29 Aralık 2015 Salı

“Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.”

     
     Bismillahirrahmanirrahim
     ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
     Summe abese ve beser(besere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 22. Ayet

     Seyyid Kutub’un da belirttiği gibi Allah Muğire’nin portresini, önceki ayetlerde olduğu gibi bu ayette de yapıyor. Muğire’nin düşüncesinin bir noktada toplandığını belirtmek için yüzünü buruşturup kaşlarını çattığından söz ediyor:

     “Ardarda sıralanan jest ve mimik görüntüleri. Birbirini izleyen beyin dalgaları ve sıra sıra hareketler seriliyor gözlerimizin önüne, Sanki anlam sunan sözcükler karşısında değil de resim çizen bir fırça karşısında, daha doğrusu kare kare görüntü sunan hareketli bir film şeridi karşısındayız.

     Karelerin birinde adam düşünüyor, kafa yoruyor. Bunun yanısıra hüküm ifade eden bir beddua ile karşılaşıyor; "Kahrolası" diye. Ayrıca "Nasıl bir değerlendirme yaptı?" denilerek davranışı yadırganıyor, alay bombardımanına tutuluyor. Sonra vurgulama, mesajı pekiştirme amacı ile bu beddua ve yadırgama tekrarlanıyor; "Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?"

     Başka bir karede adam yapmacık, zorlamalı, alaya aldıran, komiklik çağrısını yapan bir ciddiyetle şöyle şöyle bakıyor.

     Bir diğer karede gülünç bir biçimde düşüncesini bir noktada yoğunlaştırmak amacı ile kaşlarını çatıyor, suratını asıyor.” (1)

    Bilmen’in açıklamasından da, Muğire’nin düşündüğünden farklı bir hüküm verirken yüz ifadesinin farklılaştığını anlıyoruz:

    “ (Sonra kaşını çattı) Ne diyeceğini düşünerek üzüntü içinde kaldı, (suratını astı.) hamlık gösterdi, alelacele yanlış bir hükm vermek istedi. "Abese" yüzünü buruşturdu, iki gözünün arasındakini karıştırdı, topladı manasınadır.

      "Beşere" de yüzünü ekşitti, katı yüzlü oldu ve istekte bulundu demektir.” (2)
        
        Seyyid Kutub’un deyişiyle;  “Ayetler bu canlı görüntüleri, resim fırçasının tuvale istediği manzaralardan daha kalıcı ve hareketli bir filim şeridinin gözler önüne serdiğinden daha estetik bir biçimde insan hayaline işliyor.

       Bu ayetler canlandırdıkları komik tipi sonsuza kadar hafızalarda kalacak bir gülünçlük örneği olarak somutlaştırıyor, kuşaklar boyunca ibret örneği olarak seyredilsin diye kahkaha ile güldüren portresini varlığın alnına kazıyor.” (3)
    
    Allah, insanın içinden geçenleri elbette bilir. Bu ayetlerdeki karelerle, Muğire’nin  aklından geçenlere atıfta bulunuluyor. Bundan hareketle ek bilgi olarak şu kanıya varabilir miyiz?  Jest ve mimiklerin, hareketlerin… duygu ve düşüncelerle bağlantısı vardır. (4)
    
      Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
      -----------------------

1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an  http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm
2.       Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; 
4.       İletişim Bilgisi; http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/ILT107U.pdf



******************************************
*******************************************

15 Aralık 2015 Salı

“Sonra baktı.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     ثُمَّ نَظَرَ
     Summe nazar(nazare).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 21. Ayet

              Kureyş müşrikleri, Resûl-i Ekrem Efendimizin yüce şahsiyetini nazarlarda (haşâ) küçültmek, ulvî maksat ve gayesinin insanlarca duyulmasına engel amacıyla hürmet ettikleri büyüklerinden biri olan Velid bin Muğire etrafında toplandılar ve konuşmaya başladılar. Bilmen’in de belirttiği üzere bu konuşma sırasında Muğire’nin durumu anlatılmaktadır:

            “(Sonra) O câhil, inkarcı şahıs (bakıverdi.) Kur'an-ı Kerim hakkında düşünmeye daldı, etrafındaki inkarcıları memnun edecek bir isnatta bulunmak istedi.” (1)
    
            “Ve sonra (yeni dayanaklar bulmak için çevresine) bakar,” (2)

               Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

     --------------------

1.       Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri;  http://www.tahavi.com/tefsir/074.html
2.        Esed, Muhammed; Kur’an Mesajı (Meal-Tefsir), 




******************************************
*******************************************

8 Temmuz 2015 Çarşamba

“Bir kez daha kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı?!”



