31 Aralık 2016 Cumartesi

"İnsan sözünden başka bir şey değil bu."



     Bismillahirrahmanirrahim
     إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ
     İn hâzâ illâ kavlul beşer(beşeri).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 25. Ayet

               Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi  24. Ayeti açıklanmasında Muğire Kur’an için “Şöyle dedi: "Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil." Sözünün devamında, yani 25. Ayette belirtildiği üzere  "İnsan sözünden başka bir şey değil bu."diye ekleyerek sözlerini pekiştirdi:

              “Ve o çok inatçı, insafsız şahıs, sözlerini tekit için şöyle de dedi: (Bu) Kur'an (başka değil, ancak insan lakırdısıdır.) Allah'ın kelâmı değildir, başkalarının sözlerinden düşürülmüştür. Halbuki, o şahıs Kur'an'ın bir söz hârikası olup insan ve cin sözü olmadığını evvelce kavmi arasında itiraf etmişti. Sonra o herif, kavmini memnun etmek için sözünü değiştirerek Kur'an-ı Kerim hakkında asla lâyık olmayan isnadlarda bulunmuş, kendisini ilâhî azaba lâyık bulundurmuştur.” (1)

            Elmalı da benzer bir açıklama yapmaktadır. Ancak bu konu ile ilgili kıssayı da vermektedir:

           “24. hemen dedi ki: Bu Kur'ân, öteden beri öğretilegelen bir sihirden başka bir şey değil.

          Bu âyette geçen tabirinde iki mânâ vardır:

             Birincisi; me'sur, yani öteden beri öğretilip rivayet olunagelen; sihirbazdan sihirbaza öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir.

           İkincisi; yü'ser, yani diğer sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, "parlak sihir" mânâsına "sihr-i mübin" demelerine benzer.

             25. "Bundan aldatıcı bir albeni var" demiş oluyor ve nihayet kararını şöyle veriyordu: Bu, insan sözünden başka bir şey değil. Böyle deyip kararı bastı. Peygamberliği ve Kur'ân'ın Allah sözü olmasını inkâr ediverdi ki, işte inatçı kâfirlerin Kur'ân ve Peygamber hakkında söyledikleri nihayet budur. Bu, Allah'ın indirdiği kelâmı değil, Muhammed'in kendi söylediği kitabıdır derler.

        Olay tefsirlerde şöyle anlatılır:

          Velid b. Muğire Peygamber (s.a.v)'in yanına gelmiş, Kur'ân dinlemiş ve etkilenmişti. Kalkıp Mahzum Oğulları'na varmış;

         "Vallahi, Muhammed'den az önce bir söz dinledim; ne insan sözü, ne de cin sözü. Onun bir tatlılığı, bir hoşluğu var. Yukarısı meyveli, aşağısı bolluk, zemini bol sulu. O kesinlikle üste çıkar, onun üstüne çıkılmaz." demiş; buna karşı Kureyş: "Velid saptı. Vallahi, bütün Kureyş sapacaktır." demişler, bunu işiten Ebu Cehil, "ben size onun hakkından gelirim." deyip kederli kederli yanına varmış;

               "Ey amca demiş, kavmin sana vermek için bir mal topluyor. Çünkü sen Muhammed'den bir şey elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun."

             Velid: "Kureyş bilir ki, ben onların malca en zenginleriyim." diye cevap vermiş.

              Ebu Cehil demiş ki: "O halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin işitsin, senin onu sevmediğini, inkâr ettiğini anlasınlar."

              Velid: "Ne diyeyim, içinizde şiiri, mısraları kafiyeli kısa vezinli nazmı, kasideyi ve cin şiirlerini benden iyi bileniniz yoktur. Onun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor ki." demiş.

              Ebu Cehil, "yok mutlaka bir şey söylemelisin." deyince kalkıp kavminin toplandıkları yere varmış, "siz, demiş, "Muhammed mecnun" diyorsunuz. Hiç kimseyi boğarken gördünüz mü? Kâhin diyorsunuz. Hiç kâhinlik yaparken gördünüz mü? Şair diyorsunuz. Hiç şiir ile uğraşırken, şiir söylerken gördünüz mü? Yalancı diyorsunuz. Hiç yalanını yakaladınız mı?

