layıkıyla riayet edebilmenin yolu sabretmekten geçer. Bir başka ifadeyle sürekliliği sağlayan temel unsur sabırdır.” (1)

        “Yani, sana verilen bu görev çok zor bir iştir. Bu yüzden birçok musibet ve eziyetlerle karşı karşıya kalacaksın. Senin halkın bile sana düşman olacak. Bütün Arap Yarımadası sana karşı cephe alacak. Ama ne olursa olsun Rabbinin hatırı için bunlara sabret ve bu vazifeyi sebat ve karar ile yerine getir. Hiçbir korku, hırs, dostluk, düşmanlık ve sevgi seni bu davadan vazgeçirmek için araya girmesin. Bunlara rağmen kendi yolunda ısrarla devamını sürdür.” (2)

        “Sabır, sadece zorluklar karşısında değil, hayatın her anında yaşanması gereken güzel bir ahlak özelliğidir.

        Sabır; ‘ Rabbin için sabret.’  (Müddessir Suresi,7) ayetinden de anlaşılacağı gibi yalnızca Allah rızası içindir. İnsan ancak Allah'a olan imanı ve yakınlığı oranında sabır gösterebilir. Karşılaştığı olumsuz olaylarda gösterdiği güzel ahlak süreklidir. ‘İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.’ (Fussilet Suresi, 34-35) Ayetten de anlaşıldığı gibi ‘sürekli’ olan güzel ahlakı sabredenlerden başkası gösteremez. Müminler her zaman en güzel davranışı ve en güzel ahlakı gösterme konusunda kararlıdır ve en ufak bir gevşeme göstermeden bu ibadeti yerine getirmeye devam ederler. Başına ne kadar büyük felaketler gelirse gelsin onlar için fark etmez. "Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın..." (Al-i İmran Suresi, 200)  ayetinde buyrulduğu üzere hayırlarda yarışır gibi, sabırda da yarışmak bir mümin özelliğidir.

        Karşılaşılan her türlü olay mümin için bir sınav konusudur. Göstereceği sabrın önemini çok iyi bilir ve Allah’ın razı olacağı tavrı göstermek için yoğun bir çaba sarfeder. Bunu yaparken de en ufak bir huzursuzluk ve sıkıntı duymaz. Çünkü her şeyde mutlaka bir hayır olduğunu düşünür ve sonsuz bir tevekkülle Allah’a sığınır, yardımı da sabrı da yalnızca O’ndan diler. Kader gerçeğini bilen ve her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğine inanan mümin, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık geleceğini ve Allah’ın kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyeceği gerçeğini bilir. "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah Suresi, 5–6) "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez..." (Bakara Suresi, 286)” (3)

        “Rabb'in için sabret. Yani yanlışlıklar içerisinde olduklarını kabul edemedikleri için tepki gösteren restlere kötülere, yanlış gidişatı hayat tarzı edinmişlere, zalimlere, zorbala­ra- yanlış baştan çıkarıcı istek ve arzulan nedeniyle nefsine karşı diren; hak dava gerileten veya saptıran geri adım(lar) atma, zorluklara teslim olma, dosdoğru olan yolunda ilerlemekte bıkkınlık gösterme, her türlü olumsuz söz ve davranışa karşı dirençli ol; tam bir kararlılık içerisinde, vahiyle bildirilen yol üzere, verilen ilâhî talimatların gereğini aynen yerine getir ve tüm bunları yaparken sadece Al­lah'a güven.”(4)

       Özetle, tüm görevlerimizi gereği gibi yerine getirebilmemiz için her türlü olumsuzluğa rağmen, Allah rızası için sabır göstermemiz gerekir.
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

---------------------


2.      Mevdudi,  Ebu’l-Alâ; Tefhimu’l-Kur’an (Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri); http://kuranikerimmealleri.blogspot.com/2007_07_17_archive.html

3.       Öztürk, Altuğ; Sabır; http://www.hicrandergisi.com/konuk-yazilar/sabir.html

4.      Şeyma-i Nur; İlk Talimatlar; http://www.ilimdunyasi.com/hz-muhammedin-islam-daveti/ilk-talimatlar/?imode



******************************************
*******************************************