     Bismillahirrahmanirrahim
     ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
     Summe kutile keyfe kadder(kaddere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 20. Ayet

            Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 19. Ayetindeki Muğire’yi yadırgama ve onunla alay mesajı 20. Ayette pekiştiriliyor.

           “Sonra kahrolası, nasıl da takdir etti ya!.. Bu tekrar, hem hakareti vurgulamaya, hem de her iki âyette geçen takdirin farklı olduğuna işarettir.” (1)

             “Muddessir Suresinde; ” Ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi “(16) diye tanımlanan kişi için deniliyor ki;

             " Derin derin düşündü o; ölçtü biçti. Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı? Bir kere daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı? Sonra baktı. Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi. Şöyle dedi: Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil. İnsan sözünden başka bir şey değil bu." (Muddessir 18-25)

           Şimdi, söz konusu ayetleri bu bilgiler ışığında yorumlarsak:

           1- Allah’ın ayetlerine karşı çıkan kişi cahil ya da aptal değil. Düşünüyor; demek ki aklını kullanıyor. Ayetleri okuyor; demek ki okuyup yazma ve değerlendirme yeteneği var.

            2- Ayetleri görür görmez karşı çıkmıyor. Yukarıdaki ayetlerden, belli bir süre araştırma yaptığını anlıyoruz.

        3- Allah; " Nasıl bir ölçü kullandı?" diye soruyor bizlere. Hem de iki defa. Böylece bu sorunun cevabını bulmak da bizlere farz oluyor!

         Sonuç olarak diyebiliriz ki; Sekar’a fırlatılacağı belirtilen bu kişi, aklını ve mantığını, nefsinin belirlediği ölçüye göre kullanarak hüküm veriyor!.. Bir başka deyişle; Aklını ve mantığını nefsin yolunda harcıyor.

          Mantığı, nefse yani “benliğe” benzer. Her ikisinin de ortak özelliği, birimsellik bilincini taşıyor olmalarıdır:

         Mantığı, birimsellik bilincinden çıkarıp,   "Tek" lik bilincine ulaştırabilirsek, nefsimizi de eğitebiliriz. Bu nedenle, önce mantığımızı eğitmeliyiz. Mantığımıza; aklımız ile, birimsellik bilinci ile hareket eden nefsimizin de bütünün parçası olduğu, başka bir deyişle; bizdeki cüzi nefsin kaynağının Külli Nefs olduğu bilgisini iletmeliyiz.
        …
        Her insanın mantık ölçüsünü, önyargıları belirler. Önyargılardan kurtulduğumuz ölçüde ise mantığımızın çerçevesi genişler. Bu nedenle de, her insanın mantık ölçüsü farklıdır. Mantığın, bu yoldaki görevi ise; cüzi aklı, Külli Akıl’a bağlamaya yardımcı olmaktır.”

           Özetle, mantığımızı Külli akla bağlayabilme çabasında olmalıyız.

          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

-------------------
1.               Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili; http://www.kuranikerim.com/telmalili/muddessir.htm
2.               Özkavalcığlu, Ceyhan; http://www.diniyazilar.com/2011/03/iman-butunlugunde-mantigin-rolu/




******************************************
*******************************************

1 Haziran 2015 Pazartesi

“Kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı!”