             Bunlara cevap olarak, "hayır, ama peki o nedir?" demişler; "durun düşüneyim" demiş düşünmüş, düşünmüş "Bu, öğretilegelen bir sihirdir; bu sadece bir insan sözüdür." demiş, onun bu sözleri Kureyşlilerin hoşuna gitmiş, salonlarında bir alkıştır kopmuş ve onun sözlerini alkışlayarak dağılmışlar.

           Yukarıda geçtiği üzere bazılarının sözlerine göre bu olay Müzzemmil ve Müddessir sûrelerinin iniş sebebi gibi nakledilmiş ise de Velid'in dinlediği âyetlerinlerden olduğuna dair gelen rivayetlerden anlaşıldığına göre bu, bu sûrenin başının değil, bu âyetlerin iniş sebebi olmuştur.” (2)

             Bu kıssayı Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi18. Ayetinde yazmıştık. Kıssada adı geçen kişilerin adlarının     Kur’an-ı Kerimde açıkça geçmediğini hakkı Yılmaz’dan da öğreniyoruz:

            “Alak, Kalem ve Müzzemmil Sûrelerinde mal, mülk ve evlâtlarına güvenerek tâğûtlaştıkları/azıp sapkınlaştıkları anlatılan sembol kişilikler, benzer nitelikleriyle bu Âyetlerde de anlatılmaktadır. İlk vahiy döneminde bu sembol kişiler muhtemelen Velid b. Muğîre, Ebûcehil, Abdü'l- Uzza gibi insanlardı.

           Kur'ân bunların isimlerini açık açık vermez, isimleri yerine karakterlerini, sıfatlarını zikrederek uğrayacakları fena akıbeti açıklamakla yetinir. Bu yaklaşım ve konuyu ele alış biçimi, verilen örneğin her zaman, her çağda ve her yerde geçerli olduğunu gösterir.

          Kısacası, Velid b. Muğîreler, Ebûcehiller, Abdü'l.Uzzalar ve bunların grupları, yandaşları, arkadaşları, ortakları ve işbirlikçileri her zaman vardır ve kıyâmete kadar da var olacaktır. Uğrayacakları kötü akıbet de hep aynı olacaktır.

            Mesajı genel olmakla beraber, yukarıda nitelikleri sayılan kişinin Velid b. Muğîre olduğu kabul edilir. Biyografisine bakıldığında gerçekten de doğduğunda kimsesiz olduğu, hiçbir varlığı olmadığı, sonradan mal. mülk sahibi olduğu, Mekke ile Taif arasında deve ve koyun cinsinden sürülerce hayvanı olduğu, Taif'te yaz. kış meyve veren bahçeleri bulunduğu, ayrıca 7 si Mekke ve 5 i Taif doğumlu olmak üzere on iki evlât sahibi olduğu görülür ki, bu özellikleri Sûredeki anlatıma oldukça uygundur.” (3)

          Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli

-----------------
1.        1. Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; http://www.tahavi.com/tefsir/074.html
2.        Yazır, Elmalı’lı Muhammed Hamdi;  Hak Dini Kur’an Dili;
3.        Yılmaz, Hakkı; Tebyinul Kuran; 



15 Nisan 2016 Cuma

“Şöyle dedi: "Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil."



     Bismillahirrahmanirrahim

     فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ

     Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru).

     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 24. Ayet

    “Vacip Tealâ Kureyş'in şu ısrarları üzerine (Velid)'in evveldi beri düşüne düşüne zihninde hazırladığı ve ta'nolmadığmı bildiği halde izhara mecbur olduğu şeyi söylediğini hikâye etmek üzere buyuruyor.

