15 Mayıs 2015 Cuma

“Derin derin düşündü o; ölçtü biçti.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
     İnnehu fekkere ve kadder(kaddere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 18. Ayet

         “Kureyş müşrikleri, Peygamber Efendimizin baskılarla, zulüm ve tahakkümlerle, eziyet ve işkencelerle kendilerine boyun eğmeyeceğini anlamışlardı. Bu sebeple, yeni yeni plânlar tertiplemeyi, yeni yeni isnad ve iftiralar uydurmayı tasarladılar. Hedef; Resûl-i Ekrem Efendimizin yüce şahsiyetini nazarlarda (haşâ) küçültmek, ulvî maksat ve gayesinin insanlarca duyulmasına engel olmaktı!
           Bu maksatla hürmet ettikleri büyüklerinden biri olan Velid bin Muğire etrafında toplandılar. Günden güne gelişen, gönüllere saâdet bahşeden îmân, İslâm davası ve onun temsilcisi olan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz hakkında konuşmaya başladılar.

            Fikir babalarından biri olan Velid bin Muğire, etrafında toplanmış, yüzlerine şirkin çirkinliği aksetmiş bulunan arkadaşlarına,
           "Ey Kureyşliler," dedi, "İşte Hac mevsimi de gelip çattı. Arap kabileleri yurdumuza akın edeceklerdir. Muhakkak onlar, şu adamımız Muhammed'in meselesini de duymuşlardır. Size bir takım sorular soracaklardır. Bu sebeple onun hakkında bir fikir etrafında birleşmemiz gereklidir. Tâ ki, aramızda ihtilâfa düşmeyelim."

            Bu, kurnazca bir teklifti. Ayrı ayrı fikir beyan etmeleri elbette onları inanılmaz ve sözlerine güvenilmez bir duruma sokacaktı. Dolayısıyla gelen halk üzerinde de pek tesirli olamayacaklardı.
Kureyşliler, bu kurnaz teklifin sahibini tedbir hususunda da dinlemek istediler.
           "Sen," dediler, "bize bu husustaki görüşünü, kanaatini ve tedbirlerini de söyle. Biz de aynısını söyleyelim ve aynı şekilde hareket edelim." Fakat, Velid, önce onların kanâat ve görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kureyş müşrikleri fikirlerini beyân ettiler.
            "Kâhindir deriz."
           Velid bu fikirlerine katılmadı.
           "Hayır," dedi, "vallahi o, bir kâhin değildir. Biz kâhinleri görmüşüzdür. Onun okuduğu şeyler, öyle kâhin mırıldanışları ve düzmeleri cinsinden değildir. Kâhin doğru da söyler, yalan da. Amma, biz Muhammed'in hiçbir yalanını görmedik ki!"

           Müşrikler,
           "O halde "mecnûn (deli)" diyelim" dediler.

          Velid, bu görüşe de itiraz etti:
           "Hayır," dedi. "O mecnûn da değildir. Delileri görmüşüz. Deliliğin ne olduğunu biliriz. Onun hali bir delininkine asla benzemiyor."
           Topluluktan üçüncü teklif geldi:
            "Öyle ise 'şair'dir deriz."

          Velid bu görüşü de doğru bulmadı.
           "Hayır, o şâir de değildir, biz şiirin her çeşidini biliriz. Onun okuduğu bunların hiçbirine benzemez."

           Müşrikler,
           "O halde 'sihirbaz (büyücü)' deriz."

            Bu fikirler de Velid'ce makbul sayılmadı.

            "Hayır, hayır! O sihirbaz da değildir. Biz hem sihirbazları, hem de yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okudukları, ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıkları," diye konuştu.

         Bütün tekliflerinin reddedildiğini gören müşrikler, işi Velid'e havâle ettiler:

            "O halde ey Abdüşşems'in babası, ne diyeceğimizi sen söyle" dediler.
Velid'in konuşması şaşırtıcı oldu:

          "Vallahi," dedi, "onun sözlerinde apayrı, bambaşka bir tatlılık vardır. Onun okuduğu sözden tatlı söz olamaz. O bir nurdur. Onun öyle bir tatlılığı vardır ki, sanki kökü çok verimli toprakta, suyu bol bahçelerde yükselen, dalları ise etrafa uzanan gür meyveli bir hurma ağacıdır, o."

             Müşrikler, bu ifadelerden telâşa kapıldılar. Yoksa akıl danıştıkları ve fikir babalarından biri saydıkları Velid de mi Müslüman olmuştu? Hele kendilerini terk edip, evine dönmesi telaş ve endişelerini bütün bütün artırdı. Öyle ki,

        "Velid, dininden döndü" diye söylenmeye bile başladılar.

            Ancak, Velid'in dininden döndüğü filan yoktu. Hangi itham ve iftiranın daha uygun olacağını düşünmek için evine çekilmişti. Kararını verdikten sonra, geri dönüp Kureyşlilere şöyle dedi:

               "Sizin, asılsız ve yalan olduğu kısa zamanda anlaşılacak olan bu dedikleriniz içinde yine akla en yakın olanı ona sihirbaz demenizdir. Çünkü, o öyle büyüleyici bir sözle gelmiştir ki, o söz evladla babanın, kardeşle kardeşin, karı ile kocanın, kavim ve kabilesiyle şahsın arasını açıyor." ( İbni Hişâm, Sîre, 1/288-289; Kâdı İyaz, Şifâ, 1/512-513)

              Bu görüş etrafında birleştiler. Artık, Peygamber Efendimize (hâşâ) sihirbaz diyecekler, bu itham ve iftira ile halkı kendisinden uzak tutmaya çalışacaklardı!

           Cenâb-ı Hak indirdiği âyet-i kerimelerde, Velid bin Muğire'nin bu kurnazca tedbir ve plânından,

             "Kahrolası, nasıl da ölçüp biçti" buyurarak bahsediyor…” (1)

             Allah bundan sonraki ayetlerde de Velid bin Muğire’nin kurnazca tedbir ve planınından bahsediyor.

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

--------------
1.       Suruç, Salih; Müşriklerin Yeni Tertipleri;  http://www.gonlumungulu.com/frmt2313/



******************************************
*******************************************