     Bismillahirrahmanirrahim
     فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
     Fe kutile keyfe kadder(kaddere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 19. Ayet

    Muğire’nin  Kur'an'da bir kusur bulmak, onu karalayacak bir söz hazırlamak için düşünmesi, kafa yorması Allah tarafından kınanıyor.  Seyyid Kutub’un  ifadesiyle: “ Bunun yanısıra hüküm ifade eden bir beddua ile karşılaşıyor; "Kahrolası" diye. Ayrıca "Nasıl bir değerlendirme yaptı?" denilerek davranışı yadırganıyor, alay bombardımanına tutuluyor.” (1)

     Elmalı da Seyyid Kutub’un açıklamasına benzer bir açıklama yapıyor:

     “Kahrolası, nasıl da ölçtü biçti Arapça'da bu yahut tabirleri, "kahrolası, Allah canını alası" gibi asıl itibarıyla beddua olmakla beraber, nazardan esirgemek şeklinde "yahu ne yaman şey, anası ağlayası" gibi bir değere işaret olarak övgü yerinde ve bazan da bu mânâda alay etmek ve dalga geçmek için kullanılır ki, burada, onun düşüncesini beğenenlerin bu yoldaki övgülerini anlatarak hakaret ve küçümseme mânâsında kullanılmıştır. Yani dedikleri gibi "kahrolası nasıl da takdir etti ya!..." (2)

       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

     ----------------------

1.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an;  
2.       Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili;



******************************************
*******************************************

15 Mayıs 2015 Cuma

“Derin derin düşündü o; ölçtü biçti.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
     İnnehu fekkere ve kadder(kaddere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 18. Ayet

         “Kureyş müşrikleri, Peygamber Efendimizin baskılarla, zulüm ve tahakkümlerle, eziyet ve işkencelerle kendilerine boyun eğmeyeceğini anlamışlardı. Bu sebeple, yeni yeni plânlar tertiplemeyi, yeni yeni isnad ve iftiralar uydurmayı tasarladılar. Hedef; Resûl-i Ekrem Efendimizin yüce şahsiyetini nazarlarda (haşâ) küçültmek, ulvî maksat ve gayesinin insanlarca duyulmasına engel olmaktı!
           Bu maksatla hürmet ettikleri büyüklerinden biri olan Velid bin Muğire etrafında toplandılar. Günden güne gelişen, gönüllere saâdet bahşeden îmân, İslâm davası ve onun temsilcisi olan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz hakkında konuşmaya başladılar.

            Fikir babalarından biri olan Velid bin Muğire, etrafında toplanmış, yüzlerine şirkin çirkinliği aksetmiş bulunan arkadaşlarına,
           "Ey Kureyşliler," dedi, "İşte Hac mevsimi de gelip çattı. Arap kabileleri yurdumuza akın edeceklerdir. Muhakkak onlar, şu adamımız Muhammed'in meselesini de duymuşlardır. Size bir takım sorular soracaklardır. Bu sebeple onun hakkında bir fikir etrafında birleşmemiz gereklidir. Tâ ki, aramızda ihtilâfa düşmeyelim."

            Bu, kurnazca bir teklifti. Ayrı ayrı fikir beyan etmeleri elbette onları inanılmaz ve sözlerine güvenilmez bir duruma sokacaktı. Dolayısıyla gelen halk üzerinde de pek tesirli olamayacaklardı.
Kureyşliler, bu kurnaz teklifin sahibini tedbir hususunda da dinlemek istediler.
           "Sen," dediler, "bize bu husustaki görüşünü, kanaatini ve tedbirlerini de söyle. Biz de aynısını söyleyelim ve aynı şekilde hareket edelim." Fakat, Velid, önce onların kanâat ve görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kureyş müşrikleri fikirlerini beyân ettiler.
            "Kâhindir deriz."
           Velid bu fikirlerine katılmadı.
           "Hayır," dedi, "vallahi o, bir kâhin değildir. Biz kâhinleri görmüşüzdür. Onun okuduğu şeyler, öyle kâhin mırıldanışları ve düzmeleri cinsinden değildir. Kâhin doğru da söyler, yalan da. Amma, biz Muhammed'in hiçbir yalanını görmedik ki!"

           Müşrikler,
           "O halde "mecnûn (deli)" diyelim" dediler.

          Velid, bu görüşe de itiraz etti:
           "Hayır," dedi. "O mecnûn da değildir. Delileri görmüşüz. Deliliğin ne olduğunu biliriz. Onun hali bir delininkine asla benzemiyor."
           Topluluktan üçüncü teklif geldi:
            "Öyle ise 'şair'dir deriz."

