15 Ekim 2014 Çarşamba

“Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!”


     Bismillahirrahmanirrahim
ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
     Zernî ve men halaktu vahîdâ(vahîden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 11. Ayet

     “Abdullah b. Abbas, Mücahid, Katade, İbn-Î Zeyd ve Dehhak´tan nakledildiğine göre bu âyette ve bundan sonraki âyetlerde sıfatlan zikredilen bu kişiden maksat, Velid b. Muğire el-Mahzumi´dir.” (1)
     Genelleştirerek söylenirse Velid b. Muğire el-Mahzumi’nin şahsında, onun gibi olan servet ve taraftar sahibi ve mal hırsı içinde olanların tevhit mesajı karşısında takındıkları olumsuz durum nedeniyle Allah bunların kendisine bırakılmasını istiyor.
      Müzemmil Suresi 11. Ayetinde de Allah, peygambere sabretmesini ve bu tür kişilerin kendine bırakmasını buyuruyor. Sabrın iyi olduğu Velid b. Muğire’nin oğlu olan Halid’in islam sancaktarı olmasından da anlaşılmaktadır.
       Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile kul arasına kimsenin girmemesi gerektiğini Müzemmil Suresi 11. Ayet ile, Muddesir Suresi 11. Ayetten örnek vererek söylemektedir. Aynı konuda …’da şu ifade yer almaktadır:
      “Allah, Nebisine bile, yarattığı insanların hidayet ve dalaleti konusunda şahsi yetkiler vermiyor. Nebi sadece tebliğ  görevini yapacak ve gerisine karışmayacaktır” (2)
       11- 17. Ayetlerin Muğire’in şahsında Mekkeli ileri gelen müşrikler hakkında indiği müsessirler tarafından söylenmektedir.  Ancak ifadeler genel olup bugünkü ve yarınlardaki Muğireleri konu edinmektedir.
       Elmalılı da diğer müfessirlere benzer ifadeler kullanmakla birlikte farklı bir yaklaşım da göstermektedir:
      "Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak". Burada "tek olarak" mânâsına gelen kelimesi, hem yaratanın hem de yaratılanın durumunu gösterebilir. Yani "benimle bırak, hiçbir ortağım olmadığı halde tek başıma yarattığım o kimseyi" yahut "kendisini tek başına, hiç kimsesi olmadığı halde yapayalnız yarattığım o kimseyi" demek de olabilir. Bu mânâ "Andolsun sizi ilk defa nasıl yaratmışsak, onun gibi yapayalnız ve teker teker huzurumuza gelirsiniz."(En'âm, 6/94) buyrulduğu üzere her kişi hakkında sahih olur. Bununla kıyametin de yaratılış gibi özellikle her fert için ayrı bir safhasının olduğuna işaret edilmiş demektir.
     Âyetin özel bir olay ve şahısla ilgili olarak inmesi hüküm ve uyarmanın vasıflara göre genel olmasına engel de değildir. Bu âyetin iniş sebebinin Velid b. Muğire el-Mahzumi olduğu rivayet ediliyor. Burada onun Nûn sûresinde geçtiği gibi soysuz, piç olduğuna ima ve "vahid=tek başına" namiyle anıldığına işaret olduğu söylenmiştir.” (3)
       Seyyid Kutub bu konuda birkaç rivayet anlatır. Bunlardan biri şudur:
     “Başka bir rivayete göre Velid'in Peygamberimize karşı yumuşaması üzerine ileri gelen Kureyşliler "Eğer Velid, dininden dönerse bütün Kureyşliler dinlerinden dönerler" derler. Bunun üzerine bu işi bana bırakın, hepiniz adına onu çözerim diyen Ebu Cehil, hemen Velid'in yanına koşar. Velid uzun uzun düşündükten sonra Peygamberimizden dinlediği Kur'an hakkında "O eskilerden aktarılmış bir büyüdür. Görmüyor musunuz, karı ile kocayı, evlad ile babayı, köle ile efendiyi birbirinden ayırıyor" der.
        İşte rivayetlerin bize aktardıkları olay budur. Kur'an burada ona canlı ve etkileyici bir anlatımla değiniyor. Söze şu bel kırıcı, korkunç tehditle giriyor: "Şu adamın işini bana bırak."
        Ayet, Peygamberimize sesleniyor. Anlamı şu: Şu adamı bana bırak. Ben onu yaratırken yalnız başına idi. Şimdi gururlandığı bol servetin, gözünden ayırmadığı evlatların, şımarmasına ve daha çoğunu istemesine yol açan öbür dünya nimetlerin hiçbiri o zaman yanında yoktu. Onun işini bana bırak. Hileleri ve tuzakları ile kafanı yorma. Onunla doğrudan doğruya ben savaşacağım.
        Bu ayeti okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Yüce Allah'ın ezici, kahredici gücünün harekete geçtiğini düşününce yüreklerde zelzele kopuyor. Çünkü bu ezici güç şu zavallı, miskin, güçsüz ve minnacık yaratığı tepelemek için harekete geçiyor. Ayet bu zelzeleyi bu zelzeleye tutulması sözkonusu olmayan okuyucunun ve dinleyicinin kalbinde kopardığına göre bu zelzeleye tutulan zavallının hâlini varın siz düşünün! (4)
       Diriliş günü inkârcıların düşeceği durumlar birçok ayette belirtilmektedir. (5)
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
       ---------------------
1.       et-Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir; Tefsiri Taberi; http://www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=5403&BID=62
3.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm
4.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm




******************************************
*******************************************

10 Ekim 2014 Cuma

“Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.”


       Bismillahirrahmanirrahim
       عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ     
      Alel kâfirîne gayru yesîr(yesîrin).
       Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 10. Ayet

      Seyyid Kutub da Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 8, 9 ve 10. Ayetlerini birlikte açıklamaktadır:
      “8- O Sur â üflendiği zaman,
       9- O gün çetin bir gündür.
     10- Kafirler için hiç de kolay değildir.
     Ayetin orjinalinde geçen "Nakr finnakur" ifadesi başka ayetlerde yeralan "Sur'a üfleme" deyiminin verdiği anlamın aynısını taşır. Fakat buradaki ifade daha güçlüdür, meydana gelen yüksek sesin frekans şiddetini daha çarpıcı biçimde somutlaştırır. Bizleri sürekli çınlayân bir ses kaynağı ile yüzyüze getirir. Çünkü "kulağı çınlatan ses" imajı, "kulağın işittiği ses" imajından daha etkilidir. Bundan dolayı "o gün" Kafirler için zorlu bir gündür. Bir sonraki ayette kolaylığın en zayıf gölgesi bile dışlanarak "zorluk" imajı pekiştiriliyor.
     "Kafirler için hiç de kolay değildir."
     O gün kafirler için katıksız zorluktan ibarettir. Bu zorluğun arasına kolaylığın kırıntısı bile karışmaz. Sözkonusu zorluğun ayrıntısına girilmiyor. Tersine kavram belirsiz ve bilinmez bırakılıyor. Bu da bunalım, sıkıntı ve ızdırap imajlarını güçlendiriyor. Aslında kafirler Sur'a üflenmeden, o son derece çetin günle yüzyüze gelmeden önce uyarılmaya ne kadar muhtaçtırlar!” (1)
     “Kâfirlere kolay değil. Bir önceki âyette "pek zor" denildikten sonra "kolay değil" demek ilk bakışta gereksiz gibi görünür. Fakat zorluk iki türlüdür: Birisi, önce çok zor olmakla beraber, gittikçe kolaylaşır, yenilebilir. Birisi de, gittikçe zorlaşır, hiç kolaylaşmaz. O günün herkes için zor olacak olduğu bildirilmek üzere denildikten sonra buyrulmuştur.”
       “9 ve 10’uncu ayetlerde, kıyamet gününün, hakikati kabul etmeyenler için pek zor bir gün olacağı bildirilir. Kuran’da, kıyamete ait pek çok isim zikredilir. Bunlardan biri de, bu ayette geçen yevmün asir dir. Yevmün asir, “zor ve ıstıraplı bir gün” demektir. Bu zor günün dehşeti, Kuran’da şöyle dile getirilir: «Çağrı sesinin, insanı, aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı gün, onlar kederli gözlerle rüzgârın dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar. Çağrı sesine doğru şaşkınlıkla koşacaklar; (işte o vakit) hakikati inkâr edenler: ‘Bu ne felaket bir Gün’dür !’ diye haykıracaklar.»
        Bu ayetlerde, Kıyamet gününün, inkârcılar açısından pek zor bir gün olacağı özlü biçimde ve insanların alışageldikleri kavramlarla ifade edilmiştir. Bundan maksat, inkârcı ve inatçı kimseleri uyarıp onları içine düştükleri kötü durumdan kurtarmaktır.”

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
        -------------------------
1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm
2.       Yazır,  Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm



******************************************
*******************************************