    Velid kavmine hitaben dedi ki «Şu Kuran olmadı, ancak an'aneyle Öğrenilir sihirdir. Bu Kur'an Muhammed (s.a.v.) in dediği gibi Allah'ın kelâmı değildir, ancak beşer sözüdür». İşte Velid böyle demekle güya başkalarının bulamadığı ve söyleyemediği bir şeyi bulmuş ve söylemiş oldu.”  (1)
  
      “ Genellikle "büyü" veya "sihirbazlık" anlamına gelen sihr terimi, öncelikle "bir şeyi uygun (yahut "tabii") durumundan çıkarıp başka bir duruma dönüştürme"yi ifade eder. Bu nedenle, çoğu zaman, olağan dışı, "gözboyayıcı" büyü yoluyla meydana getirilen cazibeyi veya etkiyi anlatır (Tâcu'l-Arûs). Olumsuz anlamıyla -hakikati inkâr edenlerin ilâhî mesajı tanımlamak için kullandıkları gibi- aynı zamanda "bilerek saptırma" yahut "yanıltma" anlamlarına da gelir.” (2)

      Kur’anda büyü ve büyücülükle alâkalı tahminen 40 ayet geçiyor. (3)

     “İslam, büyüyü ve büyücülüğü kesin bir dille yasaklamıştır: Kur’an-ı Kerîm büyücülerin iflah olmayacağını belirtmiştir (Tâhâ, 20/69). “Bir düğüme üfüren sihir yapmış olur; sihir yapan da şirke girmiş sayılır” buyuran Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sihrin büyük günahlardan ve helak edici yedi cürümden biri olduğunu beyan etmiştir. 

         Bir hadis-i şerifte eşlerin arasını açmak için efsuna başvurmanın, ipliğe okumanın ve büyü yapmanın şirk olduğunu söyleyen Peygamber Efendimiz, başka bir hadiste de, “Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse küfre girmiş olur” buyurmuştur.” (4)
     
      Velid b. Muğire’nin, doğru olmadığını bildiği halde Kur’an ayetlerinin büyüden başka bir şey olmadığını belirtmesinden ibretlerler alınmalı ve her dönemde Muğirelerin olabileceğini unutmamalı.

      Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
     
      -------------------------

1.        Konyalı, Mehmet Vehbi; Büyük Kur’an Tefsiri; 
2.         Esed, Muhammed; Kur’an Mesajı (Meal-Tefsir),  
4.        Tarihte büyü ve büyücülük; http://inceleme.wordpress.com/n-buyu/


1 Ocak 2016 Cuma

“Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.”



     Bismillahirrahmanirrahim
     ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ
     Summe edbere vestekber(vestekbere).
     Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi (74) 23. Ayet

    Kur’an-ı Kerim Muddesir  Suresi  23. Ayette Muğire’nin arkasını dönmesi, Bilmen’in de belirttiği üzere mecaz anlamında yüzünü Haktan çevirmesi olarak yorumlanabilir:

    “(Sonra) O inatçı şahıs (gerisine döndü ve böbürlendi.) yüzünü Haktan çevirdi, kanaatine muhalefette bulundu, kibirli bir vaziyet alarak hakkı kabulden, ikrardan kaçındı, sırf bir inat neticesi olarak Hz. Muhammed'in Peygamberliğini Kur'an-ı Kerim'in ilâhî bir kitap olduğunu inkâra cür'et etti.” (1)

     Velid b. Muğire peygamberliğe kendinin layık olduğunu belirterek böbürlenmekteydi.

     Kur’anda Allh’ın böbürlenmeyi sevmediği birçok ayette belirtilmektedir. (2)

      Gazali'nin de dediği gibi ; ''Benlik yüzünü Allah'a çevirdiğinde RUH , maddeye çevirdiğinde NEFS adını alıyor '' (3)

     Mekke’li müşriklerin ayetler karşısında nasıl tavır aldığını belirten bu sureden hiç bir zaman Hakka arka dönmemek gerektiğini, böbürlenmemek gerektiği dersini çıkartabiliriz.

      Allah’a arkalarını dönüp böbürlenen müşriklerden olmamalı. Rabbimize dönüp nefsimizi arındırmalıyız.

      Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
     
      ------------------------
1.        Bilmen, Ömer Nasuhi; Kur'anı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri; 

3.        Prof. Dr. Öztürk, Yaşar Nuri; Nefs ve Ruh - Kur'an a Göre '' BENLİK '' Aşamaları;   http://www.frmtr.com/islam-ve-insan/1454247-nefs-ve-ruh-kuran-gore-benlik-asamalari.html