          Velid bu görüşü de doğru bulmadı.
           "Hayır, o şâir de değildir, biz şiirin her çeşidini biliriz. Onun okuduğu bunların hiçbirine benzemez."

           Müşrikler,
           "O halde 'sihirbaz (büyücü)' deriz."

            Bu fikirler de Velid'ce makbul sayılmadı.

            "Hayır, hayır! O sihirbaz da değildir. Biz hem sihirbazları, hem de yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okudukları, ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıkları," diye konuştu.

         Bütün tekliflerinin reddedildiğini gören müşrikler, işi Velid'e havâle ettiler:

            "O halde ey Abdüşşems'in babası, ne diyeceğimizi sen söyle" dediler.
Velid'in konuşması şaşırtıcı oldu:

          "Vallahi," dedi, "onun sözlerinde apayrı, bambaşka bir tatlılık vardır. Onun okuduğu sözden tatlı söz olamaz. O bir nurdur. Onun öyle bir tatlılığı vardır ki, sanki kökü çok verimli toprakta, suyu bol bahçelerde yükselen, dalları ise etrafa uzanan gür meyveli bir hurma ağacıdır, o."

             Müşrikler, bu ifadelerden telâşa kapıldılar. Yoksa akıl danıştıkları ve fikir babalarından biri saydıkları Velid de mi Müslüman olmuştu? Hele kendilerini terk edip, evine dönmesi telaş ve endişelerini bütün bütün artırdı. Öyle ki,

        "Velid, dininden döndü" diye söylenmeye bile başladılar.

            Ancak, Velid'in dininden döndüğü filan yoktu. Hangi itham ve iftiranın daha uygun olacağını düşünmek için evine çekilmişti. Kararını verdikten sonra, geri dönüp Kureyşlilere şöyle dedi:

               "Sizin, asılsız ve yalan olduğu kısa zamanda anlaşılacak olan bu dedikleriniz içinde yine akla en yakın olanı ona sihirbaz demenizdir. Çünkü, o öyle büyüleyici bir sözle gelmiştir ki, o söz evladla babanın, kardeşle kardeşin, karı ile kocanın, kavim ve kabilesiyle şahsın arasını açıyor." ( İbni Hişâm, Sîre, 1/288-289; Kâdı İyaz, Şifâ, 1/512-513)

              Bu görüş etrafında birleştiler. Artık, Peygamber Efendimize (hâşâ) sihirbaz diyecekler, bu itham ve iftira ile halkı kendisinden uzak tutmaya çalışacaklardı!

           Cenâb-ı Hak indirdiği âyet-i kerimelerde, Velid bin Muğire'nin bu kurnazca tedbir ve plânından,

             "Kahrolası, nasıl da ölçüp biçti" buyurarak bahsediyor…” (1)

             Allah bundan sonraki ayetlerde de Velid bin Muğire’nin kurnazca tedbir ve planınından bahsediyor.

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

--------------
1.       Suruç, Salih; Müşriklerin Yeni Tertipleri;  http://www.gonlumungulu.com/frmt2313/



******************************************
*******************************************

1 Mart 2015 Pazar

“Ben onu dik bir yola süreceğim.”

     

     Bismillahirrahmanirrahim
     سَأُرْهِقُهُ صَعُودًا
     Se urhikuhu saûdâ(saûden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 17. Ayet

      Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 17. Ayetindeki “onu” kelimesiyle Muğire kast edilmektedir.

       Hakkında bir çok ayet nazil olan, önceki açıklamalarda sık sık sözü geçen  “Velid bin Muğire (530?-622?) Ünlü İslâm kahramanı ve komutanı Halid bin Velid'in babasıdır. Kureyş'in Mahzum boyuna mensuptur. İslâmiyet'ten evvel 590'lı yıllarda yanan Kâbe'nin yeniden inşa edilmesi işinde önemli hizmetlerde bulunmuş, bu iş için sarf edilecek paranın helâl kazançtan verilmesini tavsiye etmiştir. Kendisine en çok evlât ihsan edilen Kureyşlilerden olup, büyük servet bağışlanmıştı. Ancak Yüce Peygamber'in dâvetine uymadığı gibi, sihir yapmakla suçlamıştır. Sahip olduğu evlât ve servetiyle gurura kapılmış, kendisi dururken, Hazreti Muhammed'e peygamberliğin verilmesini hazmedemeyerek böbürlenmiştir.

     …
     Büyük bir servet sahibi olan Velid, halka karşı çok iyi muamele eder ve yardımda bulunurdu. Her yıl değiştirilen Kâbe örtüsü için gereken masrafları tek başına kendisi karşılardı. Peygamber Efendimiz (asm) ile akraba olan Velid'in kardeşi Ebu Umeyye, Peygamber Efendimizin halası Atika ile evliydi. Diğer taraftan Hazreti Ömer'in de dayısı idi.
     …
     Cenâb-ı Hakk'ın büyük nimetler bahşettiği Velid, kibir ve gururuna yenik düşmekteydi. "Ben Kureyş kabilesinin büyüğü ve başı olarak bir kenarda kalayım da vahiy Muhammed'e gelsin? Ebu Mesud Amr bin Umeyr bile nasıl bir kenarda bırakılabilir? Biz ikimiz Taif'in reisleriyiz" diyerek Cenâb-ı Hakk'ın iradesine karşı durmaktaydı. Serveti ve sahip olduğu çocuklarıyla kibirlenmekte, kendisini herkesten üstün görmekteydi. Kendisi iman etmediği gibi, kendi kavminden olanların da iman etmemesi için her türlü yola başvurdu. İslâma ve Peygamberine karşı yaptığı hareketlerinden dolayı, hakkında en çok âyet nazil olan müşrik kişiler arasında yer aldı.” (1)

         Yukarıda kısaca tanıtılan Muğure kast edilerek Allah’ın  Muddesir Suresi 17. Ayetinde “Ben onu dik bir yola süreceğim.”diye buyurmasını Seyyid Kutub şöyle yorumluyor:      

    “Burada hareket hâlinde sıkıntıyı donduran, somutlaştıran bir ifade ile karşı karşıyayız. Sebebine gelince yokuş çıkmak en sıkıntılı, en yorucu yolculuk türüdür. Bir de yokuş çıkmanın irade dışı bir itme ile yapıldığını düşünürsek çekilen sıkıntının ve duyulan yorgunluğun ne kadar artacağını kolayca kestirebiliriz. Bu ifade aynı zamanda somut bir gerçeği dile getirir. Çünkü düz, kolay ve iç açıcı iman yolundan ayrılan kimse sarp, sıkıntılı ve nefes kesici bir patikaya düşmüş olur; sürekli endişe, bunalım, gerilim ve baskı altında yaşar, sanki göğe tırmanıyor gibi nefesi tıkanır; susuz ve azıksız çıkılan bir yolculukta ıssız ve tehlikeli izlerde taban teper, üstelik yolunun sonunda varacağı bir amaç, kazanacağı bir huzur da göremez.” (2)

          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
       ---------------------------

2.       Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm



******************************************
*******************************************

9 Ocak 2015 Cuma

“Hayır, iş sanıldığı gibi değil! O, bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi. ”

      Bismillahirrahmanirrahim
     كَلَّا إِنَّهُ كَانَ لِآيَاتِنَا عَنِيدًا
     Kellâ, innehu kâne li âyâtinâ anîdâ(anîden).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 16. Ayet

     “Ayetin orjinalinde geçen "kellâ" sözcüğü bir paylama, azarlama edatıdır. O gerçeği gösteren kanıtlara ve imana erdiren gerçeklere inatla karşı çıkmış, islam çağrısının önüne dikilmiş, Peygamber'e savaş açmış, kendini ve başlarını hak yoldan alıkoymuş, Kur'an ve islam hakkında asılsız iddialar ortaya atmıştır.” (1)

     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 16. Ayetinde Allah Velid b. Muğire şahsında tüm nankörleri ve inkârcıları, Kurânı yalanlayanları paylamaktadır. Alâk Suresi 6 ve 19. Ayetlerinde de bir paylama edatı olan “kellâ” sözcüğü geçmekteydi.

      Seyyit Kutub, yukarıdaki paragraftan da anlaşılacağı üzere konuyu özetlemiştir. Bazı müfessirler konu ile ilgili rivayetleri, kıssaları yazmışlardır. Bilmen de bu ayetle ilgili kısa bir açıklama yapmıştır:

     “Bu mübarek âyetler, Resûl-i Ekrem'in risâletini tasdîk etmeyen Velîd gibi bir inkarcının pek inatçı ve Allah'ın azabına aday bir şahıs olduğunu bildiriyor. O Yüce Peygamber hakkında o inkarcının ne yanlış kuruntularda bulunmuş olduğunu teşhir ediyor. Nefsine pek kibirli olan o şahsın Resûl-i Ekrem'e sihirbaz ve Kur'an-ı Kerim'e bir insan sözü demek gibi câhilce bir cür'ette bulunmuş olduğunu kınıyor. Artık o inkarcı şahsın çok yakıcı olan ve on dokuz bekçisi bulunan müthiş cehenneme atılacağını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Cenab-ı Hak buyuruyor:
    
     (Hayır) O inkarcının, aç gözlünün arzusu yerine getirilmeyecektir, onun mal ve çocukları arttırılmayacaktır. Çünkü (o, bizim âyetlerimiz için bir inatçı oldu) kendisini o nîmetlere eriştirmiş olan Yaratıcısının Kur'an-ı Kerim'ini inkâr etti, Resûl-i Ekrem'in doğruluğunu, Peygamberliğini kalben anlamış olduğu hâlde sırf inadından dolayı lisanen inkâra cür'et gösterdi. Ne büyük bir sapıklık!.

     Müfessir Mütâkil demiştir ki: Bu âyet-i Kerime'nin inmesinden sonra, Velîd'in servetinde, çocuklarında noksanlık görülmüştür.” (2)

     Allah’ın ayetlerini alaya alıp inkâr edenler ve bunların sonu  Kur’an’ın bir çok ayetinde zikredilmektedir. (3)

     Özetle, Kur’an ayetlerine karşı inatçı kesilenler Allah tarafından paylanmaktadır. Bunlar gereken cezaya çarptırılacaklardır. 

     Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
     ---------------------

1.        Prof. Dr. Kutub, Seyyid; Fizilal’il Kur’an; 
2.        Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri;




******************************************
*******************************************

2 Ocak 2015 Cuma

“Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor..”



     Bismillahirrahmanirrahim
     ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
     Summe yatmau en ezîd(ezîde).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 15. Ayet

            “ Sonra da arttırayım diye umuyor.  Halbuki: O ihtiraslı nankör şahıs (sonra da arttırayım diye tam ah kâr bulunuyor.) mallarının ve çocuklarının daha fazla artmasını pek hırslı bir hâlde arzu ediyor. Nail olduğu o kadar nimetlerinin kadrini bilmiyor, şükrünü yerine getirmeye çalışmıyor. Ne kadar büyük bir ihtiras, ne derece çirkin bir nankörlük? Hattâ diyormuş ki: "Eğer Muhammed -Aleyhisselâm- sâdık oldu ise artık Cennet ancak benim için yaratılmıştır, yâni: Eğer hakikaten Cennet var ise o nimete de nail olacak olan ancak benim." Ne büyük bir bencillik.” (1)

          Bilmen, Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi 15. Ayetini yukarıdaki gibi açıkladıktan sonra "Tefsir-i Kebir, Ruhul'meani."den aldığı konuyla ilgili rivayetlere de yer vermektedir. (1)

          “Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlunun iki vadi dolu altını olsa üçüncü vadinin de kendisinin olmasını ister. Ne var ki insan oğlunun ağzını ancak toprak doldurur. Yine de Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.” (2)

        Gazali, mal sevgisinin kötülüğünün işlendiği İhya’daki yazısında; “Tamahkârlık ve harislik kendisini çirkin huylara, mürüvvetleri yıkıcı münkerleri yapmaya sürükler. Zaten Âdemoğlu hırs, tamahkârlık ve az kanaat üzerine yaratılmıştır.”yargısına varmaktadır. (3)

          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
------------------------
1.       Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali  Alisi ve Tefsiri;
2.       İhya.info; http://www.ihya.info/node/592     Kütüb-ü Sitte; http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2136

3.       Gazali; İhya; http://www.ihya.info/node/592



******************************************
*******************************************